Eklenme Tarihi : 3.08.2022
Okunma Sayısı : 81
Yorum Sayısı : 0
Etiketler
Mehmet ÇİFTÇİ
Mehmet ÇİFTÇİ
tarafından eklendi
Normal Üye
Paylaş
Son Yazıları
Radyo Benim
Site İstatistikleri

Gecenin karanlığında bir yılan çıktı toprağın altından yeşil parlak derisi, kıpkırmızı gözleri ve çatal diliyle. Toprağın üzerinden kıvrıla kıvrıla mezarlığın demir parmaklıklarının arasından sıyrılıp toprak yola vardı ve daha sonra mezarlığın yanındaki kenar mahallesine. Çatal diliyle toprağı koklaya koklaya beyaz badanalı bir evin paslanmış, gri boyaları dökülmüş demir kapısının aralığından içeri girdi. Biraz sonra beyaz badanalı evin ışıkları yandı ve boğuklaşan keskin bir çığlık duyuldu. Beyaz badanalı evin demir kapısı şiddetli bir gürültüyle açıldı. Çizgili pijamasına kan bulaşmış orta yaşlı bir adam çıktı kapıdan. Adamın sağ elinde ucundan kan damlayan büyük bir bıçak ve sol elinde siyah uzun saçlarından tuttuğu, gırtlağından kesilmiş bir kadın başı vardı. Adamın gözleri kıpkırmızıydı. Ertesi gün haber bültenlerinde kenar mahallesinde cinnet geçiren kırk beş yaşındaki inşaat işçisi Yakup Sivri’nin karısının başını keserek öldürüldüğü ve hiçbir şey hatırlamadığından bahsediliyordu.

Bu haberi gazetenin üçüncü sayfasında okuduğumda on altı yaşındaydım. Tuhaf kâbuslar görüyordum ve geceleri bu kâbuslar yüzünden uyumaya korkuyordum. Agresif bir tavırla yalnızlaştıkça yalnızlaşmıştım. Annemle beraber gittiğimiz psikiyatrist bunu ergenlik dönemine bağlıyordu. Ama ben bu cinayeti bir gün önce rüyamda görmüştüm. Bunu gazetede Yakup Sivri’nin resmini görünce anladım. Bu elleri kelepçeli, polis nezaretinde hapishaneye götürülen adam rüyamdaki katilin ta kendisiydi. Korkuyordum, uyumak istemiyordum. Ama yorgunluğa karşı koyamıyordum.

Bir başka kâbusta metruk bir otel odasındaydım. Kirden ve pislikten yapış yapış olmuş bir yatağın üzerinde çırılçıplak yatıyordum. Odanın korkutan sessizliğini tuvaletten gelen tıkırtılar ve boğuk sesler bozdu. Yataktan kalktım ve tuvalete doğru ürkek adımlarla ilerledim. Kapı aralığından baktığımda bedeninin üst kısmını jilet kesikleriyle kesilmiş ve kıpkırmızı kan olmuş bir adam, çıplak bir kadının saçlarından tutmuştu. Elindeki bıçakla kadının karnını deşiyordu. Korkudan kaskatı kesilmiştim. Geriye doğru sendeledim. Adam bir anda bana baktı, göz göze geldik. Adamın gözleri kıpkırmızıydı. Geriye dönüp kaçmak isterken yere düştüm. Çıplak bedenim kıpkırmızı kana bulaştı. Sonra aniden otel odasının pencereleri açıldı ve içeriyi rüzgâr doldurdu. Hızlı bir şekilde üzerimdeki ve yerlerdeki kan kurudu. Tuvaletten çağrıldığımı hissettim. Tuvalete yavaş adımlarla girdiğimde içeride hiç kimse yoktu. Klozetin içinden tıkırtılar geliyordu. Klozetin kapağını açtığımda dehşetle geriye düştüm. Klozetin içinde göz çukurları kurtçuklarla dolu bir bebek kafası vardı. Tuvaletten çıkıp odaya koştum. Odanın ortasında iki metre boyunda, bembeyaz kefen giymiş, soluk yüzlü, gözleri çökmüş bir kadın ellerini bana doğru uzatmış ağlıyordu. Birden karnından kıpkırmızı kan sızmaya başladı. Korkudan öleceğimi sanıyordum. Çığlıklarla uyandım. Yatağımı ıslatmıştım korkudan. Ben hatırlamıyorum ama yaklaşık yarım saat şoktan çıkamamışım. Tüm ev ahalisi uyanmış, beni hastaneye götürdüler ve bir yatıştırıcı iğne vurdular. Bu olaydan sonra babam ve annem bir tatilin iyi olacağını düşünüp beni Trabzon’un küçük bir köyünde yaşayan babaannemin yanına gönderdi. Babaannem bu tuhaf halimi biliyor ve her gece başımda dualar okuyordu. Ama kâbuslarım sona ermedi ve babaannem beni köyün hocasına götürmeyi teklif etti.

Ben böyle safsatalara inanmadığımı söylesem de bu kâbuslardan kurtulmak için her şeye inanmaya razıydım. Apar topar hocanın evine gittik. Eski bir köy odasına oturduk. Babaannem durumu hocaya anlattı. Hoca beyaz sakalını sıvazlayıp babaanneme dışarı çıkmasını söyledi. Odada baş başa kalmıştık. Pencerenin yanındaki eski ahşap dolaptan üzeri Arapça harflerle kazılı metal bir kap çıkardı ve içine su doldurdu. Suyun içine sağ işaret parmağımı sokmamı söyledi. Parmağımı su dolu kaba daldırdım, hoca da aynısını yaptı ve gözlerini kapattı. Dualar okuyordu. Benim göz kapaklarım ağırlaşmaya başladı ve sonunda gözümü açamaz hale geldim. Bir anda sanki tüm kanımın bedenimden çekildiğini hissettim. Sanki hızla uçarak bir yerlere gidiyordum. Gözlerimi açamıyordum. Garip görüntüler görmeye başladım. Kadınlar, çocuklar, adamlar ve daha çok cesetleri. Sonra görüntüler durgunlaştı. Parlak bir ışık belirdi. Buğulu ve huzur verici bir ses duydum. ‘’Seni seçtik’’ diyordu. ‘’Görmen ve kurtarman için seni seçtik.’’

Gözlerimi açtığımda tasın içindeki su fokur fokur kaynıyordu. Acıyla parmağımı geri çektim. Hoca geriye devrilmişti ve bembeyaz sakalı burnundan akan kanla kıpkırmızı olmuştu. Öldüğünü sandım. Kıpırdamaya başladı. Korkup geri çekildim. Cebinden çıkardığı mendille yüzündeki kanı sildi. Dualar okumaya başladı. Ben ayağa kalkacakken oturmamı işaret etti. Ellerini yüzüne sürdükten sonra ‘’ korkma evladım, üzerindeki lütuf kaldıramayacağın bir lütuf değil.’’ Dedi. ‘’Ne lütufu’’ dedim merakla. ‘’Seni seçmişler’’ dedi. ‘’Görmen ve kurtarman için, lanetlenmiş şeytan ve evlatlarından insanoğlunu kurtarman için seni seçmişler. Zulmü göreceksin ve kurtaracaksın. Kurtaramazsan sende zulme uğrayanlardan olacaksın. Her insan çeşitli vazifelerle gönderilir bu dünyaya. Senin vazifen de bu kaldırılması güç lütuftur.’’

O zamanlar anlayamamıştım ama şimdi anlıyorum. On yıldır cesetler ve cinayetler görüyorum rüyalarımda. Birkaç gün sonra bu cinayetler ve cesetler gerçek oluyor. Anlıyorum ki vazifem bu cinayetleri önlemek, hem de birkaç gün gibi kısa bir sürede. On yılda onlarca insan kurtardım. O yeşil yılanın kırmızı gözleri her zaman ensemde oldu. Bu yükü kaldıramamaktan korkuyorum. Çünkü bazen şifreler çok karmaşık oluyor.

                                                                                                                                        17.04.2005

Sitedeki
Yazarın
Önceki YazıSonraki Yazı
Önceki YazıSonraki Yazı
( Savaş başlıklı yazı Mehmet ÇİFTÇİ tarafından 3.08.2022 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )