"Çok güzeller vardır,vardır ama bu kadar masum,şiir gibi olanını hiç gördünüzmü?"                                                     Siyah beyaz filmlerin olduğu yıllarda,küçük,büyük,her kesim insanın kalbine girivermişti.Filmlerde;onun olduğu sahneleri izlerken,içten bütün kalbiyle her rolün hakkını verişini seyreder,oynadığı filmleri yüz yüze,gerçek hayattaki oluşumlar kadar doğal bulur,onu izlemekten tarifsiz zevk alırdık...Adana/Kozan'da evden fırına ekmek almak için gönderildim.Önümde ilk sıradaki benden daha evvel gelen bir hanım,ekmek alırken fırıncıya "Bir ekmek eksik olsun akşam Selma Güneri'nin filmi var" demiş,akşam sinemada sevdiği sanatçıyı izlemek için,sofrada bir ekmekten mahrum kalmış ama sinemada sevdiği sanatçıyı seyretmekten geri kalmamıştı.Kadının parası günlük ekmek almasına yetmeyecek,o gün sofrada bir ekmek eksik yenecek ama Selma Güneri'yi halkın o zamanlar olmazsa olmazı olan sinemada seyretmekten mahrum olmayacaktı.O yıllarda,bilhassa Anadolu'da Selma Güneri bir efsaneydi.Düşünebiliyormusunuz,filmi değil,Selma Güneri'yi izlemek için,sofrasında bir yada 2 ekmeği eksik edip,onu görmek için,o akşam kıt kanaat yarı aç,sofradan kalkmak yeterliydi...Her şeyi takip ediliyor,daha çok film yıldızlarının haberlerini veren SES mecmuası vatandaşlar tarafından gazete bayilerinden alınıp,sevdikleri sanatçılarla ilgili haberlere takip ediliyordu..Yusuf Sezgin'le evliliği çok konuşuldu.Yaşlı,sıgenci bu evliliği içine sindireni oldu,sindirmeyeni oldu.Sonra bu evlilikte bir süre sonra bitti.Sinemacılar ve gazete yazarları onu İtalyan sinemasının dünya yıldızı Leslie Caron'u olarak lanse ettiler.Belki bu benzetme İstanbul kent insanında sükse yapmışsada,Anadolu insanında bunun önemi ve itibarı yoktu.O Anadolu insanının gönüllerinde taht kuran Selma Güneri'leriydi.Evet ona benzerliği vardı ama Selma Güneri sadece kendi kişilik ve görseliyle bizim insanımızın üzerinde farklı bir değerdi.Hayat sizi karlı dağların arkasına götürür.O eski günlerdeki gibi değildir hiçbir şey.Zevkleriniz,seçimleriniz,gezmeleriniz,tozmalarınız değişmiştir.Ne yaz,yaz tadında,ne kış kar topu oynatacak kadar davetkar,ne de bahar;ilginizi çekecek kadar caziptir.Ömür seyriniz hazan mevsimini andırır sonbahar yaprakların dökülüşüne benzer.Önünüzde beklediğiniz hayallere sığdıramadığınız,hep daha iyi olacak diye düşündüğünüz yaşamınız farkındalıksızlıkla monotonluğa dönüşüverir.Yavaş yavaş eş dost arkadaş görüşmeleri azalır,istem dışı elinizde olmadan inzivaya çekilir,köşe bucak yerlerde vakit geçirir olursunuz.Şimdilerde bir kesim,bu tür bir hayatı yeğlemekte.Kimbilir belkide şartlar bu tür kaçmaları gerektiriyor.Çocukluk yıllarımda hiç unutamadığım anılarımdan biri de ilk ıslık çalmayı öğrenmem olmuştur.Anam fütursuzca hiç durmaksızın bu ıslık çalışlarıma "Yeter artık" diye kızar,bende erkenden yatacam deyip yatağa uzanır,yorganı başımı kapayacak kadar kapatarak,yorganın altında bile ıslık çalmalarıma devam ettiğimi hatırlarım.Eskilerde evlerinde radyoları olanlar ayrıcalıklıydı.Biz çocuklar köylerde,o radyoların dinleniş saatlerinde ,radyo çalınan evlerden birinin pencerelerine yahut duvarlarına imiğir, (Toplanır) kulaklarımızıda yan dönüp,bu duvarlara adeta yapıştırarak,radyodan çıkan müziği dinlemeye çalışırdık.Köyden kazamız Bozkır'a göçüşümüzle,hayatımda en önemli anlam ifade eden,beni çok etkileyen sinemayla tanıştım.Saltuk Kaplangı,Turan Seyfioğlu,Kemal Kan,Muhterem Nur,Suphi Kaner,Ayhan Işık,Orhan Günşiray,Ahmet Tarık Tekçe,Salih Tozan,Apdurahman Palay,Eşref Kolçak,Leyla Sayar,Neriman Köksal ve Cahide Sonku gibi oyuncular,filmlerde izleyip,gönül verdiğimiz sinema yıldızları oldu.Ne güzel kadındı Cahide Sonku.Gözler yüz aynasıdır derler,onun gözlerinin güzelliği ve ağlarkenki yüz ifadeleri,mutlu olduğu zamanlarda tebessümlerinin yayıldığı görselleriyle,yıllarca sinema izleyicisinde etkili olup,kalplerinde taht kurup,gönüllerinin sultanı olmaya layık görülmüştür.Sinema bir görsel sanattır,her film ayrı bir roman ayrı bir edebi eserdir ama yeşilçam sinemasının paragöz yapımcıları,bu sektörü sırf kazanç elde etmek amacıyla,açık saçık toplum yapısına uymayan filmlere yönelip,halkı sinema kültüründen uzaklaştırıp yozlaştırmışlar,yeşilçam sinemasını yok olmasına neden olmuşlardır. Anamur'da usul usul tan yeri ağarıyor.Bu gün seher yeli esmedi.Sanırım yine çok sıcak günlerden biri olacak.Günler bunaltıcı sıcaklarla geçsede,küresel ısınmayla ılımanlaşan deniz cazip gelmediğinden nette oyalanabilip,vakitler geçirebiliyor,eski yeşilçam filmlerinin abartılı olmayan,konulu olanlarını izliyorum.Yılmaz Güney Selma Güneri Tuncel Kurtiz başrol paylaşımlı "Ben Öldükçe Yaşarım" filmine takılıyorum.İstanbul'a köyünden akıp giden bir Anadolu gencinin,bu kentte kendisi gibi bir hiçliğin içindeki insanlarla keşisen gelişmelerin konu edildiği film akıcı aynı zamanda seyir zevki veriyor..Artık sinemalar yok ama internetten bu sanatçılarımızın filmlerini izleyerek,onları kalplerimizde o eski günlerle birlikte yaşatabiliyoruz.Her ne kadar kısıtlı maddi imkanlar nedeniyle çekilmiş filmler olsada,Yeşilçam Türk sinemasını;amerikan,italyan,fransız,ispanyol sinemaları gibi çok yönlü imkanlar çerçevesinde değerlendirmez,bizim sinamamızdı der,kalbimizde silinmemecesine,ayrıcalıklı olarak yaşatırız...16/Ağustos-2016 Şerafettin Sorkun/Anamur'dan
( Selma Güneri başlıklı yazı Şerafettin Sorkun tarafından 10.04.2026 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu