Deneme / Hayata Dair Denemeler

Eklenme Tarihi : 18.03.2025
Okunma Sayısı : 47
Yorum Sayısı : 1
Altın Üyelik Başvurusu Altın Üyelik Avantajları
Türk Şiirinde Çanakkale Zaferi


M.NİHAT MALKOÇ


Güzel dünyamızı kan gölüne döndüren savaşların insan ruhundaki tahribatı sanıldığından çok daha büyüktür. Bu savaşlarda yakınlarını kaybedenlerin iç dünyalarına ayna tutulabilse o aynada kim bilir ne büyük yanardağlar görülür. Çünkü nerden bakarsanız bakın savaş maddî ve manevî bir yıkımdır; ruhların infilâkıdır. Atatürk’ün “Ulusun yaşamı tehlikeyle karşı karşıya kalmadıkça savaş bir cinayettir” sözü bu gerçeği ortaya koymaktadır.

Ortalığın kan gölüne döndüğü Çanakkale, Türk tarihinin dönüm noktalarından biridir. Türk milleti için adeta ikinci bir Ergenekon’dur. Bu kanlı coğrafyada emperyalistlere unutamayacakları bir ders verilmiştir. İngilizler, Yeni Zelandalılar, Avustralyalılar ve onların işbirlikçileri burada bir milleti boğmak istemiştir; tertemiz bir coğrafyayı kana bulamışlardır. İslam’ın haremine girmişlerdir. Fakat serdengeçti cengâverlerimizin kahramanlıklarıyla ve Rabbimizin inayetiyle şer güçler bozguna uğrayarak ölenler ölmüş, kalanlardan canını kurtarabilenler geri dönmüşlerdir. Hilal gönderde dalgalanırken, Haç boynunu bükmüştür.

Bir milletin ölüm kalım mücadelesi olan Çanakkale, Türk edebiyatının şaheserlerine konu olmuştur. Şairler ve yazarlar Çanakkale’den ilham alarak eserler vücuda getirmişlerdir. Bu hüzün coğrafyasını nice kalem erbabı eserlerine yansıtmıştır. Kalemlerde mürekkep yerine, adeta gözyaşı kullanılmıştır. Böylece bizde de bir savaş edebiyatı oluşmuştur.

Acıların, hüzünlerin ve ayrılıkların kol gezdiği savaşlar; hammaddesi duygu olan edebiyatın vazgeçilmez malzemeleridir. Bu yüzden birçok milletin savaş edebiyatları mevcuttur. Bu milletlerden biri de Türklerdir. Bizim de zengin sayılabilecek bir savaş edebiyatımız vardır. Çünkü şanlı milletimiz tarih boyunca cepheden cepheye koşmuş, emsalsiz zaferler kazanmıştır. Yaşananların hissiyata yansıyarak kalıcı olması ve gelecek nesillere aktarılması için bu zaferler ve hezimetler edebî eserlerde sıkça işlenmiştir.

Türk edebiyatına en çok konu olan tarihî dönemeçlerden biri de yedi düvele karşı kazandığımız Çanakkale Zaferi’dir. Bu zafer Osmanlı’nın sonsözü olsa da, yeni Türkiye’nin bir anlamda Önsöz’üdür. Bu eşsiz zafer, edebiyatımızda çok farklı ve özel bir yer tutar.

Kanla yazılmış bir destandır Çanakkale… O büyük savaştan sonra gökler barut, toprak kan kokmuştur uzun zaman. Küllerinden doğmuştur ateşe verilmek istenen vicdanlar…  Ecnebiler ne kadar çırpınsa da şanlı bayrağı gönül gönderinden indirememişlerdir. Tevhidin emaresi olarak minarelerden okunan ezanı susturamamışlardır. Asım’ın tertemiz neslini yıldıramamışlardır. Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Çerkez’i bu cephede omuz omuza vererek tertemiz kanlarıyla şanlı bir destan yazmışlardır. Bu zafer tarihe sığmayacak kadar büyüktür. Onun içindir ki Çanakkale Zaferi, şairlerimizin şiirlerinin vazgeçilmez konularından biri olmuştur.

Hakkında en çok şiir yazılan zaferlerden biridir Çanakkale… Birçok şairimiz bu mühim zaferi şiirlerinde ebedileştirmiştir. Bu şairlerin başında hiç şüphesiz ki Mehmet Akif Ersoy gelmektedir. Çanakkale’de ölümüne savaşan askerlerimizin asil ve dik duruşunu onun kadar güçlü anlatan başka bir şair yoktur. İstiklal Marşı’nı yazarak milletine hediye eden Millî Şair Mehmet Akif, Hilâl’in Salip’e karşı kazandığı Çanakkale Zaferini de destanlaştırmayı ihmal etmemiştir. Onun “Çanakkale Şehitlerine” adlı muhteşem eseri, kelimenin tam anlamıyla bir şiir anıtıdır.  Bu harikulade şiir, o sıkıntılı günleri bizlere tekrar yaşatır. Bu şiiri okurken tüylerimiz adeta diken diken olur; kalbimiz göğüs kafesimizden taşmak ister. Sanki kıyama durur kelimeler… Sözlerin her biri millî bir ruha bürünür.  Mehmet Akif, Çanakkale kahramanlarına yazdığı bu emsalsiz şiirde bu zor savaşı kelimelerle şöyle canlandırmıştır:

“Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer
 O ne müthiş tipidir: Savrulur enkâz-ı beşer...
 Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak,
 Boşanır sırtlara, vâdilere, sağnak sağnak.”

Çanakkale Savaşı; Türklerin esaret zincirlerini kırarak, özgürlüğün ufuklarına kanatlandığı, hürriyetin bedelini kanlarıyla ve canlarıyla ödediği bir savaştır. Çanakkale kıpkızıl akşamların aydınlık fecirlere döndüğü kutlu bir seherdir. Çanakkale ruhunu en iyi anlatan şairlerden biri de Necmettin Halil Onan’dır. Onun Gelibolu yamaçlarında yazdığını söylediği “Bir Yolcuya” adlı şiiri, kısa olmasına rağmen Çanakkale ruhunu en iyi yansıtan şiirlerden birisidir. Bu derin şiir, günümüzde Çanakkale sırtlarına yazılmıştır. Çanakkale sıradan bir toprak parçası değildir Onan’ın gözünde. Zira bu topraklar kanla yoğrulmuştur. Bir milletin nabzı atmaktadır bu topraklarda. Geçmişin daima hatırlanmasını isteyen şair Necmettin Halil Onan, bu şiirinde Çanakkale’den gelip geçenleri şöyle uyarmaktadır:

“Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın
  Bu toprak bir devrin battığı yerdir.
  Eğil de kulak ver, bu sâkit yığın
  Bir vatan kalbinin attığı yerdir.”

Türk’ün ateşle imtihanıdır Çanakkale… Düşmana mezar olmuştur bu kutlu topraklar… Burada kara toprak yatak, masmavi gökler yorgan olmuştur kınalı kuzulara. Seyit Onbaşılar burada Allah’ın sonsuz inayetiyle imkânsızı mümkün kılmışlardır. Burada bir tümene bedel olan Yahya Çavuşlar, binlerce askerden oluşan İngiliz birliklerini durdurma cesareti göstermişlerdir. Çanakkale ile ilgili şiir yazan şairlerden biri olan Behçet Kemal Çağlar, “Çanakkale Destanı” adlı şiirinde Çanakkale’yi “Mahşerin dünyada kurulduğu yer” olarak nitelemektedir. Çağlar, şiirinin devamında Çanakkale’yle ilgili şunları söylemektedir:

“Ejder ateş salan arslan böğrüne,
 Timsah diş saplayan insan bağrına
 İstanbul denilen canan uğruna,
 Yüz bin canın yere serildiği yer...”

Türk’ün geçit vermez kalelerinden biri olan Çanakkale’yi şiirlerinde ebedileştiren şairlerden biri de Beş Hececilerden biri olan Faruk Nafiz Çamlıbel’dir. O, “Çanakkale” adlı şiirinde bu savaştaki güçlerin orantısızlığına vurgu yapmaktadır. Bizim askerlerimizin mızrakla, okla ve yayla savaştığını, düşman ordularının güçlü bir kara ve deniz ordusuna sahip olduğunu dile getirmekte ve “Karşına çıktı düşman çelikten bir alayla” demektedir.

‘Ölüme davet’ olarak da niteleyebileceğimiz amansız bir savaştır Çanakkale... Korkusuz Türk askeri, her şeyi göze alarak bu davete icabet etmiştir. Ölüm, ölümsüzlüğe uzanan bir köprü olmuştur onlar için... Çanakkale Savaşı’nda bizim toplarımız düşmanların koca donanmasıyla, tüfeklerimiz düşmanın bataryalarıyla başarılı bir şekilde mücadele etmiştir. Neticede yüreklerdeki pörsümez iman, çelikten alaylara galebe çalmıştır. Çamlıbel, Çanakkale’yi ‘silahın inançla sövüştüğü yer’ olarak tanımlamaktadır. Faruk Nafiz Çamlıbel’in dizelere can kattığı ve kanat taktığı  “Çanakkale” adlı bu şiiri şu dörtlükle başlamaktadır:

Övün, ey Çanakkale, cihan durdukça övün!

  Ömründe göstermedin bin düşmana bir düğün.

  Sen bir büyük milletin savaşa girdiği gün,

  Başına yüz milletin birden üştüğü yersin!

Çanakkale Zaferi sadece şairleri değil, padişah Sultan Reşad’ı da heyecanlandırmış, onun bu zaferle ilgili gazel yazmasına sebep olmuştu. Bu gazele zamanında yüzlerce tahmis yazılmıştır. Yahya Kemal Beyatlı da Sultan Reşad’ın bu gazeline tahmis yazanlardandır. Beyatlı’nın “Tahmis-i Gazel-i Hümayun” adlı şiirinin ilk bölümünü paylaşmak istiyorum:

“Cepheden topları ejder gibi bârû-efgen
 Arkasından gemiler bir sürü dîv-i âhen
 Gökde tayyârelerinden saçarak nâr-ı fiten
 Savlet etmişdi Çanakkal‘aya bahr ü berden
 Ehl-i İslâmın iki hasm-ı kavîsi birden”

Dağların, taşların tekbir sesleriyle inlediği yerdir Çanakkale… Tek dişi kalmış bir canavarın kanaryaya alçakça saldırısıdır. Hepimiz bu savaşın muhatabı ve mağduruyuz. Zira Çanakkale Savaşı’nda hemen her evden bir veya birkaç kişi şehit olmuştur. O büyük yaralar, aradan bir asra yakın zaman geçmesine rağmen kabuk bağlamamıştır. Bugünkü neslimiz o tertemiz şehitlerin soyundandır. Bu sebeple mayası temizdir neslimizin.  O nesil tertemiz kanını katmıştır al bayrağa. O neslin torunları var oldukça bu bayrak hep dalgalanacaktır.

Şairler Çanakkale’deki ulvî hissiyatın tercümanı olmuşlardır. Bu büyük cephede yaşanan acıları ve zaferden sonraki tarifi imkânsız mutlulukları şiirleriyle ebedileştirmişlerdir. Çanakkale’yi şiirlerinde işleyen şairlerden biri de Enis Behiç Koryürek’tir. O, dünyayı ‘alçak’ olarak niteleyerek şehitlere ‘Günahkâr gözyaşım layık mı size?” diye soruyor.  O, “Çanakkale Şehitliği’nde” adlı şiirinde mübarek kanlarıyla toprağı sulayan yiğitlere şöyle seslenmektedir:

“Ey şimdi köyünden pek çok uzakta
              Ey şimdi bir yığın kara toprakta
              Uyanmaz uykuya dalan yiğitler!
              Şehitlik şanını alan yiğitler!..”

