
Edebiyatta Betimlemenin Yeri ve Önemi
Edebi eserlerde betimlemeler çok önemlidir.
Romanlarda, hikâyelerde, öykülerde ve şiirlerde okuyucuyu büyülü bir dünyaya
yolcu eder. Âşık atışmalarında ve belagat üstatlarının konuşmalarında da
betimlemelere geniş yer verilir ve dinleyenleri mest eder.
Günümüzde halen bu değerli kelimelerin anlamını
bilmeyenlerin olduğunu üzülerek müşahede ediyoruz. Aslında günlük
konuşmalarımızda bile ister istemez mecazi cümleler kurabiliyoruz. Biri
hakkında konuşurken söze konu olan şahsı bir şeylere benzetiyoruz: Örnek: “Eli
çap”, “iki dilli”, “salya-sümük dolaşıyordu”, “cin fikirli”, “tilki gibi kurnaz”,
“şeytana pabucu ters giydirir” gibi. Çoğu zaman şaka yollu yapıyoruz, kimi
zaman da kişiye olan olumsuz bakışımızdan dolayı bu benzetmeleri yapıyoruz.
Bu değerli kelimelerin anlamına edebi yönüyle
bakalım:
Mecaz-metafor nedir?
Mecaz, anlatıma güzellik katar ve dilin esnekliğini
artırır. Örneğin, “gözleri deniz gibi” ifadesinde gözler gerçekten bir deniz
değildir, ancak bu mecazi ifade gözlerin maviliğinin güzelliğini
vurgular. Metafor, bir şeyin başka bir şey ile benzetilmesi anlamına
gelir. Mecaz-metafor bu durumda aynı görevi görür.
Betimleme-tasvir:
Betimleme veya tasvir, kelimelerle resim çizme
sanatıdır. Betimlemede amaç; anlatılan varlık ya da nesneyi
okuyucunun hayalinde canlandırabilmesini sağlamaktır. Betimleme yapılırken
anlatılan varlık ya da nesnenin tüm özellikleri ayrıntılı bir biçimde okuyucuya
aktarılır. Böylece okuyucu sanki büyülü bir dünyaya yolculuğa çıkar.
Betimlemeler
genelde ikiye ayrılır:
-İnsan
tasviri; iç ve dış tasvir olmak üzere ikiye ayrılır:
İnsan betimlemesi
İnsanların ayrıntılı bir
şekilde, özelliklerinin anlatılması ile oluşturulur. İnsan betimlerinin diğer
adı portredir. İnsan betimi kendi
içerisinde ikiye ayrılır; İç tasvir (ruhsal tasvir) ve dış tasvir (fiziksel
tasvir) olmak üzere.
İç (ruhsal) betimleme
İnsanların
gözle görülmeyen; sevecenlik, sevimlilik, çalışkanlık, karamsarlık, fesatlık,
iyi kalplilik, kıskançlık gibi
özelliklerinin anlatılmasına iç (ruhsal) betimleme denir.
Dış (fiziksel) betimleme
Kişilerin
gözle görülen; boyu, kilosu, saçı,
kıyafeti, ayakkabıları gibi
özelliklerinin ayrıntılı olarak anlatılmasına dış tasvir denir.
Ardışık Betimleme:
Bir
konunun zaman içerisindeki akışı dikkate alınarak, sürecin yansıtıldığı
betimleme türleri ardışık betimlemelerdir. Çizgi romanlarda ardışık
betimlemeler sıklıkla kullanırlar.
Betimleme
olduğunu nasıl anlarız?
Bir
durum, yer veya kişinin anlaşılır ve canlı bir şekilde
anlatılmasıdır. Betimleme, bir olayın ya da nesnenin gözlem ve tasviri
sonucu oluşturulan resmidir. Dış betimlemede nesnelerin gözle görülür
özellikleri, iç betimleme ise kişinin duygusal durumunu anlatır.
Metafor
ne demek?
Türk
Dil Kurumu kapsamında ele alındığı vakit Metafor kelimesi, bir durumu
kıyaslamaya, benzetmeye veya anlatmaya yarayan unsur olarak ifade edilir.
