Mübarek Ramazan ayının ruhu, bize sadece aç kalmayı değil, aynı zamanda helali haramdan, hakkı batıldan ayırmayı öğretir. Bir önceki yazımda "Boykot mu, Kölelik mi?" diyerek nefsimize bir ayna tutmuştuk. Bugün ise bu aynayı, boykotta dünyada simge haline gelen Starbucks üzerinden, irademize çevirmek istiyorum.

Aslında niyetim, sadece bir bardak kahvenin tadını tartışmak değil.

O kahve bardağını  Hak ve Halk terazisine koyabilmek.

Paylaşılan finansal veriler açıkça gösteriyor.

Bir devin sarsıldığını fısıldıyor bize duyuyor musunuz?

Satış hedeflerinin geride kalması.

Üst yönetim katındaki ani değişimler, aslında bir vicdan ekonomisinin sonucu değil mi?

Boykotun amacı sadece bir şirketin zarar etmesi değil.

Bizim kendi konforumuzdan vazgeçebilmektir.

Zulme rızam yoktur diyebilmektir.

Boykota yapılan samimi duruşun, devasa şirketin reklam çalışmalarına galip gelişidir.

Bu dönemde sık duyarız  bu işletmeler yerli ve çalışanlar bizleriz serzenişlerini.

Gençlik yıllarımdaki bir iş tecrübemden bahsetmek isterim. 

O dönemde çalıştığım bir üretim tesisinde, ambalajların üzerindeki vaatlerin arkasında, insan sağlığına ve etik değerlere pek de dost olmayan yöntemler gördüm. 

Oradan aldığım maaşın konforunu değil, insanlığa karşı duyduğum sorumluluğu seçerek o kapıdan çıktım. 

Zerre kadar pişmanlık duymadım, hatta yaptığım davranışın beni yıllar içinde haklı çıkarması ayrıca güzel.

Bir dükkâna girip kahve aldığımızda, sadece oradaki işletmeciye ödeme yaptığımızı sanırız. 

Oysa o yeşil logonun bedeli olarak her yıl cirodan pay, küresel merkeze akıyor. 

Bizim küçük bir keyif için nefsimizi şımarttığımız şey, dünyanın öbür ucunda masumların canını yakan sistemlere finansal can suyu oluyor.  

Ramazan'da tuttuğumuz oruç nasıl ki nefsimizi terbiye ediyorsa, boykot da harcamalarımızın ve paramızın hangi değirmene su taşıdığını terbiye etmelidir.

Bazıları, madem öyle, devlet yasaklasın diyerek sorumluluğu üzerinden atmak istiyor. 

Dostlar, devletin yasaklaması idari bir mecburiyet; ancak halkın o kapıdan girmemesi ahlaki bir hürriyettir. 

Devletin eli uluslararası ticari anlaşmalara hukukla bağlı olabilir; fakat müminin vicdanının hiçbir küresel güce imza borcu yoktur. 

Devlet düzeni kurar, ancak o düzenin içini ahlakla dolduracak olan halkın bizzat kendisi olan bizleriz.

Kahve dükkânların hâlâ dolu olması, davanın kaybedildiği anlamına gelmez. 

Tarih boyunca hakikat, her zaman kalabalıkların yanında olmamıştır. 

Boykotun asıl zaferi, dükkânın içindeki kalabalıktan ziyade, o kapının önünden başını çevirip geçenlerindir. 

Bugün o dükkânlarda oturanlar, bardakları statü olarak değil, soru işareti gibi taşıyorlar.

İmaj sarsıldı, fırtına öncesi sessizlik başladı.

Boykot, sadece bir şeyi almamak değildir.

Boykot, bir duruş göstermek, tarafını belli etmektir.

Bize pazarlanan sahte aidiyet duygularına başkaldırıdır. Kendi değerlerimize ahlak etik kurallara sahip çıkmaktır.

Gerçek adaleti boykotla ortaya koyabilmektir.

Bu mübarek günlerde, soframıza koyduğumuz ekmeğin helalliği kadar, cebimizden çıkan paranın hangi değirmene su taşıdığını da dert edinmeliyiz.

Sizin kaleminiz, bu sessiz ama derinden gelen uyanışın neresinde duruyor? Gelin, bu hakikate birlikte ses verelim.

( İftarınızı Boykotlamayın! başlıklı yazı lutfu--tas tarafından 19.02.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu