Diyarbekir Sen Çok Yaşa
Bu statlarda söylenilen bir slogan mı? İnanınız ki bilmiyorum. Hiçbir zaman stada kendimi mahkum edip football maçı seyretmediğim için hangi takımın amigolarınca söylendiğini hatırlamıyorum. Şu olabilir mi: Fenerbahçe sen çok yaşa!...
Belki de insanı aptal kutusuna karşı esarete alan bir maçı seyretme gafletinde bulunduğum boş bir zamanda aklımın köşesine kazınmış bir slogandan ibarettir, yazının başlığı. Bana düşen takımın isminin yerine “Diyarbekir” ismini monte etmemdir: Diyarbekir sen çok yaşa!...
Bu başlığa tepki gösterecek ayak topu meraklıları alınmasın. Ayak topundan uzaklaşalı, kendisine “Taraftar” diyenlerin fanatikliğine dair bir çok spor gazetesini de okudum. Bu gazetelerden edindiğim intiba-gözlem- ayak topunun gittikçe trendi yükselen bir ticaret olduğudur.
Ayak topundan hazzetmediğim için kalkıp bu oyuna gönül verenleri incitecek cümleler kurmaktan kendimi ne kadar uzak tutsam bile, elbette belirtiklerim, kendi şahsî görüşlerim olduğu için, gelecek eleştirilere de hazırlıklı olduğumu belirteyim.
Bu şehrin futbol takımına dair benim hiçbir zaman menfî-olumsuz- düşüncem olmadı, olmayacak. Lakin, futbolla bu şehri tanıtma ve şehri futbolla kalkındırılabileceği düşüncesine daima çiğ bakmış biriyim. Belki bu şehir, futbol ile gazetelerde adını duyurtur, bu olumlu bir reklâm kaynağı olur, gündemde şampiyonluk varsa turnayı gözünden vurarak misyon gereği şehrin ismini ön plâna çıkartabilir.
Bizim için önemli olan şehrin tanıtımı olduğuna göre bu ayak topunun da katkısı elbette vardır. Yoksa her gazetede ayak topuna günde üç-dört sayfa ayırmak neyin nesidir? Bu doğru olmasaydı, şehrin taraftarları, her gün spor gazetelerini alır mı?
Bizim şehrin tanıtımı ayak topuna kalmış ise bizim elimizden ne gelir? Futbolun oynandığı stadı “Mabet”, seyircisini “Mabede gelen” ve bir topla doksan dakika uğraşan yirmi iki oyuncuyu “Mabedin misyon görevlisi” olarak gören anlayış, gol krallarını “ilah” olarak görmekteyse, yöneticileri de bu organizasyonun temel taşları kabul edersek, takımı için ölümü göze alanların fanatikliğinin kurbanı olursak, suçumuzun ne denli büyük olduğunu kavramamak, aptal olmanın işareti sayılamaz mı?
Kalem oynatmada hünerli sayılabilecek biri olarak görülmesek bile, spor köşesini bize açacak bir gazeteyi iflasa götürebilecek denli sakarlığımızın taraftar nazarında bir kıymet-i harbiyesi olmadığı aşikârdır. Bizden spor yazarı olursa, televizyoncular için malzeme çıkar, ancak. Ben, bu işten ekmek parasını kazananlara karşı bir tepkiye sahip değilim. Nihayetinde yüzlerce medya çalışanı, toplumda genel kabul gören ayak topu için benim gibi insanlara yüz vermez ve bizim gibi düşünenleri aforoz etme hakkını kendilerinde görür.
Bizim bu tarz yazılarımızı okuyan okur, terbiye sınırları içinde kalmak şartıyla karşı tarafta oluşumuzu göz önünde bulundurarak medenî biçimde yorum yapma hakkına sahiptir.
Bir şehir futbol ile tanıtılacak ise bunun ölçüleri belli olmalıdır. Kalecisi yabancı, santraforda gol makineleri yabancı olan ve orta saha ile savunmada yer alanların yerli olduğu takımda, “Takımı ancak yabancı çalıştırıcılar başarılı kılar” anlayışına sahip yöneticiler olduğu müddetçe, biz statlara ancak millî bayramlarda gitme hakkına sahibiz.
Ben, bu mevzuu için fazla bilgiye sahip olmadığım için şans oyunlarının-talih deme gafletinde ve hıyanetinde bulunanlar da var- kaç çeşidinin olduğunu bilmekten uzak biriyim. Ömründe haram olduğu için değil, akla ve mantığa uymadığı için bahis oyunlarına para yatırmamış biri olarak, insanlara kısa yoldan zengin olma hayalleri kurdurtan ve bunun bilimsel bir dayanağa oturtmamış yetkili ve etkili zevat, benim gibi düşünenleri mutlak surette memlekete hıyanet suçuyla, sanık sandalyesine oturtma ve her medenî haktan mahrum bırakma cezasına çarptırabilir. Hoş biz ne Loto ne Toto ne Sayısal ne İddaa-nasıl bir isimse ve TDK bunu nasıl kabul etmişse- oynamışız.Bizim tahmin yürütme hesabımız, aldığımız maaşla ay sonuna nasıl erişebileceğimizin hesabı üzerine daima varsayımlar geliştirmektir. Çocuklara nasıl bir gelecek hazırlamanın telaşı ve purmelâli içindeyiz. Biz hayat sahnesinde ne taça bir top, ne ceza alanı içinde penaltı ne de dışarıya bir out, daima orta sahada med-cezir halinde git ve geller yaşayan, orta tabakanın kendisi olarak, bir o yana bir bu yana sürüklenip hayatını idame etmeye çalışanlarız.
Bizim bu tarz açıklamalarımızdan anlaşılacağı üzere, ne deplasmana gideriz ne maça ev sahipliği yaparız. Biz, bu yönümüzle ayak topu adına oynanan ayaklara karşı sabit duruş sergileyerek, çağın ikonu haline gelen, getirilen meşin yuvarlağa iman etmemiş, asî taîfedeniz.
Futbolla yatıp kalkanların sonuçta elde ettiği kazanımların ne olduğunu bilmekteyiz. “Sen çok yaşa Diyarbekir” dediğimizde Diyarbekir fazla yaşayacak mı? Diyarbekir, kümede kaldı mı sevinen, kümeye düştü mü üzülen taraflarla alakamız yoktur. Sadece sitemizde futboldan yana haber çıkmadığını iddia-bu ifade doğrudur- edenlere karşı cevap vermek için yazımızı yazıyoruz.
Bu şehrin insanına kendince hizmet etmiş olanlara saygıda kusurumuz olmadı, olmayacak. Yıllardır, “Sen çok yaşa Diyarbekir” desek ne olacak? Diyarbekir’in ayak topundan önce yatırımlara ihtiyacı vardır, istihdama ihtiyacı, standartların çok üstündedir. Futbol, elbette çağn hastalık haline gelmiş olmazsa olmazlarından biridir.
Aç bir insanın önüne bırakılan önce aş için iş olmalıdır. hastaneye gitmiş bir hastaya. “Sen günde en az bir porsiyon balık, bir porsiyon haşlanmış et, bir muz, üç kivi, yoğurt ve yeteri kadar sebze tüketmelisin” reçetesini veren doktora, hasta ben olsaydım şu cevabı verirdim:”Dohtor Beg, zaten gıdasızlıktan bu hale geldim. Bunları yiyebilseydim hasta mı olurdum.”
Bizim sporla yatıp sporla-futbol- kalkmamızın Doktor-Hasta arasındaki hayalî diyalogdan farkı yoktur. Aş ve iş alanları bulunursa sadece statlar mı dolar? Kitapevleri satışını ikiye katlar, kültürel faaliyet çıtası yükselir, dondurmacısından tutun mahalle tatlıcısına kadar herkes iş bulur. Denilen çaycısı ve simitçisi ile otelcisi ve lokantacısı ise kimse bu şehre istediği kadar para bırakmaz.
Peki bu şehir ne zaman kalkınır ya da kalkınacaktır? Ayak topuna verilen değerin onda biri şehrin tarihî, kültürel ve edebî yönüne harcansa “Sen çok yaşa Diyarbekir” sözü doğru olur.
-Yahu bu takım için ölürüm.
-Ben senin için ölürem
Bu ülkenin Milli Takım’dan sorumlu tek şahsı, aldığı senelik maaşla bizim gibi insanların otuz yıllık maaşından ve emeklilik ikramiyesinden fazla bir para alıyor ise ne diyelim!... Kuyruklara baktığımda şans-talih-bahis oyunları için insanların medenî biçimde sıraya girerek, zengin olma hayallerini gördükçe tuhaflaşıyorum.
Yoksa ben, toplumun değer yargılarına karşı çıkmış ve bunu alenî biçimde eleştiren hastalıklı bireylerinden biri miyim? Ne olursunuz böylelikle topluma zarar veriyor isem, bir tanıdık beni psikyatriste göstersin. Eğer ısalh edilecek ve tedaviye olumlu cevap verecek biri isem, söz her hafta içerde ve dışarıda işimi ve gücümü bırakıp, takımımı destekleyeceğim:” Sen çok yaşa Diyarbekirrrr!.”
Eminim, benim bu haklı talebimi biri göz önünde bulundurarak bana yardım edecektir. O zaman siz görün amigoluk neymiş!... Görün bakalım statta nasıl lehte amigoluk yapılır? Biz hakemin artık çaldığı düdüğün içinde nohut olmadığını, düdüklerin bile çağ atladığını biliyoruz. Gelin görün ki bu kafamız halen değişmedi.
Ne olursun Doktor, bu derdime bir çâre sun. Bakın benim elimde ücretsiz tedavi olmamı sağlayan ve ülkenin her yerinde geçerli sosyal güvencemin olduğunu gösteren bir belgem de var. Ne olursun Doktor, derdime bir çâre. Ben yapılanlar doğru ise önyargısız ve kötülüklerden uzak, statta” Sen çok yaşa Diyarbekirrrr!” diye bağırarak şehrimizin takımını destekleyerek, üzerimde yılların biriken vurdumduymazlığını, ölü toprağını atayım. Stresten uzak bir hayat yaşayayım. Ey bu şehrin uluları, benim bu onulmaz ve iflah olmaz alışkanlığımın bari kötü bir şey olduğunu fısıldayın!....
“Sen çok yaşa Diyarbekirrrrr!”
Not: Bu yazı, spor ismi altında futbolu yaşam tarzı haline getiren anlayışa ve düşüncelere tepkidir. Yoksa her iki yazımızdan birine konu olan Şehrimiz Diyarbakır'ı incitmek amacıyla kaleme alınmış bir yazı değildir.Siz, bulunduğunuz ilin ismini de yazarsanız, yazının amacı değişmeyecektir.Selamlarımızla
(
Diyarbekir Sen Çok Yaşa başlıklı yazı
MehmetALİ tarafından
22.01.2010 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.