
Köyün üstüne kar çökerdi
Bir gecede dünya unutulmuş gibi olurdu
Bacalara kadar yükselen beyazlık
Uyku sersemi yüzümüze çarpan ayazın nefesi
Sabahın ilk ışığında köyün ruhuna işlerdi
Annem sobayı yakar
Evin içini duman kokusu doldurur
Dışarıdaki soğuğu bize unuttururdu
Ama çocukluğumuzun sesi bizi dışarı çağırır
Kızakların tepelerden köye kadar uzanan sesi
Ellerimizi donduran soğuk
Burnumuzu acıtan rüzgar
Yine de içimizdeki sevinci susturamazdı
O anlarda hayatın ağırlığı bile erirdi sanki
Koyunlara saman taşırken dizimize kadar karı yarardık
Nefesimiz buhar olup gökyüzüne yükselirdi
Fırtına çıktığında evler içeri doğru büzülürdü
Ama biz yine kartopu oynar
Akşam olunca başka evlere gider
Köyün sıcaklığını birbirimize taşırdık
Her adımda çocukluğumuzun sesi yankılanırdı
Öğleye doğru sobanın üstünde patates pişer
Kabuğu çatlar kokusu evi sarardı
Annem elime bir tane koyar
Üfle sıcak o der
O patates yalnızca karın doyurmaz
Yüreği de ısıtırdı
Bir annenin sessiz sevgisi gibi ağır ağır içimize işlerdi
Pazartesi salı Zara yolu görünürdü
Römorkun arkasında sallanır
Minibüste camlar buğulanır
Ayaklarımız donar
Kulaklarımız acırdı
Ama şehrin pazarı bizi bekler
Bir domates biraz un biraz ihtiyaç
Sonra eve dönen sessiz bir yolculuk olurdu
Yorgun ama huzurlu
Akşam olunca köyün ışıkları sarı bir masal gibi yanar
Biz gençler Hacı abinin evinde toplanır
Soba gürler çay demlenir
Masaya 51 taşı dizilirdi
Her taşın çıkardığı ses dışarıdaki tipiyle yarışırdı
Kahkahalar küçük atışmalar
Sıcacık bir akşamın en güzel sesleriydi
Dışarıda kar sertti ama içeride hayat yumuşardı
Kış ağır olurdu
Ama o ağırlığın içinde büyüdük
Her kar tanesi bir hatıra gibi düştü omuzlarımıza
Soğuğun içindeki sıcaklığı en çok annemin sesinde buldum
Köyün kar kokusu
Zara ayazı
Çocukluğumun sesi
Şimdi bile içimde duruyor
Temiz beyaz
Dokununca dağılan ama izi hiç gitmeyen bir anı gibi
İsmail Gökkuş