Bize kendimizden ve yaşadığımız gerçeklerden seslenir.
Maneviyatımızın zengin dağarcığıdır.
Eski yaşantımız ile yeni yaşantımız arasındaki varılan yolun toplamıdır.
Hayat yolculuğundaki sevgiler, sevinçler, kederler,
gelenler gidenler, ah'lar vah'lar, acı tatlı telaşlar, işler, aşlar, kavuşmalar, ayrılıklar, ölümlerdir yaşanan.
Bir film şeridi gibi gelir geçer gönül kervanından.
Hüzünde tutkular, özlemler, sevinçler eski heyecanını şiddetini yitirmiştir, sessiz sakindir.
Hüzün karamsarlık, üzüntü, sıkıntı, hastalık da değildir.Lakin çok iyilik hali de değildir.
Kendi kalabalığının sarhoşluğunda, hoşluğundadır.
Seni hiç sıkılmadan dinler, anlar.
Masum bir çocuğun mahsun bakışı gibi bakar.
Yüzü, yüzün en doğal spontan halidir.
Kulağıyla, söylenilen tüm şarkıları, türküleri içtenlikle dinler.
Duyulmayan sesi bir çığlıktır aslında ama o susmayı tercih eder.
Kavis yapmış kaşlarının altındaki kirpikleri nemli, gözleri buğuludur.
Genellikle bir eli yüzündedir, düşüncelere dalar durur.
Ayakları vardır ama oturur bir oturduğu yerde kalakalır, yürüse de bastığı yeri yurdu bilmez.
Bölünmüş yalnızlığında, yüzünde tebessüm bile görülür.
Durgundur, ürkek değildir ama derin dalışları vardır, hülyasına dalan.
Hüzün insanın kendi dünyasında yaşamayı, öğrenmesi, bilmesi, analizidir.
Ahestedir.
"Dünya yansa umurunda olmaz" gibi görüntüsünün aksine, herşeye duyarlıdır, hassastır, yarı kırılgan, yarı alıngandır!
Telaşsızdır, korkuya kapılmaz, öfkeli de değildir.
Kimseyle yarışmaz, küsmez, şaşkın da değildir, kendindedir.
Hüznün rengi gridir.
Hayatın yalnızca yeşillerden, mavilerden, toz pembelerden olmadığını bize gösterir.
Onda siyahlar beyazlar karışmıştır.
Uçamayan kanadı, gönlü kırık bir kuştur o.
AYLA CERMEN TÜFEKÇİ