Kötü Huyundan Vazgeçmemenin Bedeli
Soruyorum kardeşime, “Mutlu musun?”
Diye.
—Çalışırken mutlu değilim. Evimde hiç
değil…
—Mutsuzsun yani?
—Yo. Sigara içiyorum. İçki
yudumluyorum. Dans ediyorum. Kafam dönüyor sonunda mutluluktan. Tüm sorunlarımı
unutuyor uçuyorum adeta. Yatağa bile nasıl girdiğimi hatırlamıyorum.
— Her gün aynı hisleri yaşayabiliyor
musun?
—Elbette. Ama yaşlanıyorum. Bu kötü alışkanlıklarımı
kaldıramıyor artık bedenim. Geçen gün doktora gittim. Her iki ciğerimde de
sorun varmış. Böyle yaşamaya devam edersem çok kısa bir süre sonra ağır bir
hastalık yaşayabilirmişim. Doktora böyle yaşamaktan mutluyum dedim. Oda “Sen
bilirsin ama bedeline katlanırsın sonunda.” Dedi.
—Ne yapacaksın peki?
—Acı patlıcanı kırağımı çalar. Böyle yaşamaya
devam edeceğim tabi ki. Doktorları zaten sevmem. Kendileri de benim gibi kötü
alışkanlıklar içinde yaşarlar da bunu saklarlar…
—Ama senin için doğru olanı söylemiş,
uyarmış. Bundan ders çıkarmalısın kendine ilk önce. Sonra da sevdiklerin için.
Üstelik öylesine bencilsin ki, eşini hep yalnız bırakıyorsun. Bak böyle
yaşamaya devam edersen, seni bir gün terk eder, bilesin.
—Boş ver beni, ben iyiyim, mutluyum.
Konuyu değiştirelim mi?
—?
Tartışmadan kaçmakla sorunlar
bitecekmiş gibi konuşmak istemedi benimle. Sanki olacakları görür gibiydim ama elimden
bir şey de gelmiyordu.
…
Gecenin bir vaktinde telefon inatla
çalıyordu. Bu konuşmadan altı ay sonraydı. Tedirgin bir şekilde ısrarla çalan
telefonu açtım. Yengem telefonda ağlayarak, “ Hastanedeyim, acildeyim. Lütfen
buraya gel acil olarak ağabey.” Hemen giyindim, telaşla arabama atlayıp
hastaneye gittim. Yengemi aradım ve perişan halini görünce korkarak,
—Ne oldu?
—Kardeşin kalp krizi geçirdi. Yoğun
bakımda.
—Ne zaman, nerede oldu?
—Barda içki içiyormuş, aniden yığılmış
yere. Çevresindekiler telefonumu bulup beni aradılar.
—Doktorlar ne diyor?
—Akciğeri iyi değilmiş, nefes almakta
güçlük çekiyor. Yaşama olasılığı çok yüksek ama beyninde hasar meydana gelmiş.
Kurtulsa bile felç olma ihtimali yüksekmiş.
—Aman yarabbi! Çok fena bir durumla
karşı karşıyayız. O kadar söyledim ona doktoru dinle diye ama dinlemedi.
Mutluyum dediği ne varsa onu mahvetti. Üç günlük bir mutluluk için bir ömür
sıkıntı çekecek desene. Üstelik bu sıkıntıyı sevdikleri olarak bizde çekeceğiz.
Ne yapalım yenge, başa geldi hep birlikte çekeceğiz.
Gelin durmadan ağlıyor, kaderine isyan
ediyordu sözleriyle. Ben hayır dua ediyordum. Günler geçiyor. Kardeşim sonunda kurtuldu
ama felç oldu. Ona ne içki veren var ne sigara nede harekete alışmış bedenin
canlı hali… Konuşamıyor, gözleri artık bomboş bakıyordu. Bir çocuk gibi her
şeye muhtaç olmuştu!
…
Karısı, çocuklarını da yanına alarak evi
terk etti. Sonrada da boşandı. Ben ona bir bakıcı tuttum. Sonuçta, bir ev
geçindiriyordum ve benimde mali durumum kardeşim yüzünden sallantı içinde
kalmıştı. Eşim, buna neden katlanıyoruz diye sorup duruyordu bana… Evimde huzur
kalmamıştı. Bu durum böyle devam ederse, eşimde evden kaçıp gidecek diye telaş
içindeydim. Depresyondaydım. Annem babam yaşlılar ve onların mali durumları da
iyi değildi. Kardeşimin haline üzülen annemde kalp krizi geçirdi. Allah’a şükür
sağlığı düzelmişti. Herkese pozitif olmak ve onları idare etmek zorundaydım. Bazen
kendi kendime soruyordum, neden her sorunu ben üstlenecektim ki… Bu yük bana
ağır geliyordu. İçimi kimseye dökemiyordum. Sevdiklerim bile isyankârlardı
bana.
Hiç içki içmedim. Sigara kullanmadım.
Standart bir yaşam sürdüm. Kimseyi kırmadım. Mütedeyyin yaşadım. Her namazımın
ardından ellerimi açıyor ve hüngür hüngür ağlıyordum çaresizliğime. Rabbimden
bir teselli, bir ışık bekliyordum. Herhalde namaz ve dualarım olmasa, kafayı
çoktan yerdim. Ben böyle yaşarken, çevremdeki herkes, dünyalık mutluluk ve
zevkin içinde günlük yaşamaya devam ediyorlardı. Benim güzel ve kalıcı şeyler
yaşayamamam, psikolojik destek bulamamam beni çıldırtıyor, huysuzlaştırıyordu.
Nefes alamıyordum adeta. Eşime, anne ve babama bunun geçici bir sınav olduğunu
anlatıyordum. Ama bana inanmıyorlardı. Sadece rahatlarını düşünüyorlar ve
sağlıklı bir yaşamın beklentisi içindeydiler. Ben adeta yalnızlaştırılmıştım…
Bazen başımı alıp dağlara kaçasım geliyordu, Yunus a.s. gibi. Sonra
düşündüğümde, bu gerçeğin acısı var olacaktı içimde ve nereye gidersem gideyim,
bu manzara benimle taşınacak, hep merak edecektim ne oldu acaba diye. Böyle
düşününce de vazgeçiyordum.
Akacak kan tende durmaz derler ya…
Rabbime sığındım. Ben elimden geleni yapmalıydım. Zalim olamazdım. Eşim beni
her ne kadar tehdit etse de, ona söyledim her şeyi açıklıkla. Ben aileme yardım
etmeye mecburum dedim. Eğer beni seviyorsan bana destek olursun. Yoksa sende
yengem gibi bensiz kendi yaşantını tercih edersin dedim… Ben ne yaptığımı
biliyordum. Dost olarak, Rabbim bana yeter diye düşünüyordum…
Eşim bir süreliğine ailesinin yanına
gitti. Yalnızdım artık. Ama huzurluydum. Eşim ara sıra telefon ediyor. Beni
merak ediyor. Bu duruma sabır ediyordum. Rabbime dua ediyordum sürekli. Eşimin
beni samimiyetle anlayacağını ve günün birinde tekrar bana döneceğini-bana
destek olacağını umuyordum…
Kardeşim çocuk gibi bakıyordu yüzüme,
beklide üzgündü fakat bunun cevabını bilmiyordum, bilmeyecektim de. Çünkü
hiçbir şeyini paylaşmıyordu benimle. Eğer yapılan her şey Allah rızası içinse,
Allah’a adanmış ise neyin önemi olabilirdi ki!
Saffet Kuramaz
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.