KEDİ, KARINCA VE GÜVERCİN
Yakın zamanda aklımda soru işaretleri oluşturan iki olay yaşadım. Olayın
kahramanları kedi, karınca ve güvercin…
Sanırım Ağustos ayıydı. Bulunduğum ilçede Atatürk
Parkı, hemen onun yanında çay bahçeleri sıralanmış, müşterilerine hizmet
sunuyordu. Bir yandan çayımı yudumluyor, bir yandan kuşları seyrediyordum. Parkın
müdavimleri arasında sinsi, aç kediler, kedicikler cirit atıyordu. Kediler,
hasta kuşları keşfediyordu. Birkaç defa güvercinleri yakalayıp kaçtığına şahit
olmuştum. Hatta kedilerin kelebek avlama konusunda da bir hayli yetenekli
olduğuna şahit olmuş, çok şa-şırmıştım.
O gün, masam ara yola çok yakındı. Yine kediler
nasibini arıyor vaziyetteydi. Güvercinler, kedileri gördüğünde hemen ağaçlara
uçuşuyor ve kendilerini korumaya alıyorlardı. Vatandaşların park meydanına yem
serpmelerini bekliyorlardı. Ancak bu bekleyiş kedilerin arayıp bulamadığı bir
fırsata dönüşecekti.
Bir ara gözüm kaldırım üstüne uzanmış bir kedi
gördüm. Duman renkli, çok sevimli bir kediydi. Ancak neden kaldırımları
yalıyordu, bunu o an anlayamadım. Sonra yavaşça kalktım, yakından görmeye
çalıştım. Sonra sevmek istedim. Fakat o da ne! Kedi, kısmetine öylesine yumulmuş
ki gözleri hiç bir şey görmüyordu. Kaldırım diplerinden ve çatlağından girip
çıkan yüzlerce iri karıncaları diliyle yalayıp yutuyordu. Tam bir ziyafet sofrası
kurulmuştu önüne.
Kediye yavaşça dürttüm, karıncaları rahat
bırakmasını istemiştim. Kedi gitmek istemiyordu, yalayıp, yutmaya devam
ediyordu. Sonra sesimi yükselterek kovaladım. Kedi arkasına bakarak oradan
ayrıldı…
Bir adam omzuma dokundu!
“Hayırdır hemşerim! Sen kediyi neden kovaladın?”
Tanımadığım bu adamın suratına baktım:
“Görmedin mi, karıncaları yutuyordu”
Adam dedi ki:
“Sana ne! O’nun rızkını sen mi veriyorsun! Allah, o
karıncaları kedinin rızkına yazmış. Kedinin rızkına engel olamazsın. Yarın huzuru
mahşerde senden davacı olacak!”
Adamın verdiği cevap karşısında şaşırdığımı
belirtmeliyim. Kısa bir süre aklımda bu olayı tartmaya çalıştım ve adama dönüp
dedim ki:
“Haklısın birader! Ben bunu hiç düşünmemiştim”
Adam yanımdan ayrıldı, oturduğum masanın yanındaki
bir masaya oturdu. Sonra ben de masama döndüm. Fakat adamın benimle konuşmak
amacında olduğunu fark ettim. Bir çay daha istedim, çayım geldi. Çayım geldi
ama adam da yanıma gelip oturdu. Beni tepeden tırnağa süzmeye başladı. Bu tür
davranışlara ani refleks gösteren bir adam olmama rağmen işi öğrenmek için kontrollü
davrandım.
Sonra:
“Buralı değilsin anlaşılan. Nerelisin sen hemşerim?”
“Ne fark eder. İyi ki buralı değilmişim! Ben Kırıkkaleliyim”
diye cevap verdim.
“Benim çok Kırıkkaleli arkadaşım var, iyi insanlar”
Adamın sohbetini farklı yöne çevirmek istedim:
“Adın her neyse, bak hemşerim, az önce kedinin
kısmetine engel olduğumu söylemiştin. Şimdi aklıma geldi. Sana bir soru
soracağım”
“Sor hemşerim. Merak ettin soruyu”
“Sen huzuru mahşerde kedinin benden hesap
soracağını söylemiştin; kısmetine engel oldu-ğum için. Bu yüzden belki ben
cehenneme gideceğim! Peki, kediye yem olmaktan kurtardığım karıncalar da
huzuru mahşerde Allah’a yönelip, kedinin zulmünden kendilerini kurtardığımı söylerlerse
cennete mi giderim, cehenneme mi?”
Adam kasketli başını kaşıyıp şöyle bir düşündü!
“Bilmem, hiç aklıma gelmemişti! Onu Allah takdir
eder”
Adama dedim ki:
“Her şeyi Allah takdir ediyorsa, sen neden böyle
bir sonuç çıkardın?”
“Doğada denge var hemşerim. Ben böyle düşündüm…”
Bu diyalogdan sonra adam masamdan ayrıldı…
Bu adamın bir başka versiyonu:
Yine aynı çay bahçesindeyim, yine aynı mevsim. Bir
yandan çayımı içiyorum, bir yandan gü-vercinleri seyrediyorum. Güvercinler,
vatandaşların serptiği yemlere odaklanmıştı. Güvercinler arasında enerjisi
düşük bir güvercin göze çarpıyor-du. Hastaydı, “yem yese ne olur, yemese ne olur”
dedirtiyordu. Kedi, kaldırım taşının arkasına sinmişti. Hasta güvercini gözüne
kestirmiş, hamle için uygun zamanı kolluyordu. Birden ok gibi fırladı tüm
kuşlar uçuştu ancak hasta güvercin ne olduğunu anlayamadan kendini kedinin
ağzında buldu. Kuş çırpınıyordu ve ben hemen kalktım, kediyi ürküp güvercini
bırakması için çaba sarf ettim. Ancak başaralı olamadım. Tekrar yerime geçtim
ve içimden “işte ölüm, işte Azrail” diye düşündüm. Sonra yan masada o-turan adam
bana söylenmeye başladı:
“Ya arkadaş, kedinin kısmetine neden engel
oluyorsun? O kuş kedinin kısmetiymiş.”
“Kuşun hasta olduğunu görmedin mi birader” diye
cevap verdim.
Adam:
“O kuş zaten
ölecekti. Bırak kedinin kısmeti olsun. Allah, o güvercini o kedinin rızkı
olarak takdir etmiş.”
Benim yön tayin etme ve surat okuma kabiliyetim
zayıf olduğu için bir önceki adam mı, yoksa bir başka adam mı olduğu-nu çözemedim. Adama bir önceki adama sorduğum soruları sormak istedim:
“Huzuru mahşerde, o hasta güvercin kendisini
kediden kurtarmak istediğimi söylerse ya! Neticede bir can kurtarmış olmuyor
muyum? Allah, bir can kurtarmak istediğim için belki bana ödül verecek. Belki
senin dediğin gibi kedinin rızkına engel olmak istediğim için ceza kesecek”
Adam:
“Orasını Allah bilir hemşerim…”
“O zaman Allah adına neden hüküm koyuyorsun? Benim
vicdanım sızlıyor.”
İşte böyle dostlar. Bu olaydan çıkardığım sonuç;
Allah, yeryüzünde bir denge kurmuş ve canlılar âlemi kendi içinde programlandığı
gibi dönüp duruyor. Canlılar âleminde etçil ve otçul hayvanlar bulunuyor. Canlılar
birbirini yiyerek bes-leniyor. Bu besin zincirinde canlı sayısı ne fazla artıyor
ne azalıyor. Denge!
Sizler, aynı olaylar karşısında nasıl
davranırdınız, merak ediyorum gerçekten.