Deneme / Hayata Dair Denemeler

Eklenme Tarihi : 12.03.2025
Okunma Sayısı : 53
Yorum Sayısı : 1
Altın Üyelik Başvurusu Altın Üyelik Avantajları
Bugün Doğanlar
asli-kayaraziye-odemimurat-kocbulmehtap-tokatnisa-denizNILGUNkoray-kayaaybeLfiluryakutayartunartunoğulharputluamesJale KESKİNbnglkerimeERHAN TIĞLIsedoV.S.E.yaseminberenşiire aşıkBellsGÜNIŞIĞIRemzi BayalaerhantigliKulilkEbiloğluBir delidilek-doganarif-emre-gungor
Doğum gününüz kutlu olsun
Mehmet Akif Ve İstiklal Marşı

              M.NİHAT MALKOÇ


            Milletleri ayakta tutan belli başlı değerler vardır. Dil, dil, vatan, bayrak, millî marş bunlardan sadece birkaçıdır. Bunlar birlik ve beraberliğimizin çimentosudur. Zor zamanlarımızda bunlar etrafında kenetlenerek yekvücut oluruz. Bunlar olmazsa olmaz değerlerimizdir. Bu kırık dökük satırlarımda bu değerlerden biri olan İstiklâl Marşı’ndan ve onun duygu eri Mehmet Akif’ten söz etmek istiyorum size.

 

            Mehmet Akif, Arnavut kökenli bir aydın olmasına rağmen kendini Müslüman bir Türk olarak görmüş ve yaşadığı bu topraklar için kalemiyle ve bileğiyle elinden geleni yapmıştır. Bazıları onun milliyetinden rahatsız olsa da O, milliyetini hiçbir zaman inancının önünde görmemiş ve Müslümanlığını Türklüğünün önünde tutmuştur. Onu diğerlerinden ayıran ve bütünleştirici kılan da budur. Böylelikle de her kesimin sevgisini kazanmıştır.

 

            Akif, Batı’ya hep şüpheyle bakmış ve güven duymamıştır. Bunun sebebi Batı’nın tarih boyunca Doğulu milletlere at gözlüğüyle bakmasıdır. Bu kanaatinde haklı olduğu defalarca ortaya çıkmıştır. Keşke Akif, bu ileri görüşünde haksız çıksaydı da tarihî acılar yaşanmasaydı. Fakat yaşananlar onu haklı çıkarmıştır. Tarihin tekerrürden ibaret olduğu görülmüştür. O, bizi birbirimizi düşürmeye çalışan ikiyüzlü Batı devletlerinin yüzüne şiir yoluyla da olsa tükürerek vicdanen rahatlamıştır:

 

“Tükürün milleti alçakça vuran darbelere!
  Tükürün onlara alkış dağıtan kahpelere!
  Tükürün ehl-i salîbin hayâsız yüzüne!
  Tükürün onların asla güvenilmez sözüne!
  Medeniyet denilen maskara mahlûku görün,
  Tükürün maskeli vicdanına asrın tükürün!”

 

İstiklâl Marşı’yla ilgili olarak anlatılan hikâyeyi hepimiz biliriz. Onun için bu gerçek öyküyü bir kez daha tekrar etmek, malumu ilân etmekten başka bir şey olmaz. Fakat bilinmelidir ki bu marş, zaferden sonra yazılmamıştır. İstiklâl Marşı yazılırken ülkemiz hâlâ işgal altındaydı. Düşman güçleri saldırdıkça saldırıyordu. Zaten bu marş da halkın azim ve heyecanını diri tutmak ve insanlarımıza inanç aşılamak için yazılmıştır. Akif,  marşın sözlerinde Türk topraklarının düşman çizmesi altında kirlenmekten kurtarılacağına inanıyor ve zaferden haber veriyordu. Biliyordu ki inanmak başarmanın yarısıdır. Millet kenetlenirse başarı kendiliğinden gelir zaten.