Çanakkale, vatan sevgisinin en ileri noktasının somutlaşmış hâlidir; faniliği aşıp bakiliğe erişmektir. Çanakkale’yi layıkıyla anlamak için yüreklerin imanla ve ihlâsla çarpması zaruridir. Şehitlik çok büyük bir manevî makamdır; uhrevî saltanatların en güzelidir. Allah-ü Teâlâ şehitler için “Allah yolunda öldürülenlere ‘ölüler’ demeyin. Onlar diridirler fakat siz farkında değilsiniz” diyor. Bu ne büyük bir mükâfattır şehitler için... Şehitliğin bu manevî cephesini hakkıyla bilmeyenler, o savaşta ölenlerin yüce gayesini elbette ki anlayamazlar.

Merhum Mehmet Akif Ersoy’un yakın dostu olan Mithat Cemal Kuntay’ın da Çanakkale’ye dair şiirleri vardır. O da Çanakkale’yi, yazdığı şiirlerle ifade etmeye çalışmıştır. O da Necmettin Halil Onan gibi Çanakkale topraklarına destursuzca girilmemesi gerektiğini, orada ölenlere, o topraklarda yatanlara saygı, sevgi ve hürmet gösterilmesini ısrarla ister: 

“Basma, sahilleri hep insan eti
 İki yüz bin ölünün iskeleti.
 Basma, ta Ankara’dan tut da Van’ın
 Yıkılan namütenahi yuvanın
 Canlı enkazı olan evlâdı
 Bu sevâhilde geçen yel kanadı.”

Çanakkale, sadece ‘yedi düvel’ diye tabir edilen düşmanla değil, yoklukla ve yoksullukla da savaşılan bir yerdir. O zamanlar askerlerimizin sırtında paltosu,  ayağında potini yoktu. Kışa, soğuğa ve ayaza karşı da bir büyük mücadele verilmiştir Çanakkale’de… Fakat söz konusu olan vatansa gayrisi onlar için teferruattan ibaretti. Bunların hepsi aşılırdı, nitekim de aşılmıştır. Onların bu fedakârlıkları neticesinde Çanakkale Boğazı geçilememiştir.

Çanakkale’de ölümüne savaşarak şahadet şerbetini içenler, son damla kanları akana kadar savaşanlar, Mehmet Akif’in ifadesiyle ‘Asım’ın Nesli’ydi. Onlar helal süt emmişlerdi analarından… Yurdu yavuklu bellemişlerdi. Onlar cefakâr analarının besleyip büyüttüğü, sonra da asker ocağına gönderdiği kınalı kuzulardı. Onun içindir ki namuslarını çiğnetmediler. Onların torunları olan bugünkü gençler de o şanlı bayrağı gönderden indirmeyecektir. Bu millet ve bu gençlik, zor zamanlarda toparlanmasını, bir ve beraber olmasını, kenetlenmesini çok iyi bilir. Tarihimiz bunun şanlı örnekleriyle doludur. Sözün bu noktasında Çanakkale’de şehit düşerek ruhlarını ölümsüzleştiren cennet erlerine Akif’in şu mısralarını sunuyorum:  

Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
              Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
              Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
              Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.

Çanakkale, dünden bugüne yüzlerce şiire konu olmuştur. Bu ruh yaşadıkça bundan sonra da birçok vefalı şairimiz tarafından işlenmeye devam edilecektir. Ruhları şâd olsun.

( Türk Şiirinde Çanakkale Zaferi başlıklı yazı M.Nihat Malkoç tarafından 18.03.2025 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu