Ufkumuza Doğan Güneş Necip Fazıl
1
Anı
Aylardan Mayıs..Doğum ve ölümü aynı ayda olan bir şair.Mayıs ayını şereflendiren şair..Büyük Doğu.Bu çağda İslam’ın yakılıp yıkıldığı bir çağda onu alıp yücelten küçüklükten büyüklüğe eriştiren ona geçmiş günlerdeki onurunu kazandıran büyük dava adamı
Said i Nursi gibi Mehmet Akif gibi bir dava ve ideal insanı..Sultan Abdülhamit’in küçülmesine mani olamadığı doğu dünyasını hiç değilse manada yücelten insan.Yeni bir dirilişin ilk kıvılcımları.Doğuyu sarsan adam..Uzun süredir uyumakta olan bir devi uyaran uyandıran müslamana İslam insanına özgüvenini kazandıran insan.
İslam bayrağını yerlerde sürünmekten kurtaran’’ Doğsun Büyük Doğu benden doğarak’’ deyip doğuyu yeniden büyük doğuşa zorlayan büyük dev.
Onu ne zaman tanıdım.Yıl 1974 Erzurum.Bir konferans öncesi akşam namazını eda etmek için camiye gidiyor..Bir kaç üniversiteli..elini öptük.Hoş geldiniz.İmamın arkasında duruyor. Kendinden geçmiş bir eda ile namazını kılıyor.Tam bir vecd hali.Tam bir cezbe.Allah kulunu namazda kendine çekiyor.Kendinden geçme hali..İşte namaz bu.İlk örneğini onda gördüm..Onu Hasan_Basri nin sahabi için söylediği ‘’onları görseydiniz deli zannederdiniz, onlar sizi görselerdi bunlar Müslüman değil derlerdi’’. İşte tam bu anlayışın yansıması, tam bu yaşayış..
O gece dinleyiciler sinema salonunu hıncahınç doldurmuş onu bekliyor..Dinleyiciler arasında proflar doçlar, muhtemelen siyasetçi ve brüokratlar..Erzurum’un medrese uleması ve daha niceleri.Üstad oturuyor..Elinde bir takım kağıtlar..dinleyici coşuyor..Neler söylüyor..Tam bir şiir… akıyor mübarek..Dinleyici kılını kıpırdatmıyor..Tam bir huşu..Dönüşte Prof Yusuf Ziya Kavakçı ileyiz..Hamidulah üzerine söylediklerini tartışmaya açıyorum.O bizim meslektem biri değil diyor.Hamidullah baidullah ifadesini doğru bulmuyor..
2
O Kimdi?
Maraşlı bir aileden Kısakürek oğullarından. Dedesi sultan Abdulhamidin Paşası. Hakim, hem de Yıldız suikasti davasının yargıcı.Bu yönüyle Nazım la aynı.O da bir paşa torunu.
Çemberlitaş’ta bir konak manzarası. Tüm aile orada. Bir de Deli Fazıl; Ahmet Necib’in babası.
Cılız bir çocuk dünyaya gelen bu geleceğin çelikeşi; daha dünyaya gelirken bile nefs yönünden zaaf içinde.
Adını büyük babasının babasından alıyor Daha sonra bu adı kendisi değiştirecek. İkinci adıyla babasının adını birleştirerek kendisine-Fuzuliye benzeterek- Fazıl adını verecektir.Ama onun gibi alçakgönüllülüğe sapmadan. Necip ve Fazıl, asil ve faziletli...
Dede Mehmet Hilmi, Salim Paşa tarafından Necip Efendi’den alınarak İstanbul’a getirilir.Bu Salim Paşa ilerde nazır(bakan) olacaktır.
Onu biz küçük yaşlarda ünlü konakta afacanlıklarıyla çevresini bunaltırken görüyoruz.
Dede
bu zeki çocuğa bir çare bulur. Konağın kütüphanesi ‘’Al oku bu
kitapları’’.Çocuk uçsuz bucaksız merakına bir mecra bulmuştur.
Onu
kitapla baş başa uykusuz sabahlarken görüyoruz.Konak ahalisi korku
içinde.Kaybolan çocuğu arıyorlar.Onu kitapların içinde kaybolmuş
buluyorlar.
12
yaşlarında anne hasta çocuk onun ziyaretinde Anne çocuğa seslenir;
‘’senin şair olmanı isterdim’’. ‘’Ve oldum’’. Bu onun ifadesi.
İlk önce aruz denemeleri Ve sonra hece.
İşte o coşkun ırmak mecrasını buldu.
18
yaşlarında onu bir dergi yazıhanesinde görüyoruz. Yakup Kadri
Karaosmanoğlu bir dergi yönetmeni. Onunla görüşmek isteyen delikanlı
masanın üzerine bir defter atar. Ve der’’ işte bunlar benim şiirlerim’’
öylece çıkıp gider.
Ertesi gün dergi
kapağında bir manşet’’ İşte Türk Şiirinin Bodleri Necip Fazıl
Kısakürek’’. Ve daha sonra övgüler sıralanır:’’ Bir mısraı bir millete
şeref vermeye yetecek büyük şair’’. Ahmet Haşim genç adama şöyle
söyler.’’ Çocuk bu sesi nerden buldun’’? . Ahmet Hamdi Tanpınar Kop
dağındaki dükkanda metaına müşteri beklerken görür şairi.
Bir askeri lisede öğrenci Nazım da aynı lisede. İki şairin şiirleri elden ele dolaşmaktadır.
Onu
felsefe tahsili için gittiği fen edebiyat fakültesinde görüyoruz.
Askeri okulu bırakmıştır. Bu okulda hocalarını etkileyecek kadar ileri
gider. Mustafa Sekip Tunç onun hoca-talebesi.
Onu
Avrupa’ya giden öğrenciler arasında görüyoruz. Vapur içinde başındaki
fesi denize fırlatıyor. Demek henüz dava ve iddiasının ilk ışıkları
yanmamıştır.
Paris Onun gündüzünü görmediği kent. Çünkü sabahlara kadar kumar oynayacaktır. Kumar onda bir illettir. O bu illeti kendinden kurtulmanın nefsini yok etmenin bir aracı sayacaktır. Kötüyü kötüyle yok etme.Tasavvufta fena ve beka sırrı.O daha sonra bu hastalığı bu şekilde yorumlayacaktır.
Beş parasız ülkeye dönen öğrenci.Kısa zamanda işini bulur. Gazetecilik ve ardından yazarlık.İşte onun macerası.
Ve
nihayet dergicilik. Dergi onun hayatında büyük bir yer tutar. İlk dergi
ağaç. Bir yıl 12 sayı ve sonra büyük doğu. Aynı zamanda üniversitede
oca ama büyük doğu öyle bir dergidir ki ya hocalık ya dergilik denince o
dergiciliği seçmiştir.
Devrin siyasileriyle yolları kesişir. Bayar, Menderes, Demirel,Erbakan,Türkeş ve en son Özal. Bu son siyasi ile ilişkisinin ne derecede olduğunu bilmiyoruz.Ancak onu şairin cenaze merasiminde görüyoruz.
Ağaç
dergisi Bayar’ın vasıtasıyla bir yıllık resmi reklam bedeli ile çıkar.
Recep Peker görüştüğü ama teslim olmadığı muhaliflerden. Menderes hep
ümidini koruduğu ama istediği sonucu alamadığı biri Onu seviyor ona
inanıyor uyarıyor ve beceriksizliğini yüzüne vuruyor.Ve bir kitap
ihtiyacı yazıyor.’’Benim Gözümde Menderes’’
Ahmet Kemal
Kayıt Tarihi : 30.5.2013
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.