Kurban Teslimiyettir
Kurban; Rabbimizin bizlere bahşettiği en değerli hayatı, değersiz şeylerle harcamaktan kaçınarak en yüce değer uğruna adanmışlıktır. Kurbanın sembolize ettiği gerçek; Hakk’a adanmanın, teslimiyetin diğer bir adıdır.
Hz. İbrahim (a.s) önce can, sonra canan ile sınanmıştır. Ateşte can sınavını vermiş, ateş O’nu yakmamıştır. Çünkü aşkını imana, imanını hayata dönüştüreni ateş tabiî ki yakmazdı. İbrahimî aşkınız varsa bu aşk ateşi Nemrutların ateşini elbet söndürecektir.
Gönül güzelliği ile satırlara nakşedilen öyle yazılar var ki. İşte onlardan biri. Nurullah Gülsever’in gönül telimizi titreten adanmışlığın manifestosunu kaleme aldığı satırları birlikte okuyalım mı?
“Adanmak… Rabbin ilahi kudretinin önünde boynunu kader bıçağına teslim ederek âşık olmaktır… Kurban adanmaktır… İsmail (a.s) gibi nazenince, İbrahim’i (a.s) bilgelikle, Hacer’ce teslim olmaktır… Belki de sonsuza yürümek melekçe ufuklara yücelmektir. Dünya çölünün ücralarından, nefsin dipsiz aşağılıklarından kopup yükselmek, yakınlaşmak ve yakınlaşmak, Efendimizin (s.a.v) eteklerine yapışarak adanmak. Hangi vuslat O’na yakın olmaktan daha sıcak gelir ki? Hele bir de günahlar gurbetinde, yürekleri donduran buzullar ülkesi vatan olmuşsa körpe ruhlarımıza…
Kurban olmak… Nefsi emmarenin boynunu kulluk vadisinde bir çırpıda keskin bıçaklara çalmak… Kurban olmak Habilce razı olmak ve imtihanın ilk kanlı adağı olup rıza bahçelerine konuk olmak. Ve nihayet kurban olmak. Hüseynî aşkın demiyle, kurak çölleri Rahman’ın al gülistanına çevirmek…
Şu dünya gurbetinde hayat devşiririz; bir yanı yıkık, bir yanı buruk, bir yanı sancılı diğer yanı acılı. Soğuk ve boğuk bir tenhanın ıraklarında solan bir hayat.
Hayat devşiririz garipler hanının sahipsiz, maliksiz uzletinde. Sonra han devrilir üzerimize. Biz, kimsesizlik diyarında hayat devşirirken devriliriz. Dünya beşiğinde hayatı uyuturuz can veren dualardan. Yuvasız yollar keser önümüzü…
Bir ceylan yavrusu, yolunu şaşırıp düşer sırtlan sürüsü arasına… Biz hayat devşirirken kayboluruz sıcak kucaklardan uzaklarda. Ne yaman ellere düştük böyle puslu, kasvetli, ıssız, kimsesiz bir hayatın acımasız derinliklerinde kaybolurken, yarlar yarından uzaklığın ayazı keser damarlarımızı. Ne bir yol, ne bir yoldaş; ne bir iz, ne bir rehber bu acayipler beldesinde. Boranlı gazabın üzerimize yağıp durduğu bu garaibler asrında, ne tüten bir ocak, ne sıcak bir kucak ısıtır içerimizi…
İşte adanmak… Uzaklıklar uzaklığı üşütür de nazenin tenimizi, her şeyi ve her yeri ısıtan şefkat kucağına girmek için adanmak… Bir yed-i beyza sırtımızı sıvazlar mı pamuksu? Bir sultan tanırız yakınlara ve uzaklara hükmeden ateşe ve buza boyun eğdiren. Gurbet ve sılanın sahibi, elemin ve lezzetin maliki. Herkese her şeyden daha yakın bir sultan. Sultanın sımsıcak rahmeti bitirir tüm uzaklıkları. Yollar biter, gurbet biter, hasret biter, karanlık ve soğuk biter, bize her şeyden daha yakın Yar’ımızın vuslatında…
Onu tanımaktır işimiz. Ona ram olmaktır gidişimiz. Marifet pusulası O’nun kıblesine yön gösterince, kaybolmuşluk ve tükenmişlik sona erer. Ruhlar ve bedenler O’nun malı olunca kurtulurlar. Tüm bayramlı sılalara çevirir. Rahmetini indiği yerde dertler, belalar son bulur, nurunun kapladığı mekânlara kâbusî karanlıklar elveda eder.
Ve işte adanmak… Sibir vadisinde kurbanlık bir koç gibi İsmailce (a.s) ruhunu Rahman’a teslim eylemek. İsmailce (a.s) nefsin boynunu Rahman’a uzatıvermek. İsmaili (a.s) inancın emelinde yürüyerek aşk şarabını tatmak; nefsiyle, ameliyle, sevdasıyla, umuduyla ve tüm zerreleriyle Allah’a yaklaşmaktır adanmak…
İbrahim (a.s) gibi ciğerparemizi, göz kırpmadan hayatın ve ölümün Padişah’ına sunamıyorsak da yüreğimizin derin boşluklarından, ruhumuzun buhranlarından, nefis ve hevâ zincirlerinin acımasızlığından usanarak çalışıp, çabalayıp didinip yaklaşmaktır Kerim Allah’a adanmak…
Elverir de gafletimizin girdaplarından kurtulursak; elim uzaklığın, zemheri ayrılığın ve ciğer dağlayan gurbetin, can bağımızı tufanzede bir viraneye çevirdiğini görürüz. Ve sonra, zikir fidanlığımızın yapraklarına şebnemler düşer tevbenin ılık esintisi eşliğinde… İliklerimizi donduran firak buzullarını sımsıcak aşk güneşi eritir. Yüreklerimizde çağlayan yakarışlar, Allah’ın (c.c) izni ile dirilişe inkılâp ederken biz yiğitçe hayatlar devşiririz…
Sonra Rahmani aşkın melekûti maverasına ter-u taze hayatlar adarız; altın tepsilerde, halis tütsülerle… Ve boz bulanık asrın çehresi değişir. Bahtı kara coğrafyamız rengin baharlar doğurur; biz adanırken çağ değişir Allah (c.c) bize yar olur. Hz. Muhammed (s.a.v) serdar olur… Müminler Allah’a (c.c) ve Resulüne (s.a.v) kurban olur.
Bayram; Allah’tan korkmak günahları terk etmektir; Sünnet-i Seniyyeye ittiba takva ile bezenmektir. Vatan-ı aslimiz olan Cennete ebedi kalmak üzere kavuşmaktır… Hepimizin bayramı böyle olsun İnşaallah... Bayram, sevindiğimiz kadar değil sevindirdiğimiz kadardır anlayışı ile bayramımız mübarek olsun…”
Kendisi ile tanışık ve barışık olan, Rabbi ile de tanışık ve barışıktır. Kurban yakınlaşmanın en önemli özelliğidir. “Kurbanın ne kanının ne de etinin Allah’a ulaşacağını, O’na sadece ulaşacak olanın takva olduğunu” yüce Kur’an dile getirmektedir.
Kurban inancını canlı tutmak aynı zamanda meydan okumaktır. Hz. İbrahim (a.s) ve Hz. İsmail’in (a.s) şahitliğini çağa taşımaktır. İmtihan için geldiğimiz şu dünyada kulluğun manası, Allah’a itaat şuuru içinde O’nu razı edecek şeyleri yerine getirmektir. Rabbimizi hoşnut etmek, rızasını kazanmak, nefsimizi arındırmak ve eğitmekle Hakk’a yakın olacağız.
Efendimiz (s.a.v) kurban kesmiş ve ümmetine de tavsiye etmiştir. Bu ibadet vacip ve sünnet olarak uygulanmaktadır. Kurbanı Allah rızası için muhtaçlara dağıtırız. Bu mübarek günlerde Kurban, Bayram Namazı, Teşrik Tekbirleri, mezarlık ve akraba ziyaretleri ile hasret gidererek muhabbeti artırmalıyız. Günümüzde haberleşme imkânı geliştiği için gidemediğimiz yerlere telefon, mesaj, e-mail yoluyla ulaşabiliriz artık.
Kurban şuur ve teslimiyetin sembolüdür. Kurban olayını Kur’an-ı Kerimde şöyle anlatılıyor. “Ey Rabbim! Bana salihlerden olacak bir çocuk bağışla. Biz de ona uysal bir oğul müjdeledik. Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince İbrahim ona yavrum, ben rüyamda seni kurban ettiğimi gördüm. Düşün bakalım, ne dersin, dedi. O da babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın, dedi. Nihayet her ikisi de Allah’ın emrine boyun eğip, İbrahim de onu yüz üstü yere yatırınca, ona şöyle seslendik: Ey İbrahim! Gördüğün rüyanın hükmünü yerine getirdin. Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle ödüllendiririz. Şüphesiz bu apaçık bir imtihandır. Biz, İbrahim’e büyük bir kurbanlık vererek İsmail’i kurtardık. Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık. İbrahim’e selâm olsun.” (Saffat Sûresi, 100–109. Ayetler)
Kurban vermektir. Kurban, teslimiyettir. Kurban, dayanmaktır. Allah’a adanmışlıktır. Kurban, Hz. İsmail gibi her şeyden vazgeçebilmek, boyun eğebilmektir. Kurban, Hz. İbrahim gibi emre itaattir. Kurban en sevdiğini daha çok sevdiğin için bırakabilmektir. Sadece Allah için hesapsız ve içten vazgeçebilmektir.
Vatan uğruna kurban olanlar 24 şehidin taze acısını anlatır. Kurban, dayanabilmektir. Canlı bombanın üzerine kapanan anne yalvarır. “Kurban olayım patlatma, çocuklarım var” der ve kurban olur. Fesadı önlemek için anlık ve içten bir seslenişle.
Kurban, yaşam filmini gözden geçirip zamansız elveda diyebilmektir. Kurban, bedel ödemektir. İyilik ve hayır adına yapılanların karşılığı elbette ahirette umulur. Şer gibi görünende hayır olabilir. Nefsimize ağır gelse de Van’da birlik ve beraberliğin adıdır. Kardeşliğin, yardımlaşmanın, dostluğun adıdır.
Rabbim, bizlere kurban olmanın şuurunu nasip etsin. Bayramlarınız gerçek bayramlar olsun. Selam ve dua ile…
Hz. İbrahim (a.s) önce can, sonra canan ile sınanmıştır. Ateşte can sınavını vermiş, ateş O’nu yakmamıştır. Çünkü aşkını imana, imanını hayata dönüştüreni ateş tabiî ki yakmazdı. İbrahimî aşkınız varsa bu aşk ateşi Nemrutların ateşini elbet söndürecektir.
Gönül güzelliği ile satırlara nakşedilen öyle yazılar var ki. İşte onlardan biri. Nurullah Gülsever’in gönül telimizi titreten adanmışlığın manifestosunu kaleme aldığı satırları birlikte okuyalım mı?
“Adanmak… Rabbin ilahi kudretinin önünde boynunu kader bıçağına teslim ederek âşık olmaktır… Kurban adanmaktır… İsmail (a.s) gibi nazenince, İbrahim’i (a.s) bilgelikle, Hacer’ce teslim olmaktır… Belki de sonsuza yürümek melekçe ufuklara yücelmektir. Dünya çölünün ücralarından, nefsin dipsiz aşağılıklarından kopup yükselmek, yakınlaşmak ve yakınlaşmak, Efendimizin (s.a.v) eteklerine yapışarak adanmak. Hangi vuslat O’na yakın olmaktan daha sıcak gelir ki? Hele bir de günahlar gurbetinde, yürekleri donduran buzullar ülkesi vatan olmuşsa körpe ruhlarımıza…
Kurban olmak… Nefsi emmarenin boynunu kulluk vadisinde bir çırpıda keskin bıçaklara çalmak… Kurban olmak Habilce razı olmak ve imtihanın ilk kanlı adağı olup rıza bahçelerine konuk olmak. Ve nihayet kurban olmak. Hüseynî aşkın demiyle, kurak çölleri Rahman’ın al gülistanına çevirmek…
Şu dünya gurbetinde hayat devşiririz; bir yanı yıkık, bir yanı buruk, bir yanı sancılı diğer yanı acılı. Soğuk ve boğuk bir tenhanın ıraklarında solan bir hayat.
Hayat devşiririz garipler hanının sahipsiz, maliksiz uzletinde. Sonra han devrilir üzerimize. Biz, kimsesizlik diyarında hayat devşirirken devriliriz. Dünya beşiğinde hayatı uyuturuz can veren dualardan. Yuvasız yollar keser önümüzü…
Bir ceylan yavrusu, yolunu şaşırıp düşer sırtlan sürüsü arasına… Biz hayat devşirirken kayboluruz sıcak kucaklardan uzaklarda. Ne yaman ellere düştük böyle puslu, kasvetli, ıssız, kimsesiz bir hayatın acımasız derinliklerinde kaybolurken, yarlar yarından uzaklığın ayazı keser damarlarımızı. Ne bir yol, ne bir yoldaş; ne bir iz, ne bir rehber bu acayipler beldesinde. Boranlı gazabın üzerimize yağıp durduğu bu garaibler asrında, ne tüten bir ocak, ne sıcak bir kucak ısıtır içerimizi…
İşte adanmak… Uzaklıklar uzaklığı üşütür de nazenin tenimizi, her şeyi ve her yeri ısıtan şefkat kucağına girmek için adanmak… Bir yed-i beyza sırtımızı sıvazlar mı pamuksu? Bir sultan tanırız yakınlara ve uzaklara hükmeden ateşe ve buza boyun eğdiren. Gurbet ve sılanın sahibi, elemin ve lezzetin maliki. Herkese her şeyden daha yakın bir sultan. Sultanın sımsıcak rahmeti bitirir tüm uzaklıkları. Yollar biter, gurbet biter, hasret biter, karanlık ve soğuk biter, bize her şeyden daha yakın Yar’ımızın vuslatında…
Onu tanımaktır işimiz. Ona ram olmaktır gidişimiz. Marifet pusulası O’nun kıblesine yön gösterince, kaybolmuşluk ve tükenmişlik sona erer. Ruhlar ve bedenler O’nun malı olunca kurtulurlar. Tüm bayramlı sılalara çevirir. Rahmetini indiği yerde dertler, belalar son bulur, nurunun kapladığı mekânlara kâbusî karanlıklar elveda eder.
Ve işte adanmak… Sibir vadisinde kurbanlık bir koç gibi İsmailce (a.s) ruhunu Rahman’a teslim eylemek. İsmailce (a.s) nefsin boynunu Rahman’a uzatıvermek. İsmaili (a.s) inancın emelinde yürüyerek aşk şarabını tatmak; nefsiyle, ameliyle, sevdasıyla, umuduyla ve tüm zerreleriyle Allah’a yaklaşmaktır adanmak…
İbrahim (a.s) gibi ciğerparemizi, göz kırpmadan hayatın ve ölümün Padişah’ına sunamıyorsak da yüreğimizin derin boşluklarından, ruhumuzun buhranlarından, nefis ve hevâ zincirlerinin acımasızlığından usanarak çalışıp, çabalayıp didinip yaklaşmaktır Kerim Allah’a adanmak…
Elverir de gafletimizin girdaplarından kurtulursak; elim uzaklığın, zemheri ayrılığın ve ciğer dağlayan gurbetin, can bağımızı tufanzede bir viraneye çevirdiğini görürüz. Ve sonra, zikir fidanlığımızın yapraklarına şebnemler düşer tevbenin ılık esintisi eşliğinde… İliklerimizi donduran firak buzullarını sımsıcak aşk güneşi eritir. Yüreklerimizde çağlayan yakarışlar, Allah’ın (c.c) izni ile dirilişe inkılâp ederken biz yiğitçe hayatlar devşiririz…
Sonra Rahmani aşkın melekûti maverasına ter-u taze hayatlar adarız; altın tepsilerde, halis tütsülerle… Ve boz bulanık asrın çehresi değişir. Bahtı kara coğrafyamız rengin baharlar doğurur; biz adanırken çağ değişir Allah (c.c) bize yar olur. Hz. Muhammed (s.a.v) serdar olur… Müminler Allah’a (c.c) ve Resulüne (s.a.v) kurban olur.
Bayram; Allah’tan korkmak günahları terk etmektir; Sünnet-i Seniyyeye ittiba takva ile bezenmektir. Vatan-ı aslimiz olan Cennete ebedi kalmak üzere kavuşmaktır… Hepimizin bayramı böyle olsun İnşaallah... Bayram, sevindiğimiz kadar değil sevindirdiğimiz kadardır anlayışı ile bayramımız mübarek olsun…”
Kendisi ile tanışık ve barışık olan, Rabbi ile de tanışık ve barışıktır. Kurban yakınlaşmanın en önemli özelliğidir. “Kurbanın ne kanının ne de etinin Allah’a ulaşacağını, O’na sadece ulaşacak olanın takva olduğunu” yüce Kur’an dile getirmektedir.
Kurban inancını canlı tutmak aynı zamanda meydan okumaktır. Hz. İbrahim (a.s) ve Hz. İsmail’in (a.s) şahitliğini çağa taşımaktır. İmtihan için geldiğimiz şu dünyada kulluğun manası, Allah’a itaat şuuru içinde O’nu razı edecek şeyleri yerine getirmektir. Rabbimizi hoşnut etmek, rızasını kazanmak, nefsimizi arındırmak ve eğitmekle Hakk’a yakın olacağız.
Efendimiz (s.a.v) kurban kesmiş ve ümmetine de tavsiye etmiştir. Bu ibadet vacip ve sünnet olarak uygulanmaktadır. Kurbanı Allah rızası için muhtaçlara dağıtırız. Bu mübarek günlerde Kurban, Bayram Namazı, Teşrik Tekbirleri, mezarlık ve akraba ziyaretleri ile hasret gidererek muhabbeti artırmalıyız. Günümüzde haberleşme imkânı geliştiği için gidemediğimiz yerlere telefon, mesaj, e-mail yoluyla ulaşabiliriz artık.
Kurban şuur ve teslimiyetin sembolüdür. Kurban olayını Kur’an-ı Kerimde şöyle anlatılıyor. “Ey Rabbim! Bana salihlerden olacak bir çocuk bağışla. Biz de ona uysal bir oğul müjdeledik. Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince İbrahim ona yavrum, ben rüyamda seni kurban ettiğimi gördüm. Düşün bakalım, ne dersin, dedi. O da babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın, dedi. Nihayet her ikisi de Allah’ın emrine boyun eğip, İbrahim de onu yüz üstü yere yatırınca, ona şöyle seslendik: Ey İbrahim! Gördüğün rüyanın hükmünü yerine getirdin. Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle ödüllendiririz. Şüphesiz bu apaçık bir imtihandır. Biz, İbrahim’e büyük bir kurbanlık vererek İsmail’i kurtardık. Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık. İbrahim’e selâm olsun.” (Saffat Sûresi, 100–109. Ayetler)
Kurban vermektir. Kurban, teslimiyettir. Kurban, dayanmaktır. Allah’a adanmışlıktır. Kurban, Hz. İsmail gibi her şeyden vazgeçebilmek, boyun eğebilmektir. Kurban, Hz. İbrahim gibi emre itaattir. Kurban en sevdiğini daha çok sevdiğin için bırakabilmektir. Sadece Allah için hesapsız ve içten vazgeçebilmektir.
Vatan uğruna kurban olanlar 24 şehidin taze acısını anlatır. Kurban, dayanabilmektir. Canlı bombanın üzerine kapanan anne yalvarır. “Kurban olayım patlatma, çocuklarım var” der ve kurban olur. Fesadı önlemek için anlık ve içten bir seslenişle.
Kurban, yaşam filmini gözden geçirip zamansız elveda diyebilmektir. Kurban, bedel ödemektir. İyilik ve hayır adına yapılanların karşılığı elbette ahirette umulur. Şer gibi görünende hayır olabilir. Nefsimize ağır gelse de Van’da birlik ve beraberliğin adıdır. Kardeşliğin, yardımlaşmanın, dostluğun adıdır.
Rabbim, bizlere kurban olmanın şuurunu nasip etsin. Bayramlarınız gerçek bayramlar olsun. Selam ve dua ile…
Kurban Teslimiyettir başlıklı yazı Ali ÖZKANLI tarafından
02.10.2014 tarihinde sitemize eklenmiştir.
Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu, kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.
İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yükleniyor...
Yorum yazmak için giriş yapın.