
İnsan geleceğe dair düşündüğü planlarına hazırlanırken, kendisi dışında gelişen planlarla da başbaşa kalabilir. Gazze ve Ortadoğu da yayılan savaşta olduğu gibi.
İsrailoğullarının geçmişine döndüğümüzde, Mısır’da geçirdikleri süre içinde, ondan daha katı kalpli Firavun’a denk gelmemişlerdi. İsrailoğullarını köle olarak çalıştırıyor, ağır işkenceler uyguluyordu. Firavun kavmini putlara tapınmaya davet etmiş, kendine muhalefet edilmediğini gördüğünde, bir süre sonra putlara tapmaktan men edip, kendine tapmaya davet etmişti. Köle israiloğulları bu durumu kabullenmeyince, işkencelerin dozu artarak devam etmişti ki ; Yüce Allah , Hz Musa (A.s.) ‘ı peygamber olarak göndermiş ve İsrailoğullarını Firavunun görülmemiş zulumlerinden kurtarmıştı.
İsrailoğullarının yanlış yollara süreklendiği zamanlarda da, kullarına sonsuz merhamet sahibi olan Rabbimiz peygamberler göndermişti. Peygamberleri şehit etme cesareti gösteren İsrailoğullarının, tarih sahnesinden silinmesinin ilki Babil Kralı Buhtunnassar , ikici bozgunları Roma imparatoru Titus eliyle olmuştur. Yakın geçmişte de 2. Dünya Savaşında Hitlerin soykırımına takılmışlardı. 2. Dünya savaşı sırasında altı milyon Yahudinin hayatını kaybettiği söylenir.
Yahudi toplumu, Hollywood yapımı hafızalardan silinmeyen soykırım filmlerini sanatın imkanlarından yararlanarak, tüm dünyaya göstermiş, yeni kuşaklara kalıcı miras olarak bırakmışlardır. Bu filmleri izlemeye yürek dayanmazken; İsrail’in dün kendisine yapılan zulmü unutarak, bugün Filistinlilere yaptığı katliamı canlı olarak tüm dünyanın şahitliğine çekinmeden sunmasının vicdanlarda izahı yoktur.
Mazlum olmak, otomatik olarak her zaman adil kalmayı garanti etmiyor. Toplumsal hafızanın etkisi, güvenlik kaygıları ve siyasi güç toplumların kendi acılarını unutarak başkalarına acı yaşatması insanoğlunun ne kadar büyük nankör olduğunu maalesef yaşayarak görüyoruz. Yüce Rabbimizin Kuran-ı Kerim’de buyurduğu; Yusuf Süresi 53. ayette: "Ben nefsimi temize çıkarmam; çünkü nefs, Rabbimin merhameti olmadıkça, kötülüğü emreder. Doğrusu Rabbim bağışlayandır, merhamet edendir."
Yahudi toplumu, kendisine yapılanları unutmayan ve güç ellerine geçtiğinde adaletin sadece intikamla kurulabileceğini düşünen bir topluma dönüşmüştür. Bu da toplumları oluşturan bireylerin, korunmaya muhtaç mazlum karakterler iken yani insanın nefsi baskı altındayken masum görünüp, güç verilince içindekilerin ortaya çıkarması gibi. Bir nevi güç zehirlenmesi.
İslam tarihinde bir olay var ki herşeyi açıklıyor ;Hz. Ali( r.a.) savaşta darbeyi tam indirecekken düşman yüzüne tükürür. Hz. Ali o anda geri çekilir. Eğer o an öldürseydi bunu nefsi için mi yaptı Allah için mi yaptı ayırt edemeyecekti. Güç elinin altındayken bile nefsi kontrol etmek, gerçek adalet duygusunun göstergesidir. Toplumu oluşturan bireylerin Hz. Ali’nin ahlaki olgunluğuna yaklaşması sonucunda öfke çözülür, güç eline geçtiğinde karakter bozulmaz.
Çevremizdeki büyük çoğunluğun dünyanın yaşanmaz hale geldiğini , keşke ilk çağa ya da tüm hastalıkların, kıyımların son bulacağı uzay çağında yaşamayı arzulaması, bu dünya düzenindeki görmek ve duymak istemediği, insanın tabiatına aykırı olayların sonucudur.
Gelecekte uzay çağının örnekleri bize filmlerle sunuluyor. Yıldız savaşları filminde Darth Vader, aslında Anakin Skywalker adıyla iyilikle başlayan, güçlü bir potansiyele sahip bir karakterken, yaşadığı acılar, kayıplar ve güç arzusu yüzünden yavaş yavaş karanlık tarafa sürüklenen bir figüre dönüşüyor. Acılar ve korkular içinde yoğrulup sonunda gücün esiri haline gelmesi de aynı hakikati gösterir: İnsan, nefsi terbiye edilmezse güçle sınandığında içindeki karanlık taraf büyür.
Gücü ve Otoriteyi ele geçiren, hiçbir şeyden korkup çekinmeyen,İnançsız insanın dün Firavundan, Hitler’e bugün Netanyahu hükümetine, yarın uzay çağındaki Darth Vader’e dönüşmesi kaçınılmazdır.