 

Bilindiği gibi yarışmaya iştirak eden 724 şiirde ifadesini bulamayan kurtuluş azmi ve heyecanı Akif’in mısralarında canlanarak yerli yerine oturuyordu. Bunu başaran Akif, marşla ilgili olarak, kendini geri planda tutmak istiyordu. Çünkü bu güzide şiiri bir şahsın değil, milletin topyekûn sesi ve hissiyatı olarak görüyordu. Böyle düşündüğü için de onu “Safahat” ına almamıştır. Bununla ilgili olarak söylediği şu sözler ne kadar da manidardır: “Onu ben milletime ve kahraman ordumuza hediye ettim. Artık o milletindir. Zaten o milletin eseridir, milletin malıdır. Ben yalnız gördüğümü yazdım.”

 

Mehmet Akif’in İstiklâl Marşı’na “Korkma” nidasıyla başlaması tesadüf değildir. O biliyordu ki korku, baştan kaybetmenin diğer adıdır. Bu sözlere bakıldığında hepsinin kararlılık ve inanç yüklü ifadelerle örüldüğü görülür:

 

          “Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak

Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.

O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak,

O benimdir, o benim milletimindir ancak!”

 

Kurtuluş Savaşı’na karşı olan bir kısım aydınlar, Akif’i saflarına çekmeye çalışsa da o her zaman bağımsızlık ve mücadeleden yana bir tavır sergiledi. Bu kararlılığı ve yılmaz iradeyi her fırsatta halka ettiği değişik vaazlarda görebiliriz. Bu bağlamda 6 Şubat 1920 günü Balıkesir Zağnos Paşa Camii’ni tıklım tıklım dolduran ahaliye şöyle sesleniyordu Akif:

 

Cemaat içinde herkesin uhdesine düşen bir vazife-i vataniye, bir fariza-i diniye vardır ki onu ifa hususunda zerre kadar ihmal göstermek caiz değildir. Bu hususta hiçbir fert kenara çekilerek seyirci kalamaz. Çünkü düşman kapılarımıza kadar dayanmış, onu kırıp içeri girmek, harîm-i namus ve şerefimizi çiğnemek istiyor. Bu namert taarruza karşı koymak, kadın, erkek, çoluk çocuk, genç, ihtiyar, her fert için farz-ı ayın olduğu, bir lahza hatırdan çıkarılmamalıdır.”

 

Akif,  kendi hâlinde yaşayan bir insan olmasına rağmen kararlı ve inançlı bir yapıya sahipti. Nerde olması gerekiyorsa orda duruyordu. Onun gür ve kararlı sesi, daha evvel Balkan Harbi esnasında; Beyazıt, Fatih, Süleymaniye Camii şeriflerinden, Millî Mücadele’de ise Balıkesir Zağanos Paşa ve Kastamonu Nasrullah Camii’nden ve daha pek çok camilerden yükselmişti. Ümitsizliğe şiddetle karşı çıkmış, her fırsatta halka moral ve yürek vermişti.

 

Tefrika illetine tutulmamamız için bizi uyararak şöyle demişti:

"Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez;

  Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez"

 

Mehmet Akif, hayatı boyunca bir münzevi gibi ömür sürdü. Doğru bildiklerini yaşadı, yazdı ve yaydı. Milletine güven ve sabır aşıladı. Birlik ve beraberliğin bizi birbirimize bağlayan en önemli unsur olduğunu her fırsatta hatırlattı. Yabancıların kirli senaryolarına figüran olmamamız için tarih şuuru kazandırdı. Hakiki Müslümanlığın en büyük kahramanlık olduğunu haykırdı. İslâm birliğinin tesisi için gayret ettiyse de arkasında yürüyenler tez yorulduğu için, tam anlamıyla gayesine ulaşamadı. Aradan geçen yıllar, Akif’in söylemlerinin ne kadar doğru ve isabetli olduğunu ispatladı. İstiklâl Marşı’nın kabulünün 104. yıldönümünü kutluyor Akif’in deyimiyle “Allah bu millete bir daha İstiklâl Marşı yazdırmasın.” diyorum.

( Mehmet Akif Ve İstiklal Marşı başlıklı yazı M.Nihat Malkoç tarafından 12.03.2025 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu