Bir serçe olsam küçük ama çevik
Gezinsem sürülerle beraber
Önüme atılan ekmek kırıntıları
Üç günlük yemeğim olsa
Kar da çamur da olsa
Didinsem rızkımı bulacağımı bilerek
Boyun eğmeden kimseye
Yalnız bilerek gelenin kimden olduğunu
Hiç korkmasam sıcaktan, soğuktan
Hep dimdik dursam, göç etmek yerine
Sesim öyle güzel olsa ki bir bülbül olsam
Bülbül olsam da konsam gül dalına
O gül için şakısam, söylesem
Ne bıraksam şarkı söylenmedik, ne de şiir
En güzel gazeli benden dinleseler
Mecnun, Kerem kıskansa beni
Fuzuli beni ince ince işlese kâğıda
Hüsn-ü Aşk dese Şeyh Galib sözlerime
Anlatsa benimle herkes sevdasını
Hüthüt olsam Belkıs’ın sarayından elçi
Süleyman mühründe gezinsem
Adım Peygamber hikâyelerinde geçse
Âlemin sırlarında kanat çırpsam
İtibarım olsa da unutmasam nereden geldiğimi
En çelebisi olsam kuşların
Sözün gümüşlüğü kadar
Bilsem sükûtun altınlığını da
Karga olsam yaşasam asırlarca
Hani insana bile gömmeyi öğreten
Edebi, hayâyı en iyi bilen
Sadakat dedin mi böyle olur deseler
Dalga geçseler bet sesimle
Doğduklarını, yaşadıklarını
Hatta öldüklerini gördüklerim
Bileniniz mi var benden iyi faniliği
Zümrüdü Anka olsam, Kaf Dağı mekanım
Aşsam Emmare çölünü, Levvame tepesini
Hiçlikte bulsam kendimi yine hiç olsam
Yanıp tutuşsam
Yandıkça küllerimden yeniden doğsam
Hedefim Kaf Dağı’nı aşmak, Aşk denizinde boğulmak olsa
Bilsem ki ölüm son değil, yeni bir doğum
Bilsem ki yanan hakikat değil sahte gerçeklik
Mehmet Şahan...