Tokat - Amasya Seyahatnamesi
TOKAT – AMASYA SEYAHATNAMESİ
Çisil çisil yağmur yağar Ankara Tokat arası,
Uğraşma! Fırtınayla bile dinmez gönül yarası,
Aşkıma kabarma ey Yeşilırmak, kalbi karası,
Yârin nabzının sedasından ayırma beni Rabbim !
Vesile oldu Cihan Balcı, kalbi “Yâr” diye atar,
Ettiği duayı “duanız yeter” diyerek satar,
Kazandığı sevapların üstüne bin sevap katar,
Yârin nabzının sedasından ayırma beni Rabbim !
Yârin dizinin dibinde isem, her yer “TOKAT” bana,
“Bismillah” deyip, ilahi güç verdik delik tabana,
Neyleyim kundurayı, çarıkla giderim yabana,
Yârin nabzının sedasından ayırma beni Rabbim !
Sisli havasıyla Karadeniz’in ayrı tadı var,
Hitit Çorum’un “Leblebi Diyarı” diye adı var,
Kerpicim başkadır, tuğla diye gâvur icadı var,
Yârin nabzının sedasından ayırma beni Rabbim !
Turhal’a girer iken pancarın bacası karşılar,
Her yanı şeker olmuş, eskimeyen şeker çarşılar,
Boz bulanıktır Yeşilırmağım, boyunca arşılar,
Yârin nabzının sedasından ayırma beni Rabbim !
İlk türbe ziyaretgâhımız Şeyh Mustafa Efendi,
Koltuğun altında “Kesik Baş”ıyla düşmanı yendi,
Türbesinde ne mübarek zat, ne büyük asker dendi,
Yârin nabzının sedasından ayırma beni Rabbim !
Tahinli cevizli katmere doyamadık Turhal’ım,
Doyamadık şeker miydin, şerbet miydin, yoksa balım,
Nazlanma Turhal, dönüşte de uğrarız, bu ne çalım,
Yârin nabzının sedasından ayırma beni Rabbim !
Ballıca Mağarasından önceki son durak Pazar,
Yurdumun yüzde otuz sekiz üretimine nazar,
Üzerinde Tokat’ın Taşova Domatesi yazar,
Yârin nabzının sedasından ayırma beni Rabbim !
Kurban olurum yârimin kaşlarının arasına,
Sineye ateş mi olsam, merhem olsam yarasına,
Eyvah, maalesef vardık Ballıca Mağarasına,
Yârin nabzının sedasından ayırma beni Rabbim !
Tabiat harikası, yayla yoluna âşık oldum,
Sarkıtınızdan süzülenlerinle dikine doldum,
Soğuksun Ballıca, flaşsız fotoğraf misali soldum,
Yârin nabzının sedasından ayırma beni Rabbim !
Akşamüstü Tokat’a vardık, İşeri Oteline,
Gezemedik ya gündüz gündüz, bastılar bam teline,
Gazi Osman Paşa Bulvarında kapıldık seline,
Yârin nabzının sedasından ayırma beni Rabbim !
Akşam niyetine de olsa sevdik seni Tokat’ım,
Olmasa da sarı kuyruklu arabam, beyaz atım,
İnşallah bir daha gelirim, kalmasa da takatım,
Yârin nabzının sedasından ayırma beni Rabbim !
Amasya “Şehzadeler Şehri” diye nam almış derler,
Padişah evlatlarını başlarına taç ederler,
Kızlar elmayı güzellik reçetesi diye yerler,
Yârin nabzının sedasından ayırma beni Rabbim !
Amasya’da ilk durağımız Bimarhane Müzesi,
Zamanenin Eğitim ve Araştırma Hastanesi,
Balmumundan yapılmış tabipler müzenin gözdesi,
Yârin nabzının sedasından ayırma beni Rabbim !
“Aşk Kapısı” dedim, sevdiceğime dilek tutturdum,
Hocamız misali “ya tutarsa” diye uyutturdum,
İnanmadı bana ama bir güzelce de yutturdum,
Yârin nabzının sedasından ayırma beni Rabbim !
Sultan Beyazıt Külliyesine hayran, şaşkın kaldım,
Sanki o anları yaşayıp, birden geçmişe daldım,
Şehzadeler ile kılıç kuşanıp, harp dersi aldım,
Yârin nabzının sedasından ayırma beni Rabbim !
İki çınar arasında dua ettim, emek verenlere,
Allah’ım gani gani rahmet eylesin erenlere,
VAV harflerinin üzerine LALE’yi derenlere,
Yârin nabzının sedasından ayırma beni Rabbim !
Osmanlı torunu olmakla daim gurur duyarım,
Öğütleri kulağımda küpe, koşulsuz uyarım,
Geçmişime dil uzatana, gözlerini oyarım,
Yârin nabzının sedasından ayırma beni Rabbim !
Şehzadelerimiz “BÜYÜK ÇINAR”ın dallarıydı,
Mübarek kanları AL BAYRAĞIMIZIN allarıydı,
Sultan Süleyman Babanın şekerleri, ballarıydı,
Yârin nabzının sedasından ayırma beni Rabbim !
Yazmakla bitmez kalemim, çalmakla da susmaz sazım,
Evladınızım Ey Cihan Sultanı ! Sizedir nazım,
Kalbim sizde lakin büyük müzeyi gezmemiz lazım,
Yârin nabzının sedasından ayırma beni Rabbim !
Toprağın altında küflenmekten, çürümekten bıkmış,
Amasya’nın derinliklerinden gün yüzüne çıkmış,
Savaş malzemeleri, nice imparatorlar yıkmış,
Yârin nabzının sedasından ayırma beni Rabbim !
İlhanlılardan kalma, çürümüş yedi mumya vardı,
Ölüm korkusu mu kadar korkuttu, neden karardı,
Hallerini görünce içimi bir ürperti sardı,
Yârin nabzının sedasından ayırma beni Rabbim !
Sormayın anlatamayacağım, mumyalar bu kadar,
Uzaktan bakınca Kral Mezarları çok küçük ve dar,
Şehirde hakim tepede, şimdi bile sanki radar,
Yârin nabzının sedasından ayırma beni Rabbim !
Çıkamam o kadar taşı, uzaktan baksak ta yeter,
Kaleye çıksam neyse, dökmem bu kadar boşuna ter,
“Kral çıplak” derim, onlar için ölümden bile beter,
Yârin nabzının sedasından ayırma beni Rabbim !
Yeşilırmak’ın sahili konaklarla donatılmış,
Bulanık sulara Saltanat kayıkları atılmış,
Derme bozma, kırık dökük değirmenlikler çatılmış,
Yârin nabzının sedasından ayırma beni Rabbim !
Ey Şehzadeler Şehri Amasya’mız ! Doymadık sana,
Sultan Beyazıt’ın anasıymış Sultan Hürrem Ana,
Ferhat’ın çıkardığı sulardan içtik kana kana,
Yârin nabzının sedasından ayırma beni Rabbim !
Maalesef seyahatnamemizin sonuna geldik,
Gurur duydum Şehzadelerimiz ile, başımız dik,
Unutulmaz zaferler, tarih kitaplarından bildik,
Yârin nabzının sedasından ayırma beni Rabbim !
Seyahat Vuslat’ın yaralı yüreğini kabartı,
Hakkınızı helal edin, belki de fazla abartı,
Maksat yâr ile seyahat, seyahat fazladan artı,
Yârin nabzının sedasından ayırma beni Rabbim !
Okyanus Yürekli Adam
(Vuslat-ı Mor)
14.11.2012 – 22:42
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.