Böylece herhangi bir kavram yeni başka bir kavram üzerinden ele alınarak, onun
özellikleri eşliğinde ifade edilir.
Eğitim
süreci içerisinde, edebiyat derslerinde bu kavramları öğretmenler öğrencilerine
örnekleriyle anlatır. Derslerinde edebiyat ile yüzleşen öğrenciler, ilk başta
bu kavramları öğrenmiş olarak eğitim sürecine devam eder. Böylece, her eğitim
almış kişi, en ağır romanları, hikâyeleri, şiirleri, deyişleri “bu ne demek?”
diye düşünmeden anlar. Okuyucu, yeri gelir mistik bir yolculuğa çıkar, yeri
gelir anlatılan ortamda kendisini görür; anlatılan olaylarla kendisini
bütünleşik hisseder.
Bu bilgiler ışığında; tepki gösterdiğim hususa da değinmeden edemeyeceğim. Hepimizin bildiği üzere ülkemizde tarikat-cemaat yurtları denetimden muaf, sınırsız bir şekilde açılıyor. Pek çoğunun ruhsatsız olduğunu da biliyoruz. İmam hatip liselerini, ilahiyat fakültelerini bitiren ve Arapçayı öğrenen hoca-müezzin takımı yurtlara teslim edilen körpe beyinlere “Kuran öğretiyoruz” diyerek Arapça öğretiyorlar. Tepkimin iyi anlaşılması bakımından bizzat şahit olduğum bir olayı anlatmak istiyorum:
Çay bahçesindeydim. Sıcak çok
bunaltıyordu. Sürekli soğuk su içerek serinlemeye çalışıyordum. 12-13
yaşlarında bisikletli bir delikanlı masama geldi. Bisikleti masaya dayadı;
heyecan-sevinç karışık bir ruh haliyle bana yaklaştı ve “Selamünaleyküm amca”
dedi. Ben de; “aleykümselam delikanlı” dedim. Delikanlı; “Biliyor musun amca,
ben nereden geliyorum?” şaşırdım ve; “delikanlı, senin nereden geldiğini
nereden bileyim. Söyle, nereden geliyorsun?” Delikanlı; “amca, ben Kuran
kursundan geliyorum. Kuran öğreniyorum” dedi. Ben; “çok iyi. İyi öğren Kuran
okumayı” dedim. Delikanlı; “öğreniyorum amca, hocamız çok iyi öğretiyor” dedi.
Ben; “öyle mi? Öyleyse bir besmele çeker misin?” dedim. Delikanlı şaşkın
gözlerle suratıma bakınmaya başladı ve “o ne demek amca?” diye bana sordu.
Asabım bozulmuştu! “Hem Kuran öğrendiğini söylüyorsun, hem de besmeleyi
bilmiyorsun. Hocanız size besmele çektirmeden mi Kuran öğretiyor?” dedim.
Delikanlı; “öğretip, öğretmediğini bilmiyorum amca” dedi. Ben besmeleyi
söyledim ve “işte besmele budur” dedim. Çocuk heyecanlandı; “hatırladım amca,
hocamız bunu her Kuran’ı açtığımızda bizlere söyletiyor” dedi. Ben; “çok iyi.
Anlamını söyle” dedim. Çocuğun suratı yeniden gerildi, gözleri dönmeye başladı
ve “hocamız anlamını öğretmedi ki” dedi. Ben; “siz neden okuduğunuz ayetlerin
ve besmelenin anlamını öğrenmek için hocanıza sormuyorsunuz?” diye sordum.
Delikanlı; “amca, birkaç arkadaşım hocamızdan anlamını da öğretmesini istemişti
ama hocamız sinirlenmişti. O günden beri okuduğumuz ayetlerin anlamını
öğrenemiyoruz” dedi. Ben; “peki, Kuran’ı Türkçe mealinden okuyor musunuz?” diye
sordum. Delikanlı, kaşlarını yıktı, yüzüme baktı; “Türkçe Kuran okumak günahmış
amca” dedi. Ben; “bak delikanlı, anlamını bilmeden okuduğun Kuran’ın faydasını
görüyor musun? Kuran’ın insanlara verdiği mesajı anlayabiliyor musun? Allah’ın
bizden ne istediğini Arapça okuduğun Kuran’dan anlayabiliyor musun?” diye
sordum. Delikanlı; “hayır amca. Biz sadece Arapça okumayı öğreniyoruz” dedi.
Delikanlı, bu diyalogdan hemen sonra bisikletine binip, uzaklaştı.
Burada
ne anlatmak istedim? Farz edelim, bu Kuran kurslarında Arapça-yı öğrenen
öğrencilerimiz merak edip, Kuran’ı Türkçe mealinden okusa ve mecaz anlamlı
ayetlerle karşılaşsa acaba ne düşünür? Kuran’da Allah’ın eli, Allah’ın yüzü,
Allah’a kim borç verecek, Allah’ın ipine sımsıkı sarılın gibi çok sayıda mecaz
anlamlı ayetler var. Metafor, mecaz ve betimleme konusunda yetersiz eğitim
alan öğrencilerimiz bu benzetmelere şaşırıp kalır ve gökyüzüne bakarak Allah’ın
ipini arar. Sağına-soluna bakarak Allah’ın yüzünü görmeye çalışır ve hatta
“Kâinatı Yaratan Yüce Allah, borç ister mi?” diye düşünür, öyle değil mi?
Böylece çocuklarımızın aklı karışır ve Allah’ın kudreti ve kâinatı hakkında
şüpheye düşer. Deist ve ateistlerin telkinlerine aldanıp, onlardan biri
olurlar!
Şahsen
ben, ne idüğü belirsiz Kuran kurslarına, tarikatlara, cemaatlere ve yurtlara
şiddetle karşıyım. Ehil olmayan hacı-hoca takımının eline teslim ettiğimiz
yavrularımızın vebalini de sırtımıza almış oluyoruz. Bu sebeple şahsen ben bu
tür yapıları “İslam’ın karanlık hücreleri” olarak görüyorum. Bu karanlık
hücreler gerçek anlamda Kuran mesajlarını yavrularımıza öğ-retmiyorlar. İddia
ile söylüyorum ki; Arap örfü, dili ve adetleri zaman içinde İslam etiketiyle
anlatılagelmiştir. Din adı altında Hristiyanlıktan ve Yahudilikten dinimizin
içine birer dinamit gibi yerleştirilen onlarca hurafelerin olduğu inkârı mümkün
olmayan gerçeklerdir. İşte bu sebeple, devlet kontrolünde ve sadece devletin
eğitim kurumlarında din eğitimleri verilmelidir. Hurafeler tek tek
öğrencilerimize öğretilmelidir. Mecaz, betimlemeler ve metaforlar
öğrencilerimize özenle öğretilmelidir. Ehil öğretmenlerimizin rehberliğinde
eğitim alan yavrularımız Kuran’ı Arapça veya Türkçe okurken mecazları,
betimlemeleri ve metaforları görür ve Kuran‘ın vermek istediği mesajı
rahatlıkla anlayabilir. Böylece, “Allah neden kullarından borç istiyor? Allah
borç ister mi hiç?” diye sormaz. Bu mecaz anlatımlı ayette fakir kişilere
yardım edene karşılığını Yüce Allah’ın vereceğini anlar. Veya gözünü gökyüzüne
çevirip, “acaba Allah’ın ipi nerede, nasıl bir şey” diye gökyüzünde Allah’ın
ipini aramaz. İpin Kuran olduğunu derhal anlar ve aklı karışmaz. Sağına-soluna
bakarak Allah’ın yüzünü görmeye çalışmaz. Kast edilenin Allah’ın her yerde
olduğudur.
Pırlanta
gibi nesillerin yetişmesi için çocuklarımızın ehil ellere teslim edilmesi
gerekiyor. Akıl ve bilim ışığında zihinsel bir dönüşüm şarttır diye
düşünüyorum. Aksi halde bugünkü yobaz-dinci yöneticilerin ellerinde bırakın
çocuklarımızın geleceğini, ülkemizin geleceği karanlığa gömülecektir.