Haksızlık Karşısında Susmak
Bizler
“insan” olarak, üstelik “Müslüman” olduğumuz bir kimlikle, neden bu değerlerin
gereğini yerine getiremiyoruz?! Sahip olduğumuz bu değerlerin gerektirdiği
davranış şekli, bilgi olarak aklımızda varken neden kendimizi hesaba
çekemiyoruz? “Ya göründüğün gibi ol ya da olduğun gibi görün” sözünü
özümserken, neden hiçbirini
başaramıyoruz? Demek ki, bizim en önemli sorunumuz; “göründüğümüz gibi
olamamak” mış. Aslında bu gösteriyor ki; doğruları biliyoruz, olmak istiyoruz
ama başka değerlerimiz bizi rahat bırakmıyor! Yani nefsi duygularımız aklımızın
önünde oluyor.
Genel itibarıyla yerine göre yelken kullanıyoruz. Yoksa bu düzende böyle mi olmak gerekiyormuş? Öyle ya, ummanda yol almak istiyorsak rüzgâra göre yelken kullanmak gerekir, aksi halde yol alamayız, hatta batabiliriz de...
Peki, yerine göre yelken kullanmak hedeften vazgeçmek anlamına mı gelir? Yani doğru hedefe gitmek isterken vazgeçmek mi? Hakk’a yol alırken şaşmak mıdır?
Yani Ebu Üneysi, Efendimiz’in sağ kolu olmasına rağmen gerektiğinde Peygamber’in ve İslam’ın aleyhinde konuşmuştur. Kaynaklarda anlatıldığına göre; Üneysi’nin laflarına yahudi komutan kahkahalar atarak gülüyor ve dört köşe oluyormuş!!!
Hani bazen, konuşulması gereken yerde susmak ve susulması gereken yerde de koşmak gerekir ya... Buradan da anlaşılacağı üzere bazen, haksızlıklar karşısında da susmak gerektiği anlamını çıkarabiliriz. Yeter ki bu suskunluk daha büyük bir yanlışı önlüyor ve daha büyük bir fayda sağlıyor olsun. Eğer o suskunluk başlı başına bir yanlışa hizmet ediyorsa işte orda susmak yanlış olur. İnancımıza göre buna, “ehven-i şer” (kötünün iyisi) denir. Veya zaman kavramını düşünerek ‘o anlık susmak’ ta diyebiliriz.
(mümin Sağlam)
- Yorumlar 6
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.