Bireysel İletişim Toplumsal Mutabakat Ve Dayanışma Sorunlarımız
Yazımızın temel iddiası ve
öngörüsü; iletişim niteliğindeki bozulma, toplumsal güven ve krizin hem nedeni
hem de sonucudur. İnsan dokulu ve kokulu bir bireysel iletişim; toplumsal
mutabakat ve dayanışmanın öncelikli şartıdır. İletişim kalitesindeki bozulma;
toplumsal güveni, adaleti ve dayanışmayı aşındıracaktır. İletişim sadece bilgi
aktarımı değil, aynı zamanda etik ve yapısal bir süreçtir.
Ahlak, adalet, hakkaniyet,
meşruiyet, insaniyet, zarafet, nezaket, meriyet, mantık ve dayanışma eksenli
bireysel ve toplumsal iletişim yetenek/yeti ve kapasitemiz zayıflamıştır.
Mevki, makam, ideolojik ve dinsel kimliğiniz, oy potansiyeliniz yoksa, sorduğunuz
sorunun cevabını alma ihtimaliniz de zayıftır. Herhangi bir çıkar ve inanç
grubunun bağlısı değilseniz itibar suikastına maruz kalabilirsiniz. Düşük
kapasiteli bir alıcı/müşteri iseniz, çok basit, sade, makul, mantıklı bir
talebinizin bile ortada kalma ihtimali yüksektir.
Toplum olarak özel/bireysel mesajlara
olumlu ya da olumsuz tepki vermekten aciz durumdayız. Paranın kokusu, makam
beklentisi, menfaat kazanımına göre, ifade sanatı geliştirmek; vicdanları
yaralamakta ve karartmaktadır.
Bazıları için yalnızca; din ve
para, makam ve para, siyaset ve para, kazanç ve para vardır. Üçüncü bir ögeyi,
yaşamlarına katmak istemezler. Bundan dolayıdır ki; iletişim tercihleri ve
becerileri çok dar ve kısır gelişir ve ilerler. Beslenecekleri ikinci bir
emziği, güveneceği ikinci bir sermayeleri yoktur. Gönüllü olarak, rızaya
dayalı, geri kalmış toplumlarda; iletişim, din ve siyasetin, barış, sevgi,
kardeşlik, dayanışma ve yardımlaşmaya hizmet etmesi engellenmiştir. İdeolojik
körlük, inanç merkezli bağnazlık, duyarsızlığın beslediği aptallık; toplumsal
varoluş ve sürdürülebilirliğe darbe vurmaktadır.
Mantıksal yapı, dayanak ve cehalet zinciri;
kavramların doğru tanımlanması ve yorumlanması, tüm süreçlerin
doğru/somut/yasal vicdan ve meşruiyet çizgisinde kavranması; verimli ve kalıcı
bir iletişim becerisiyle mümkündür.
İletişim; yalnızca bilgi, görüş, yorum, hüküm,
kanaat, duygu aktarımı için kurulması, özlenen o köklü değişimlerin de kapısını
aralar.
Her irtibat ve dokunuş, iletişime dönüşemez. Her iletişim de olumlu bir
etkileşim sağlamaz. Bir insanın makul bir uyuma saati elbette olmalıdır fakat
uyutulma saati asla olmamalıdır. Uyanma, aydınlanma, tefekkür, muhakeme ve
mukayese için bir zaman dilimi ayırarak, olay, olgu, kelime ve kavramları
derinlemesine tartmalıdır.
İnanç bir gönül işidir. Çoğunlukla soyut öğretileri ve beklentileri
vardır. Toplumun adli ve idari yapısı; tüm farklılıklara, varlıklara eşit
terazi ile hizmet sunmak ve yönetmek zorunda olduğundan, yalnızca soyut inanç
değerleriyle toplumun şekillendirilmesi, yönetilmesi ve yönlendirilmesi
yanıltıcı olur. Çünkü kimin neye, ne kadar nasıl inandığını ölçemez ve
gözlemleyemezsiniz.
Bireyler, aileler, mahalleler, inanç ve ideoloji grupları arasındaki
ayrışma ve güvensizlik düzeyi o kadar yükselmiştir ki; beka ve ulusal güvenlik
sorununa dönüşebilir. Temeli su alan ve sarsılan yapı ayakta kalabilir mi?
Farklılıklar, zenginlik değil düşmanlık unsuru olarak nitelendirilmektedir.
Niyetler, eylemler, gözlemler ve tavırlar şeffaf, dürüst ve samimi değil.
Olduğundan farklı görünme, fark edilmeme ve gizlenme niyeti hâkim. Savaşta
mıyız ki; kamuflaj ile pusuya yatalım ve fark edilmeyelim?
Mehmet Akif Ersoy’un “Yüzsüzdür
insanoğlu kimse bilmez fendini, kime iyilik yaptıysan koru ondan kendini.” Sözüyle
haksız çıkmasını çok arzu ederdim fakat, söz eskimiş, anlayış değişmemiştir.
Buna rağmen ve bu gerçeği bilerek, iyilik yapmaya devam edeceğiz.
Farklı örnekleme, anlatım ve açılımlarla iletişim hatalarını masaya
yatırmaya devam ediyoruz. Fiziğe
dokunmadan metafizik geliştirmek mümkün olmadığı gibi doğru ve mantıklı bir
iletişim kurmadan, maddi gerçekliğe, vicdanı kanıya, toplumsal
sürdürülebilirliğe ulaşmak mümkün değildir.
Fizik profesörü Richard P.
Feynman (1918-1988) “Deney gerçeğin tek hakemidir.” der. Bu muhteşem
bir tespittir. Ceza muhakemesinde, maddi gerçekliğe ulaşmak delilleri test
etmek ve keşfi genişletmek için sanığa olay yerinde tatbikat yaptırılır. Demek
oluyor ki somut olarak tekrarlanamayan bir olaydan suç isnadı yapılamaz. Bu
durum da hukuki açıdan iletişimin deneysel boyutudur. Aksi durumda da iddia ve
hüküm makamı önce kendisini kandırır ve taraflara da mağdur eder. Fizikçi bilim
adamı yazarın bir başka sözü de entelektüel dürüstlüğünü tescilliyor: “Sorgulanamayan cevaplar yerine cevaplanamayan
sorulara sahip olmayı tercih ederim.”
Öğrenmeye, gelişime, değişime açık olmayan bir
insanın bahanesi, maruziyeti, dayanağı çoktur. Babasından böyle öğrendiğini, 25
yıllık mesleki deneyimi olduğunu hiç sorun yaşamadığını öne sürecektir.
Bireysel irade, özgürlük, güvenlik, emek ve onurun kazanılmış hak olarak
korunması; devlet ile yurttaş arasındaki iletişimin kalitesine bağlıdır. iletişim gösteri ve gürültü üretmez. Değer ve
çözüm odaklıdır. Bir yaraya merhem olur.
Hakkında bilgi sahibi olunmayan
bir konuda yorum yapmak, hüküm vermek; iletişim kalitesini ve psikolojisini
olumsuz yönde etkilemektedir.
Neyi nasıl anladığınızı, algıladığınızı, yorumladığınızı; sezemediğimden
ve öngöremediğimden, yeni bir yorum, öneri, bakış açısı sunarken çekinceli ve
endişeliyim.
Önyargılı, değişim ve gelişime
kapalı, bağnaz bir düşünceyi kırmak için güzel ve etkili bir örnek olarak; İngiliz
filozof, devlet adamı, hukukçu ve modern bilimsel yöntemin öncülerinden Francis
Bacon (1561–1626)’un yaşam serüveni verilebilir. Bacon, yüksek yargıda
görev yaptığı yıllarda; baktığı
davaların taraflarından para ve hediye almakla suçlanır. Yargılanır ceza alır
ve görevden el çektirilir. Oysa o dönemler, hediye kabul etmek bir gelenek olsa
da bir hukukçuya yakışmayacak bir tercihtir. Kendini savunma yolunu tercih
etmez. Daha sonra suçu affedilse bile,
siyasete ve yüksek yargıya geri dönmez. Evet. Bu olay Bacon’un hayatında büyük bir kırılma noktası sayılır.
Önyargılı, değişim ve gelişime
kapalı, bağnaz bir düşünceyi kırmak için
kendini felsefe ve bilim çalışmalarına adadı. En önemli eserlerini bu
dönemde yazdı.
Bu dönemde: bilim metodolojisini
geliştirdi. insan bilgisinin hatalarını (idol kuramı) anlattı. Deneysel yöntemi
savundu. Bir bilim insanındaki; tarihsel değişim ve gelişimi doğru okumazsanız;
onu haberlere yansıyan noksan ve yanlış bilgilerle, “rüşvetçi bir memur” imaj
ve algısıyla tüm ömrünü lekeleyebilirsiniz. İyi ki de kamu görevini bırakmış,
hukuk ve felsefeye nice kavramlar kazandırmıştır.
Başka bir kişi tarafından sunulan öneriyi; hiçbir araştırma ve görev bölümü, planlama yapmadan, “bize
bırakma, kendin uygula, sonucu bize göster” diyerek, öneren kişiye görev alanı
açmak, her türlü olumlu-olumsuz öneriye kapalı olmak olarak yorumlanır. Ve
başkalarından gelebilecek önerilerin de kesilmesine neden olur. Oysaki; ARGE,
inovasyon, iş geliştirme, süreç iyileştirme gibi teknik kazanımlar, öneri ve
deneysel çabalarla gelişir. Bu da teknik iletişim hatalarına güzel bir
örnektir.
Hurda toplayıcısının sokaktan geçerken; “ eskiciii, soba, somya, bakır,
demir, her tür hurda alınır, eskidi geldii eskiciii”.. diye megafondan
bağırırken, aracının da 30 km/h hızla ilerlemesi ne kadar anlamsız değil
mi? Satacak olduğumuz hurdalar,
avucumuzda hazır beklemiyor. Hazırda olsa bile, sokak kıyafetimizi giyip,
peşinden mi koşacağız, taksi çağırıp telaşla hurdacıya mı yetişeceğeyiz?.. Bu
da işte böyle bir alışveriş tekniği, ne kadar başarılı oluyor araştırmak gerek.
Sonuçta yanlış bir iletişim yöntemi. Aracı durdurup gerekçesini sorsanız; belki
de özrü kabahatinden büyük olacaktır. Bu örnekleme; iletişimde zamanlama ve
erişilebilirliğin, en az mesajın kendisi kadar önemli olduğunu gösterir. Aynı
hukukta geçerli olan; “usul esastan önce gelir” kuralı gibi.
Okuma-Yazma çalışmalarım nedeniyle bir akademisyen ile iletişime
geçmiştim. Kendisine aktardığım bilgi ve öneri, aslında onun faydasına olan bir
durumdu. O anda çok yoğun olacak ki; teşekkür dahi etmeye gerek duymadan, “Bunu
bana yarın hatırlatır mısınız” cümlesini kurdu. Bence bir mahsuru yoktu. 15
yaşımdan beri not tutan, gündemli yaşayan biriyim. Öleceğim tarih hariç her
şeyi not edip takip ediyorum. “Söz uçar yazı kalır” misali yazarak kafamı daha
özgür bırakıyorum. “Her söylenen yapılır, her yapılan yazılır” prensibiyle daha
metodolojik sistemle yaşamımı düzenlemeye özen gösteriyorum. Artık kâğıt-kalem
icadını geçtik, mobil telefonlarımıza sesli komut ile not yazdırabiliyoruz. “Az
ye de sekreter tut” cümlesini bile artık kimse kurmuyor. Her türlü not tutma,
alarm kurma teknik icadı varken, “bunu bana yarın hatırlatır mısınız” cümlesini
bir akademisyene yakıştıramamıştım. Ne diyelim, herkes kendisine yakışanı
yapar. Israrcı olmadım, takıntı da yapmadım. İletişim hataları makalemize
malzeme üretmiş oldu.
Sosyal medya takipçilerimden birisini daha yakından tanımak için
yazışıyordum. Farklı alanlarda kitap okuması gerektiği izlenimi oluştu bende.
Kitapla ne kadar barışık olduğunu önceden bilmek mümkün değildi tabi. Konu
kitap, edebiyat, bilim, felsefe ve hukuk dünyasına geldi. Kendisine,
yerli-yabancı, yaşayan-merhum, farklı alanlarda üretim yapmış yazarlardan kitap
önerisinde bulunabileceğimi, kendi kitaplarımdan da listeye ekleyebileceğimi
belirttim. Fakat hiç ummadığım bir tepkiyle karşılaştım. 12 Eylül döneminde çok
zengin bir kitaplığı varmış, endişeyle hepsini ya yakmış ya da çöpe atmış.
“Bu toplumda hangi yazarın, ne zaman terörist yaftası yiyeceğinin belli
olmadığını ve hiçbir kitabı gönül rahatlığıyla alamayacağını” söyledi. Belki
biraz abartılı konuştu ama vermek istediği mesaj belliydi. Toplumda böyle bir
tutarsızlık ve yanlış algı, kanı, izlenim ve endişe varsa; suç, ayıp, kusur,
günah, ihmal olarak bize yeter. Yani hukuk güvenliği, hukuki belirlilik
sorunumuz var. Yasaya aykırı olarak; suç, delil uydurmak, hukuki norm icat
etmek, hak ve hukuk ihlaline neden olmak, mağduriyet yaratmak bu kadar
sıradanlaşmamalıydı.
“Beni de aynı kefeye koyarlar.” endişesiyle, hukuk kurbanı mağdurlarla
iletişim kurmaktan sakınmak da iletişim ahlakını zedelemektedir. Tüm bunların
sonucunda; toplumsal huzur, uyum, güven, birlik ve mutabakat da zarar
görmektedir. Ortadaki maddi gerçekliği doğru ve zamanında tespit etmeden ve
kabullenmeden; hakkaniyete ve meşruiyete ulaşılamaz. Ulaşılırsa eğer meriyet (yürürlükteki yasalar) ihlal ve ilga
edilmiş olur. Vatandaşın elinde istihbarat
verileri olmaz. Her ne kadar millet adına karar verilse de, tüm adli
hükümleri göremez. Dolayısıyla kim suçlu, kim kusurlu, kim masum önceden
bilemez. Muhatabının alnına bakarak okuyamaz. Velev ki suçlu olsun, bir kişiyle
belirli süreli bir iletişim onu da suçlu yapmaz. Suç bireyseldir ve suç için, bilerek-isteyerek,
kast ile hareket edilmelidir. Bu anlatımı da adli iletişim hatalarından
sayabiliriz.
Kısaca, özetle, sonuç olarak şunu
söyleyebiliriz. Liyakat, ehliyet, adalet, insaniyet, dürüstlük her işin
başlangıcı olmalıdır.
Bir toplumda en adil insanlardan biri adaletin başı
değilse, üniversitede en yetkin akademisyen rektör değilse, sağlığın başında
işin en uzmanı yoksa, yasama organı üyeleri hukuki en iyi bilen ve uygulayanlar
arasından seçilmemişse, eğitim mekanizmasının başında, alanın en ehliyetlisi
yoksa, güvenlik emin ellerde değilse; her zaman “bozacının şahidi şıracı”
olacaktır ve iletişim kusurlarıyla boğuşacağız. Bu listeyi daha da
genelleştirerek, mahalle muhtarına kadar indirebilirsiniz. Gereken yapılmadığı
sürece, suçlular güçlü olacak, belirsizlik ve kaos normalleşecektir.
Berbere, “ense tıraşımızı görebildiğimiz arka aynayı neden kaldırdınız?”
diye sorduğumda; “Müşteriler aceleci davranıyor, işlem bitmeden saçı böyle
kalacak zannediyor, dikkatim dağılmasın, moralim bozulmasın diye ben de aynayı
kaldırıp attım” demişti yıllar önce. Onun da kendine göre bir iletişim, algı
anlayışı var tabi.
Sosyal medya alışkanlıklarının da
farklı bir iletişim etiği oluştu. Okundu bilgisi, çevrim içi durumu, görünme
saati gibi özellikleri kapatanların da kendilerine göre haklı gerekçeleri var.
Onları bu tercihe iten ise; muhataplarının bilgisizliği, görgüsüzlüğü ve algı
hataları değil midir?
Yaşam şartları ve çalışma tercihlerim gereği; varlıklı ve yoksul insanların psikolojik durum ve davranış bozuklukları ile ilgili gözlem ve deneyimlerim vardır. Geçenlerde, evimizdeki ihtiyaç fazlası, sağlam, kullanılır durumdaki eşyaları, belediye aracılığıyla ihtiyaç sahiplerine ulaştırmaya karar verdim. Sonuçta ikinci el eşya veya hurdacıya da verip para kazanabilirsiniz ama benim tercihim hayır yapmak oldu. Belediye görevlisi hepsini inceledi teslim aldı. Açılır-kapanır çok amaçlı hem de konforlu yatağın kumaşında bir köşesinde sökük vardı. Daha önce fark etseydim zaten iğne-iplikle kolayca dikerdim.
Görevli, “bu ürünü alamayacağım” deyince moralim bozuldu. Nedenini sorunca, “ ihtiyaç sahibinin ayağına kadar götürüyoruz,
belediye bana bunu mu layık görmüş” diye tersleyip geri gönderiyor” dedi. Anlamsız
ve gereksiz bir reddedişti. Elbette sen bir yurttaş olarak, belki de saraylara
layıksın fakat belediyenin dağıtacak sarayları yok. Kendi bütçesinden olmayan,
gönüllü bağışlanmış, eşyaları sana ulaşmasına aracılık ediyor. Bunu
reddettiğinde, gelebilecek daha değerli eşyaların da önünü kapatıyorsun. Ayrıca
bağış yapabilecek diğer insanlarında önünü kapatmış oluyorsun. Bazen de gerçekten
bağışçı değersiz ve işe yaramayacak bir eşya teslim edebilir. Daha sonraki
dönemde daha değerli şeyler de verebilir. Aracı belediyeye düşen anlayış; onu
da teslim alarak bağışçıyı rencide etmemektir. Teslim al hurdacıya ver, başka
bir şey alarak dağıt. Hiçbir işe yaramıyorsa geri dönüşüme gönder. Tavırların
etki süreçlerini tahmin ederek ve sezerek, duygu ve düşüncelerine, eylemlerine
yön verenler, her zaman toplumla barışık yaşayacaklardır.
Sosyal algoritmaların, insanları
sadece kendi inanç ve düşüncelerini onaylayan kitlelerle iletişime sokmasının
(ve farklı seslere kapatmasının) toplumsal mutabakatı nasıl zedelediğini
gözlemleyebilirsiniz. Özgürlük alanı genişlerken; güvenlik ve iç huzur alanı
daralmaktadır aslında. İnsanların, sürekli maruz kaldıkları krizler ve kötü
iletişim deneyimleri yüzünden artık iletişim kurmaktan çekinmesi, empati
yorgunluğunu doğurmaktadır.
İletişim yalnızca yazmak ve konuşmak değil; anlamak, mantık yürütmek,
tartmak, gerçeği aramak ve sorumluluk almaktır. Bunlar yan yana gelmeden, ne
adalet tesis edilebilir ne de toplumsal sürdürülebilir barışa varılır. İletişim
bozulduğunda sadece sözler değil sistemler de çöker.
Sizlerin de benzer tespit ve önerileriniz varsa, yazıyı değerlendirerek
yorum kısmına ekleme yapabilirsiniz. Böylece yazının amacını, hedef kitlesini
ve kapsamını daha da genişletmiş oluruz.
Samsun, 16.04.2026
Ali Rıza Malkoç
arm.web.tr
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.