Hayat Boyu Öğrendiklerimiz
Neler öğrenmedik ki şu kısa fani dünyadan…
Sevdik sevildik, başardık mutlu olduk, yanıldık üzüldük, hayata dair çıkarsızca koştuk yorulduk. Sorgusuz, yargısız, insafsız hayata yenildik. Belki de en acı bir şekilde çekildik, kabuğumuzdan izledik olanları. Dürüstlükten, yalandan uzak yaşamaya çalıştıkça hain dünya üzerimize geldi geldi…
Zamansız
sevdik, zamansız güvendik, zamanı gelince durduk izledik olanları ihaneti
görsek de anlamamazlıktan gelip devam ettik yüreğimizin el verdiğince. Hayatın tuzu ile karıştırdık, tat verdik bir
tutam sevgi şekeri ile, eledik un misali bizi vuran, yüreğimize acı veren her şeyi.
Kaçamak gülüşler verdik bazen, bazense içten dolu dolu gülüşler savurduk
etrafımıza.
Ne kadar tepki gösterdik?
Yoksa tepkilerimizi gösterememenin durgunluğunu
mu yaşadık çoğunlukla?
Beklediklerimizi
bulmak ve beklentilerimizi yaşamak adına neler yaptık?
Kazanmak, başarmak neydi bizim için?
Bir
tutam sevgiyle yoğrulup, mutluluk saçmak ve almak en büyük başarıydı belki.
Değerlerimizi hiçe saymamak, örf ve adetlerimizi devam ettirmek bu kadar zor mu
artık? Niçin yitiriyoruz sevgimizi? Niçin haykırmıyoruz sevgi sözlerini, neden
korkuyoruz artık sevmek sevilmekten?
Çıkarcıyız. Çünkü; sevdiğin kadar sevilir, verdiğin değer kadar değer alırsın, her şeyin bedeli var, ödersen alırsın misali olduk artık.
Canım ninem, bazen bizlere küçük hikayeler anlatırdı. Güven, insan olmak hakkında dersler verirdi bize. Dinlerdik masum, meraklı gözlerle gülüşürdük sonra. Çocukluk işte.
Bir gün, sahtekârların, cin fikirlilerin, çıkarcıların ne kötü insanlar olduğunu vurgulamak için anlattığı hikayeyi paylaşmak isterim sizlerle;
Bilirsiniz
ki, eskiden kapılar ahşap olurdu. Sokak sütçüleri kapı kapı gezer, sütlerini
satar ve samimi hoş sohbetler yaşanırdı derdi ninem. Üç günde bir süt alıp,
yoğurt yapar, mis gibi ayranlar içerdik. Hatta ve hatta o yoğurtlardan börekler
yapıp, sütlerin kaymağını da böreklerin üzerine koyardık derdi. Değerlendirirdik
her şekilde süt ve ürünlerini. Bu sütçüler, süt verdikleri kişileri evde
bulamadıklarında komşularına emanet eder ve ahşap kapılara bir çentik atarmış.
Ay sonunda da hesap yapıp bu çentikleri sayar alacaklarını toplarmış. Ahşap
kapı ve bir tebeşir yeterliymiş bunun için. O çentiklere ne dokunan olurmuş
nede silen veya ekleyen.
İşte
ninem, şimdiki insanlar olsa o çentiklere bir çentik ilave eder, üçkâğıt yapar
veya siler, derdi ki; şimdi neler oluyor
neler… Ticaret dediğin, dürüst ve
ahlaklı insanlar tarafından yapılırmış. Elbette ki yok mu? Hâlâ var. Ancak
azaldılar, tükenmek üzereler...
Başarının
dürüstlükten değil, nasıl kolay kâr edeceğini hesaplayan, alavere
dalaverecilerle doldu ticarethaneler…
Vildan Çalışkan KILIÇER
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.