KARLA GELEN MİSAFİR
ANILARIM-1
Yalnız kaldığım zamanlar bir şeyler kafama takılınca yazasım geliyor.
Yaşadıklarımı , gördüklerimi , anılarımı.
Zor be yazmak, öyle kolay değil.
Başkasının yazdığını bir çırpıda okumak gibi değil.
Özellikle geçmişte yaşadıklarım gözümün önüne gelince neler görmüşüm, neler geçirmişim vay be diye düşünmeden edemiyorum işte.
Fakat hangi anımı yazmaya başlasam derken hem beni ürperten , hem korkutan ama geçmişime de koca bir sır olarak kalan bir kış anısı aklıma geliverdi.
Gebze de çalıştığım 1999 – 2000 li yıllarından kalan gizemide benle saklı olan acayip bir olay.
Bari onu yazayım dedim.
İnanın hala aklıma geldikçe ürperirirm,
Madem yaşamışım, kafamın içinde kalacağına satırlarda kalsın. Yaz be dedim ne olacak sanki.
yaz gitsin işte.
Kocaeli’nin Gebze ilçesinde bir inşaat firmasında çalıştığım yıllardı. Büyük Yalova depremi olmuş binlerce masum insan bölgede can vermiş bunun üzerinede devlet inşaat projelerini askıya almıştı.
Bu yüzden inşaat firmalarında bir durgunluk baş göstermiş, bir çok çalışanda işinden gücünden olmuştu.
Deprem her ne kadar yazın meydana gelse de projelerin yasaklar yüzünden ileri tarihlere sarkmasıyla onay verilme süreci ve projelerin başlangıç süreleride kış vaktini bulmuştu.
Firmalarda yazın kazanamadıkları hızı kışa sarkıtıp hafta sonu mesaileri ve gece takviyeleri ile kapatmaya çalışıyorlardı. Bende bu dönemlerden birinde şantiye ortamından bıkmış kenar köşe bir yerde küçücük bir artı bir ev tutmuştum. Şantiyenin gürültüsünden tozundan bıkıp usandığım için hiç değilse sessiz sakin dinlenebiliyor akşamlarıda çayımı kahvemi kendi başıma yudumlayabiliyordum. En azından karışanım yoktu…
Fenada olmamıştı. Kendi evim kendi yatağım kendi televizyonum gayette keyfim yerine gelmişti.
Bu dönemlerden birinde resmi tatil miydi, yoksa firma o hafta çok yoruldunuz bu hafta dinlenin diye herkese izinmi vermişti orayı tam hatırlayamıyorum ama sanırım bir cumartesi öğleden sonra ve ertesi güne denk gelen pazar günü içinde herkese istirahat vermişti.
İşçiler nasılda sevinmişti. O gün arkadaşım Süleyman akşam kendi tuttuğu bekar evine şantiyeden birkaç arkadaşı daha çağırmıştı. Giderken akşam sende gel yemek yeriz, çay içeriz okey oynarız eğleniriz diye tembih etmişti bende kabul etmiştim. Yalnız kalacağıma biraz kalabalıkta takılırım diye düşünmüştüm.
Yola çıktığımda dışarısı buz gibiydi. Soğuk insanın ellerini kesiyor, insanı bedenen güçsüz düşürüyordu. Akşama doğru arkadaşın evine varmıştım soğuktan gelen insanın içeri girince oh dediği bir ortamdı. Evin içi sıcacıktı.
Taze demlenmiş çayımı aldım sıcacık geçip bir köşeye oturdum. Okey oynayanları kenardan seyrediyor çayımı yudumluyordum.
Gülüşme, şakalaşma, muhabbet derken vakit geçmiş hatta epeyce ilerlemişti. Şöyle saatime baktım gece 12 ye yaklaşmıştı. Camdan baktığımda kar hala yağıyordu ve gündüzden beri hiç durmamıştı. Belki kimse olmasa orada kalırdım ama ev kalabalıktı.
Baktım yatacak yer yok. Ev kalabalık ben iyisi mi gideyim dedim. Süleyman kal abi gene de şuralara sıkışırız dese de, sağol Süleyman gerek yok şuradan en fazla bi yirmi, yirmi beş dakikamı alır yürür giderim evimde olurum dedim.
Nerden bileyim o gecenin benim için bu kadar farklı bir gece olacağını ve asla unutamayacağım bir olayın beni beklediğini.
Herkese iyi geceler dileyip eve doğru yola çıktım. Gecenin sessizliğini rüzgarın sesi bozuyor gündüzden beri yağan karda insanın gözüne gözü ne doğru giriyordu.
Her adım atışımda ayağıma giydiğim botun sesi karlı yerlerde garç gurç ses yaparken karı eziyor , suyun donduğu yerleri geçerken de buzlaşan suyu cam gibi kırıp parçalıyordu. Kırılan buzların çıtırtısı da fırtınaya karışıyordu. Dehşet bir ayaz içerisinde evime doğru güç bela yürümeye çalışıyordum. Boyun bağımla yüzümü fırtınadan saklasam da tipi kulaklarıma kadar işliyordu. Sırtımdaki mont karla kaplanıyor ara ara ellerime giydiğim eldivenimle karları çırpıyordum. Hakikaten dondurucu bir soğuk vardı. Tek düşüncem bir an önce sıcacık evime ulaşmaktı. Başka hiçbir şey düşünemiyordum artık. İnsan o kısacık sürede sıcağı özler mi yav … Özlemiştim işte. Tek derdim sıcacık evime kavuşmaktı.
Anayoldan ayrılıp ara yola geçen dar yola sapmıştım. Evin yolunu yeni yapılan ıssız caminin inşaatının önünden geçerek kısaltmayı düşünüyordum. En çokta başı boş köpeklerden çekiniyor onların saldırmalarından korkuyordum.
Özellikle tır parkının olduğu yerde ara sıra başı boş bırakılan iri çoban köpeği çok saldırgan bir hayvandı. Bu yüzden bir iki kez firmanın bekçileriyle tartışmıştık. Köpekleri boş bırakmamalarını istemiştik. Bu arada yavaş yavaş eğim bitip yol düzleşirken yolun üstü iyice karla kapanıyordu. Yağan karla beraber yollar ve etraf beyazlamışken evler seyreliyor tel örgülerle çevrili fabrika sahaları daha boş alanlar bırakıyordu. Buda etrafı daha tenha ve daha ürkütücü yapmaktaydı.
Etrafta insan namına kimsecikler yoktu. Bu seferde soğuğun zalimliğine yalnız olmanın ürpertisi ekleniyordu.
Ellerimi cebime sokup hafif öne eğilerek yüzüme, gözüme gelen kardan kendimi bir nebze olsun saklamaya çalışıyordum. Bu nedenlede ileri çok fazla bakamıyordum. Belimi kamburlaştırmak zorunda kaldığım için sadece yere doğru bakabiliyor ara sıra kırşıyı gözetliyordum.
İşte o anda ne olduysa orda oldu….
Yürüdüğüm yol ilerideki düzlükten minibüs yoluna bağlanıyordu. Yolun tam kıvrım alacağı noktanın bana göre sol tarafında büyük bir çınar ağacı duruyordu. Az ilerde ise elektrik direği ağacın altını aydınlatıyor gecenin o saatinde bankın üzerinde tek başına bir kadın oturuyor ve oturan kadını da aydınlatan ışık resmen gözüme sokuyordu….
Alenen dehşete kapılmıştım. Soğukla, fırtınayla, karla uğraşan vücudum bir anda iliklerime kadar korkuya ve dehşete kapılmıştı. Vücudumun tükendiğini, bacaklarımın halsiz kalışını korku ve şaşkın- lığımı istesemde anlatamam tarifde edemem. Ulan bu neyin nesi diyebildim. Bu neyin sınavıydı ya geldi başıma.
Güç bela Besmele çektim bildiğim dualarımı okumaya başladım…. Ya Rabbi bu ne gece gece başıma geldi. Keşke orda kalsaydım. Yatakta yatmasam da olurdu. Nerden çıktım bu yola bir yerde pişmanlık , diğer yanda korku ve panik derken ağır ağır kendimi toparladım. Baktım ağzından nefes alış verişinde buhar çıkıyor. Ya bu o zaman insan. Üzerinde mont yok, kaban yok sadece bir kırmızı hırka var. Ayağında bot yok normal ayakkabı var. Belli ki üşümüş. Elinin biri diğerinin içinde. Ses bile vermedi.
Tek derdim uzaktan olsun ona yaklaşmadan öteden geçip gitmek. İlk seferki korkum kalmasa da biraz cesaretim artsada yine de korkuyorum. Hala dilimde Besmelenin manevi gücü var. Bir on metre kadar ileri gidiyorum ve vicdanım bana sen ne yapıyorsun diyor. Ey adam sen kendindemisin. Nasıl bırakırsın o kadını bu soğukta yapa yalnız . Hadi gittin uyayabilecekmisin. Allah Allah bu sefer kendimle mücadelem başlıyor…..
İyide daha bu insan mı değil mi onu çözemedim ki derken , birde hırlımı, hırsızmı, evden mi kaçtı bu burda gecenin bu saatinde buralarda bu tenhada ne yapıyor gibi acabalar eklenmişti ama dedim ya vicdan işte ben ayağımda bot sırtımda mont elimde eldivenle atkımla beremle donup titrerken bu kadıncağız burda ne yapıyordu.
Tüm cesaretimi topladım yanına yaklaştım inanın höt dese düşer bayılırım o kadar. Korka korka hişt bana bak kız dedim.
Senin evin barkın yok mu gece gece sen burada üşümüyor musun ben bu halimle dondum dedim.
Kafasını çevirdi bana bakıyordu. Elinin biri diğerinin içinde, ayağı soğuktan diğerinin üstünde bana baktı. Allah Allah ya bu baya baya insan baya baya kadın. Kıvrım kıvrım uzun saçları var. Üstü kardan ıslanmış elleri morarmış vaziyette kara gözlü temiz yüzlü bir kadın. Suratı kıpkırmızı soğuktan donmuştu. Bu saate sen burda ne yapıyorsun canına mı susadın Allah aşkına diye sordum.
Hiç ses vermedi. Polisi arayımmı? Dedim, arama dedi titreyerek iyide böyle olmazki gece gece sabaha sen ölürsün. Dışarda itler bile gezmiyor sen tek başına bu açıkta bu bankta kalmazsın. Donarsın dedim sustu. Zabıtayı bari arayayım gelsin alsınlar seni. Yine arama dedi. Bak ben gidecem ben bile dondum bu kıyafetimle inan ölürsün. Benle bari gel olur mu?
Garibim ikilemedi bile takıldı peşime hala pişmanım keşke montumu sırtına verseydim. Hızlanmıştım benim bile ayaklarım üşümüştü.
Karın yağışı elektrik direklerine yaklaşınca daha belirginleşiyordu. Oldukça seri ve hızlı bir şekilde lapa lapa yer yüzüne düşüyor az önceki gözüme yüzüme vuran karda arkamda kaldığı için biraz daha bana hızlı yürüme fırsatı veriyordu. Tek gittiğim yolda bu saatte iki kişi dönüyor kafamda da bir ton deli soru getiriyordum.
Ah! Ulan vicdan sen neler yaptırıyorsun bana.
Dışımdan diyemediğim, yüzüne söyleyemediğim hırlımı hırsızmı, arlımı arsızmı neyin nesiydi bu. Bir katil mi bir tanrı misafirimi iyimi kötümü neydi bu acaba…..
Kafamda deli sorularla evime gelmiştim. Elllerim soğuktan üşümüş vaziyette eldivenin içinde donmuş bir şekilde o cebime bu cebime derken anahtarı çıkartıp evimin kapısını açtım. Sıcacıktı. Bismillah deyip evime girdim ayaklarımı bir çırpıp karları döktüm. Sende çırpın deyip kadına seslendim. Titriyordu resmen elleri yüzleri mosmordu. Hemen öbür odaya geç dedim.
Baş havlusunu verdim. Saçlarını kurulaman gerekir. Dolapta giyilmemiş erkek iç çamaşırlarım vardı atlet, kilot, kazak odaya yatağın üzerine doğru fırlattım. Bunların yanına da yeni aldığım Fenerbahçe amblemli pamuklu eşofman takımımı bırakıp burda her şeyini çıkar kapının dibine ıslak elbiselerini bırak sonra da kup kuru olan bu kıyafetleri giy dedim. Kapının üzerinde anahtar var kapıyı da içerden kitle olur mu diye seslendim…..Birazdan Allahın izniyle ısınırsın. Odalar küçücüktü sıcacık oluyordu…. Oysa bende yorgundum uykusuzdum üşümüştüm çaresizdim. Salona oturdum. Yarım saat içinde sıcacık evime gelmeyi uzanıp uyumayı düşünen ben bunları hayal eden ben o yarım saatin içine neler görüp neler yaşamıştım ya….Biri bana bunları yaşayacaksın dese hayatta inanmazdım ama yaşamıştım işte. Hatta canlı ispatı içeride odada duruyordu.
Adını sanını bilmediğim nedir ne değildir tanımadığım birisi içerideydi ve ben sırf vicdanıma yenilerek merhametime zayıf düşerek bu kadını evime almıştım. Kendimi onun yerine koyup daha eşimin çocuğumun bile haberi olmadan evimin kapılarını açmıştım.
Eşim memlekette daha bir yaşında bile olmayan bir oğlum var. Ekmek parasına evden uzaklarda gurbette çalışıyorum. Üstelik sadece eşim çocuğum değil üniversiteye giden kız kardeşim diğer kardeşlerim annem hepsi elime bakıyor. Kalkıp bana iftira atsa kendimi nasıl savunacağım. Polisi, Zabıtayı çağırıp durumu anlatsam ben inanamıyorum ki kendime onlar inansınlar. Ya Rabbi buda bir sınav buda bir senden gelen imtihan. Yapacak bir şey yok. Tutup kovacak halimde yok. Yine sana sığınmak var çaresiz kimse, sahibi sensin. Korkumdan uyuyamadım. Uyku gözümden akıyor uyamıyorum. Gece üç gibi kadına seslendim. Isındın mı bari. İçerden kadından bir ses geldi. Sağolasın ısındım ısındım. Allah razı olsun senden Baya bir ısındım. Oh dedim hiç değilse deli değil aklı yerinde bari konuşabiliyor. Bu bile beni biraz rahatlattı. Koltuğu duvara dayadım başımı duvara yasladım polar hırkamı kafama verdim derken uyuya kalmışım.
Soğuktan geldikten sonra ısınan vücut nasılda gevşiyor. Allah kimsenin sıcacık yuvasını huzurunu bozmasın. Tüm korkularımla başım polarda yastık niyetine öylece uyuya kalmışım. Gözümü açtım Nokia 3210 bir telefonum var gözüm karşımda hemen ona ilişiverdi .Elektronik ekranı sönüp yanıyordu. Saatine gözüm takıldı birden onu yirmi geçiyordu. Kadıncağız kalkmış çay koymuştu. Şaşkın şakın kadına bakıyordum sarı lacivert eşofmanım üzerindeydi.Daha ben giymeden ona giymek nasip olmuştu. Gece soğukta, karda, ayazda oturan kadın mutfakta çay demlemişti. Masanın üzerine de mini buz dolabından zeytin, peynir, reçel, helva tabaklarını çıkarmış iki tanede yumurta kaynatıp soymuştu bile. Evde ekmek yok mu dedi. Yok dedim. Market az ilerde şimdi alır gelirim. Montumu giydim markete gidip ekmek aldım. Geri dönünce kapıyı çaldım, kapıyı açtı. Küçük tahta masanın karşısına oturmuştu. Sofranın başında bugün gidecek misin desem şimdi kovmuş gibi olacak olmaz…..
Çayımı doldurdu ekmeği kestim yumurtayı aldım arasına koydum hafif tuz ve karabiber ekeleyip çayımı da alıp masaya oturmadan televizyonun karşısına geçtim. Sen kahvaltını yap dedim ben televizyon bakacağım.
Adını sormadım, kimsin demedim. Nerelisin demedim. Orda ne yapıyorsunda demedim. Kahvaltısını yaptı çayını içti salona geldi. Yanlış anlama haremlik selamlık biri değilim ama sen git mutfakta otur olur mu dedim.
Hiç seslenmedi cevap vermedi çay bardağını aldı sessizce odaya gitti. Kapıyı kapattı. Elbiselerini kurutmak için dışarı çamaşır ipine asmıştı. Kapının kenarında duran iskarpin ayakkabılarına baktım kardan eğilmiş, ıslaklık yüzünden de ayakkabının siyah rengi bazı yerlerde beyaza çalmıştı….
Gittim ayakkabı numarasına baktım otuz sekiz numara bir ayakkabıydı. Montumu giydim anahtarımı aldım. Cebime koydum vakit öğleye yaklaşmıştı. Gece yağan kar kesilmiş güneşde yavaş yavaş yüzünü göstermeye başlamıştı ama ayaz hala vardı. Mahalle arasında buluna bir ayakkabıcı biliyordum .
İçeri girdim. ‘’Selamın aleyküm’’ dedim ‘’Aleyküm selam’’ dayı bayan ayakkabın varmı otuz sekiz numara normal mi diye sordu bot olsa iyi olur dedim var dedi. Olmaz arka tarafta kışlıklar var. Topuklumu olsun yok be dayı altı kauçuk içi yünlü olanlar var ya sıcak tutsun ayağını kardeşime alacam işte dedim. Gelseydiya işte hem denemiş olurdu hem beğenmiş olurdu yer yakın olmazsa geri getiririm . Evde dener yer şurada kapıda giyecek hali yokya dedim . Tamam dedi sağolsun. Parasını verdim botu aldım. İlerde elbiseciden kapişonlu şişme bir mont beğenip onuda aldım eve gitirdim. Odanın kapısı açıktı. Şunları bir deneyi ver dedim. Giydi botta montta olmuştu hatta yakışmıştıda. Alımlı kara kaşlı kara gözlü bir kadındı. Allah razı olsun dedi. Ben namaza gideceğim camiye dedim. Eğer gidersen anahtarı şurda saksının dibine koy olur mu. Lütfen dışardada fazla gözükme daireyi bana zaten zorla verdiler dedim. Tamam dercesine başını salladı .
Camiden eve döndüğümde hala evdeydi. Yav gitmemişya. E git artıkta diyemiyorum. Ertesi günde işe gideceğim. Kaldım arada. Dışarı soğuk içeri dar, kapı kar. Bugünde böyle geçti gitti. Vakit oldu akşam gündüz gitmeyeni gecemi kovayım töbe yarabbi. Bak dedim sabah ben yedi gibi evden çıkarım servise yetişmem gerekir benim evde altınım yok param pulum yok. Zaten aldığım üç kuruş para onlarıda evime aileme gönderiyorum üstelik ben evliyim çocuğum var eşim var. Bunları bil de hani ona göre davran. Ben seni havalar ısınana kadar misafir edebilirim. O yüzden adında sanında benim için bir misafir olarak kalacak. Hatta bana kimsin söyleme bile ye iç yat. Havalar düzelincede nerden geldiysen lütfen oraya dön. Kocaeli büyük şehir tehlikeli yer başına ne gelir ben bilmem nerden geldin karışmam en iyisi nerden geldiysen oraya dön. İstersen ilerde muhtarlık var gidelim her şeyi güzelce orda anlat devlet ne gerekiyorsa sana yapar. Ben ancak sayılı gün seni misafir ede bilirim hepsi bu.
Kara gözleri doldu dudakları titriyordu . Sana ben ne diyebilirimki. Kimse senin yaptığını bana yapmaz ellerim bile donmuştu evine aldın. Bana yatağını verdin. Elbiselerini verdin gidip mont almışsın bot almışsın ne diyebilirim ki. Yol parasını bile ayırmıştım bu parayla Kars’a bile gidebilirsin ama yol yakınken git dedim. Annen baban merak etmesin lütfen git. Akşam patates yemeği yapmıştı köyden gelen turşuyla beraber yedik. Yine adını sormadım. Yine neden buralardasın demedim.
Sabah kalkıp işime gitmiştim. Gün boyu merak içerisindeydim acaba gittimi yoksa duruyormu.
Ya gitmezse ben ne yapar ne ederim derken gün bitti oldu akşam. Servis beni caminin önünde indirdi. Ağır ağır yürüyordum evime doğru. Allahım sen her şeyin hayırlısını ver. Köşeyi döndüm bina gözüküyordu. Şöyle bir binaya baktım yoluma devam ettim kapıma geldim. Dün astığı çamaşırlar kapıda yoktu belli ki toplamıştı. Saksının dibinde baktım anahtar saksının dibinde duruyordu. Belli ki gitmiş dedim.
Kapıyı açtım içeri girdim ev sessizdi. Mutfağa baktım yok, içeri odada yok, mutfaktaki masada bir kartonda bir yazı vardı eğik bükük bir yazıyla hepsi küçük harfle yazılmış adam gibi adamsın. Allahrazı olsun yazıyordu.
İçim bir tuhaf oldu belliki bir gece karla gelen misafirim, ben işteyken sessizce gidivermişti.
Umarım ailesinin yanına dönmüştür. Umarım karşısına başka iyi insanlar çıkmıştır. Umarım yaşıyordur. Zaten çok sürmedi kiraladığım evden çıkıp tekrar şantiyenin lojmanına taşındım.
Adem ÖZEL ( SORGUNLU )