ÖLÜM ve BENDEKİ HÜZNÜ
Yine sülalem, akrabam, akranım, dostum, kardeşim; Bir yıldız daha "Mustafa Canbaz " dünyamızdan uful edip, gerçek aleme intikal etti. Rabb'imize kavuştu.
Yakın zamanda arayıp azda olsa dertleşme imkanı buldugum amcam oğlum. Hastalıkla imtihan olduğunu, zaman zaman ciddi sıkıntılar yaşadığını vurgulamıştı. Birbimize hayır dua ederek ve nasihatler de bulunarak vedalaşmıştık.
Bu vedamız demek'ki sonmuş. Rabb'im çektiklerini varsa günahlarına keffaret kılsın.
İslam âlimlerinin genel görüşüne göre, kanser gibi şiddetli hastalıklar sebebiyle vefat eden müminler, (manevi şehit) hükmündedir. demişlerdir.. İnsallah Mustafa Canbaz kardeşimizde bu durumdadır.
“Öyleyse gelin, ölüm gelmeden birbirimizin kıymetini bilelim. Sonra ansızın birbirimizden ayrı kaldığımız da içimiz daha çok yanmasın.
Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî Dîvân-ı Kebîr’inde. Arkadaşlığın, dostluğun, kardeşliğin, yoldaşlığın, yârenliğin adına; Kişi kişinin aynasıdır der. Mademki inançlı kişiler birbirinin aynasıdır, öyleyse gelin şu fani dünyada, birbirinizin aynasına, yüzüne bol bol bakalım.
Dünyada'ki yalnızlık, hastalıklar ve maddi, manevi dertler insanı tüketen şeylerdir. İnsanın bu dünyada dostlara, kardeşlere ihtiyacı vardır.
Unutmayın en iyi dost, arkadaşta; madden olmasa da maanen varlığını hissettiren, insanı hayra teşvik eden, Allah ve Resulü yolunda olan ve ona çağıran kişilerdir.
Öbür ahiret yurdunda da Rabb'im hakiki dostları inşallah birbirinden ayrı koymayacaktır.
“Yaş otuz beş, yolun yarısı eder.” diyen Cahit Sıtkı, kırk altı yaşında vefat edeceğini bilseydi böyle söyler miydi?
Ya da Orhan Veli henüz otuz altı yaşındayken belediyenin açtığı bir çukura düşerek öleceğini bilseydi, hayatında bir değişiklik olur muydu?
Otuz altı yaşında ölen bir de Ömer Seyfettin var. Dünya ömrünün bu kadar olduğunu bilseydi acaba onun hayatı nasıl olurdu?
“Her ölüm erken ölümdür.” diyen Cemal Süreya, elli dokuz yıl ömür süreceğini bilmiyordu elbette. Onunki, daha çok yaşama hırsının yanında ölümün, insan ruhunda bıraktığı hüzne dikkat çekmekti. Evet, ölüm geride kalanlar için hüzün özlem acı demektir..
“Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden/Bir çok seneler geçti, dönen yok seferinden.” diyen Yahya Kemal, ne derece haklı?
Bu fani dünyasını, ahiret hazırlığı yaparak geçiren kâmil müminlerin cennet köşklerinde huzur içinde olacaklarına inancımız tamdır.
Ölüm, hayatın bir gerçeği. Doğduğumuza nasıl inanıyorsak, öleceğimize de öyle inanmak zorundayız.
Zira Yüce Allah, Nisa suresi, 76. ayette şöyle buyuruyor: “Nerede olursanız olun, sağlam ve güçlendirilmiş kaleler içinde bulunsanız bile, ölüm size ulaşacaktır…”
Sevgili Peygamberimizin, “En yüce dosta!” diyerek irtihal eylediğini akıldan çıkarmamak gerekir. Allah’la dost olan, ölümle de dost olur.
Sarsılmaz bir imana sahip olan ve bunun gereğini yerine getiren kişi, neden dost olmasın ölümle?
Bundan dolayıdır ki, Mevlana, ölüm günü için “Şeb-i arus” (düğün gecesi) benzetmesini yapmıştır.
Necip Fazıl o meşhur beytinde şöyle söylemiştir:
“Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber/Hiç güzel olmasaydı ölürmüydü Peygamber.”
Gelin bizde gidenleri iyi analım, haklarında güzel şeyler düşünüp söyleyelim ve hayır dualarda bulunalım. Unutmayalım'ki, bir gün bizde aynı yolun yolcusu olacağız.
Mustafa Canbaz kardeşimin, iyi bir mümin ve iyi bir insan olduğuna şahitlik ederim. Bizim hakkımız varsa canı gönülden helal olsun. Sende hakkını bize helal et kardeşim.
Bu vesileyle merhum Mustafa Canbaz kardeşime Allah CC rahmetiyle muamele etsin, mekanı cennet olsun.
Kederli ailesi; Oğuz amacama, değerli eşine, kardeşlerine, kıymetli evlatlarına, yegenlerine, dost, akraba ve tüm sevenlerine başsağlığı dilerim. Rabbim sabrı cemil Ihsan etsin.
(Kul Ahmed-i)
Ahmet Ali Canbaz 15/04/2026