Gelelim bomba olayından sonra neler yaşadığıma
Emniyet binasının koridorlarına sıra sıra dizdiler bizi. Yaklaşık iki saat kadar öylece
bekledik. Daha sonra emniyet amiri ile birlikte biri kadın bir kaç kişi bulunduğumuz
koridorun başında göründü. Otobüsün içindekilerden bazılarını taş atanları teşhis etsinler
diye getirmişler.
-Aman Allahım o da ne? Gelenlerin içinde bizim Derinceli Yücel de var. Bu adam beni görürse
kesinlikle bu da vardı diyecek...
Ben o tarafa bakmamaya gayret ederek yanımdaki arkadaşa Yücel var içlerinde dedim. Arkadaşımda
benimle aynı fikirdeydi. Seni kesin gösterir dedi.
Önce kadın iki kişi gösterdi, sonra bir genç bir arkadaşımız için bu da vardı dedi.
Amirse her defasında ısrarla soruyordu "emin misin" diye
Yavaş yavaş bize doğru yaklaştıkça ister istemez Yücel'le göz göze geldik. Pis pis sırıtıyordu.
Haydi geçmiş olsun dedim kendi kendime, artık kaderim belli olmuştu.
Gelenlerden biri üç arkadaşımızı daha gösterdi. Nihayet sıra bize gelmişti.
Yücel önümde durdu. Bana doğru baktı. Söylemiyecekmiş gibi bir iki adım ileri gitti. Sonra
tekrar döndü bana baktı ve yapacağını yaptı.
-Bu, kesinlikle bu da vardı Amirim...
Öyle kararlıydı ki, Amir emin misin diye sormaya bile gerek görmedi.
Ama ben hemen itiraz ettim.
-Kendisi hemşehrimdir özellikle beni gösterdi memur bey, ben yoktum taş atanların içinde.
Amir kibirli bir şekilde ne memuru, memur değilim ben, gözlerin görmüyor mu koskoca Amiri?
Demez mi.
Vay be! O vaziyette bile gülmekten kendimi alamadım.
Yüzüme küçük bir fiske vurdu ve ne gülüyorsun geç bakalım bu tarafa.
Çaresiz geçmiştim diğer teşhis edilen arkadaşların yanına.
Tokatlı Mürsel, Kırıkkaleli Malik, İstanbullu Sinan, Konyalı Kemal, Bolulu Fikret, Bodrumlu Mustafa,
ve birde ben orada kaldık. Diğer arkadaşlarımızı serbest bıraktılar.
Az sonra iki polis nezaretinde beşinci kata çıkarılıp, boş bir odaya kapatıldık. İyice sinirlerim
bozulmuştu. Göz altına alındığımı unutmuş, halen Amirin havasına gülüyordum.
Hayatımda her zaman mizah anlayışına sahip olsam da, kendi yaşadıklarıma gülecek durumda değildim
aslında, hatta genç yaşıma rağmen hayatı en ciddiye aldığım günlerdi. O an saniyeler içinde
empati bile yapmaya çalıştım. Yok, yok amir durumu abartmıştı. Neydi bu insanların ünvan sevdası?
Ben daha çok onun yüzündeki sanki onu küçültmüşüm gibi ifadeye güldüm.
"Bir akrabamın yüksek mevkide yabancı uyruklu eşi sohbet sırasında bu duruma değinmişti. Aynen
şöyle söyledi. Siz Türkler çok etiket meraklısı bir Milletsiniz. Kendini tanıtırken insanlar
isimlerinin önüne Binbaşı Cumhur, Avukat Ziya, Dr. Rıza diye ünvanlarını ekliyorlar mutlaka"
Neyse, Sinan yüzüme baktı ve neden gülüyorsun? "Senin de, benimde hiç bir suçumuz yok tam tersine
olanlara engel olmaya çalıştık. Ona mı gülüyorsun?
Elimle Sinan'ın omuzuna dokundum ve hayır hayır ona gülmüyorum. Amire gülüyorum ben.
-Amire mi niye?
-Ya görmedin mi adama memur deyince nasıl gururuna dokundu.
-İyi de normal bu bunda gülecek ne var ki
-Bilmem, memur olsa ne olur ki...
-Boş ver bunlar böyledir, sen şimdi ne yapacağımızı düşün, nasıl savunacağız kendimizi?
-Bilmem ilk defa başıma geliyor, döverler mi bizi?
-Hayır dövmezler, dışarda bekleyenlerimiz olduğunu biliyorlar, arkadaşlar şimdi ortalığı karıştırır.
-Peki Mahkemeye mi çıkaracaklar?
-Elbette, onu diyorum işte, kendimizi savunacak ciddi bir şeyler bulmalıyız. Suçumuz olmadığını
ispatlamalıyız.
O arada bir polis içeriye hiddetle girdi.
-Ulannn biz size işkence mi yapıyoruz burada?
Şaşkınca yüzüne baktık sonra Konyalı Kemal atıldı söze
-Yok öyle bir şey o da nereden çıktı.
-Arkadaşlarınız Savcılığa dilekçe vermiş, işkence yapacaklar diye
-Hımm onlar tedbir amacıyla vermişlerdir o dilekçeyi...
Polis Allah Allah hem suçlular hem de güçlü yahu diye söylenerek çıktı.
Yedinci bölümün Sonu
Mehmet Fikret ÜNALAN