Öğretim Üyesi Emeklilik Yaşını 72'ye Çıkarmak Bir Vizyon Sorunu mu Bir İhtiyaç mı
YÖK Başkanı Özvar’ın, öğretim üyeleri için zorunlu emeklilik yaşını 72’ye çıkarma ve sonrasında 75 yaşına kadar sözleşmeli çalışma imkânı tanıma planı, beraberinde ciddi bir dezenformasyonu ve yapısal çelişkileri getirdi. Bazı mecralarda "ABD'de öğretim üyeleri için zorunlu emeklilik yaşı yok" argümanı, sanki bu durum sadece akademiye özel bir ayrıcalıkmış gibi sunuluyor. Oysa ABD’de yaşa dayalı ayrımcılık (Age Discrimination), çalışma hayatının her alanında yasaktır.
Buradaki asıl çelişki, sistemin kapısındaki "yaş bariyeri" ile çıkışındaki "yaş esnetmesi" arasındadır. Türkiye’de bir bilim adamı adayı için araştırma görevlisi kadrosuna girişte 35 yaş sınırı katı bir kural olarak uygulanırken, emeklilik yaşının 72’ye çekilmek istenmesi rasyonel değildir. Gençlerin önünü "yaş" kriteriyle kapatıp, emeklilik sınırını yukarı çekmek, akademik bir reform değil, statükoyu koruma çabasıdır.
Performans mı, Sayısal Manipülasyon mu?
Düzenlemenin "performans odaklı" olacağı iddia edilse de mevcut sistemdeki denetim mekanizmaları ciddi soru işaretleri barındırıyor:
- Akademik Kirlilik: Teşvik ve puan toplama amacıyla türeyen "predatör" (yağmacı) dergiler.
- Atıf Çeteleri: Suni yollarla şişirilen atıf sayıları ve niteliksiz makale enflasyonu.
- Çözüm: Eğer bir performans değerlendirmesi yapılacaksa, bu ancak Q1-Q2 segmentindeki dergilerde yayın yapmak ve uluslararası bağımsız atıf indekslerinde yer almak gibi objektif ve evrensel kriterlerle mümkün olabilir.
"Aziz Sancar" Bir Standart mı, Yoksa Bir İstisna mı?
Kamuoyunda bu düzenlemeyi meşrulaştırmak için sıkça Aziz Sancar örneği veriliyor. Ancak bu kıyaslama, matematiksel bir illüzyondan ibaret. Aziz Sancar’ın sadece tek bir makalesinin 4000’den fazla, bir diğerinin ise 1600’den fazla uluslararası atıf aldığı bir dünyada; Türkiye’deki 185 bin akademisyenin büyük bir kısmının uluslararası seviyede toplam kariyer atıf sayıları bu rakamların yanına bile yaklaşamıyor.
Çoğu akademisyen için rüyada bile görülmesi imkânsız olan bu başarıyı, "72 yaş düzenlemesine" kılıf yapmak mantık dışıdır. Eğer kriterimiz Sancar ise, 72 yaşına kadar kalmanın şartı en azından dünyanın en etkili bilim adamları listesine girmek olabilir. Aksi takdirde yapılan iş, olağanüstü yetenekli kişilerin arkasına saklanarak vasatlığı ödüllendirmekten öteye geçemez.
Sonuç: Hangi Misyonu Üstleniyoruz?
Dünya akademisi bugün yapay zekâ destekli kişiye özel hibrit eğitim modellerini ve dijital dönüşümün bilimsel üretimi nasıl dönüştüreceğini tartışıyor. Bizim enerjimizi "yaşlı akademisyenleri sistemde tutma" misyonuna harcamamız ise küresel yarışta vizyon kaybı yaşadığımızın bir göstergesidir. Türkiye akademisinin ihtiyacı olan şey, koltukların süresini uzatmak değil; liyakati merkeze alan, gençleşen ve evrensel kriterlerle yarışan bir yapı inşa etmektir.
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.