Sözü Kalmayan Kadın
SÖZÜ KALMAYAN KADIN
Burak, yüzü olmayan kadın ile ilişkilerinin ne kadar, nereye kadar hangi düzeyde
süreceğinden emin olamıyordu. Kafasında kurduğu, bulamadığı cevapsız
soruların, gittikçe çeneleri kapanan mengenesinde, onu engelleme senaryosunun
sonuçlarından da ürkmüştü.
Hayır, yapamazdı.
O ekran, o ışık orada olduğu sürece daima umut vardı.
Belki bir an gelecek o müstahkem üssü kuşatmaya dayanamayacaktı.
Yaşadıklarını anlamlandıramıyordu.
Rüya neden kalkanlarını indiremiyor, ördüğü surların mazgallarından dahi olsa
niçin kapının önüne kadar yaklaşmasına izin verdiği Burağa ip merdiven sarkıtmıyordu?
Avlusundaki çalışma masasının rengini, büyüklüğünü, üzerinde çalıştığı objelerin
detaylarını, bahçe çitine sarılan hanımelinin kokusunu, ellerini karalayan, dalları masaya sarkan
her biri orta boy kayısı büyüklüğünde meyveleriyle daha geçen ilk hasadını yaptığı
karadutun yaşını, soluklandığında tepesini mıncıkladığı fesleğen saksısını ezberletmişti ona.
Her kahve molasında sanki parmaklarını saçlarının arasında fesleğen havalandırır gibi dolaştırdığını
hayal ettiğini söylemek isterdi Burak. Ellerinin dudaklarına bu kadar yakın civarda olması soluklarını hızlandırırdı;
"Rüya biliyor musun ne düşünüyorum"
Bir müddet arkasını getiremiyordu ama, bütün bu konuştuklarımız seni nasıl oralara getirdi
diye küçümsemesinden endişelenip, alelacele;
"Bu kahve molalarımız sanki baş başa geçirdiğimiz en özel saatler"
cümlesi ile içinde büyüttüğü o temas duygusuna zor zar feyk atmıştı bir defasında
Bunların hiçbiri Burağın kafasında günlerdir kurduğu soruların cevapları değildi.
Yüzü olmayan kadın, kendisiyle ilgili her detayı esirgiyor gibiydi sanki.
Sözü olmayan kadın tablosu da çizmiyordu ama yüzünü görmek istese
"Yüzgöz olmayalım erkenden" mi derdi acaba?
Bir gün aniden fotoğrafını gönderse mesela ?.
Saçlarını hızla yana atar gibi uzaklaştırdı hemen bu sahneyi kafasından.
Buna hiç hazır değildi çünkü. Başını döndürdüğü güzel sözlerin hayalinde yarattığı tabloyla
ya örtüşmezseydi. Şu anda yaşadığı gizemli çekimin hissettirdiği açlığı kaybolursa ya?
1**"Kadının yüzünde insanın kendini hemen içine çağıran, ama ağlamayan bir perişanlık hissedebilirdi"
Kendini bırakmış evli kadın dağınıklığı hakimse ya yüzüne, ya koca şefkatini kaybetmiş
şefkat avcısıysa. Aldatılmış, terk edilmiş, sevmemiş, sevilmemişlik çizgileri derinse yüzünde.
"Gözleri yardım isteyen birinin gözlerine de benzeyebilirdi" gelmeyen fotoğraf ile ilgili binlerce senaryo,
sonu başı belli olmayan yük katarı gibi rayları takırdata takırdata hızla geçti gözlerinin önünden.
Hemen panikle, gelmeyen o fotoğrafı o gri, puslu bir gökyüzünü çağrıştıran, profilinde ayrılmış
yerine sürükledi tekrar.""*** 1
___*o*___
Geçmiş sohbetlerde yaşını sorunca Rüya soğuk bir şekilde;
"Niçin merak ediyorsun" diye cevaplamıştı.
Burak buz kesmişti. Sustu, bir şey diyemedi. Dilini ısırdı, " Hay akılsız kafam, yaşadığı hayatı
detaylı detaylı anlatıyor diye çok mu yakınlaştı sandın" diye kendisini suçladı.
Engellemeyi ve içine düştüğü esareti sonlandırmayı aklından geçirdiği son dialoglarında
"Daha bana yaşını bile söylemedin"
deyivermişti. Rüyanın bu kadar pervasız cevap verebileceğini aklına bile getirmemişti.
"Herkesin darbe aldığı yerden ördüğü bir savunma duvarı vardır"
Rüya ne demek istemişti. Yaşını söylediği birilerinden nasıl bir darbe almış olabilirdi.
Burak, çoğu zaman içini kıpır kıpır yapan, tuşlara bastığı parmaklarına sarılası geldiği güzel
sözleri peş peşe simli kupalarda ikram eden Rüyanın bazen çift karakterli olup olmadığını
sorgular buluyordu kendisini.
Birkaç gün sonra, zaman zaman birlikte online iskambil oynadıkları bir sitede birisine verdiği
cevap Burağı dehşete düşürmüştü.
Kendisine birkaç aylık arkadaşlık boyunca, kalpleri yakınlaştıran sohbetlerde, muhatap olduğu
için içi içine sığmayan kelimeleri, sıcacık cümleleri cömertçe yasemin kokulu nefesiyle üfleyen
Rüya henüz yaşını bile kalın duvarlarının ardına gizlerken, çok daha özel kişisel bilgilerini
sorulmadan gürül gürül anlatıyordu birisine.
Ördüğü devasa surların tepesinden, ip merdiven yerine kızgın yağ boca edilmiş gibi, saç diplerinden
ayak parmaklarına kadar derin bir acı hissetti Burak.
Allak bullak olmuştu.
Pervasızca özellerini döküldüğü, hiç tanımadığı birinin fersah fersah gerisine atıvermişti onu Rüya.
Herkesin kalbini kendine has ritüelleri eşliğinde avuçlarının arasına alan, içlerindeki kilometrelerce ince damarın
çeperlerini zorlayan heyecanları itinayla zerk eden süslü, iç gıcıklayıcı, benzersiz tatlı tatlı cümleleriyle mıncıklayıp
kulak memesi kıvamına getiren, sonra da iki parmağı arasında yuvarlayıp misket köfte tepsisine fırlatan
bir koket miydi bunca bağlandığı kadın?
Her ne kadar bazen bazı kelimelerin yazılışlarını yanlış kullansa da bu onun, kullandığı kelimelerin bir
erkeği hangi kıvama getireceğini bilemeyecek kadar sığ olduğunu düşündürtmüyordu.
Engelle butonuna en yakın an buydu işte.
Sadece bir oyun konsoluydu Rüya için.
İstediği zaman joystickle kalbinin frekanslarını dalgalandırabildiği, ayaklarını yerden kesebildiği,
dilediğinde ise kıç üstü oturtabildiği.
İlgisizliğin, sıradan ilişkinin, hiçbir şeyi olamamışlığın somut bir işareti olarak yaşadığı bu şok
hırçınlaştırmıştı Burağı.
Kırgınlıklarını yansıtan her mesaj, Rüyada suskunluğa neden oluyordu.
Kendisinin nereye koyulduğunu bir türlü kestirememek, için için kemiriyordu Burağı.
Hesap mı sormalıydı?
Hesap soracak yakınlıkları var mıydı onu bile bilemiyordu.
Uzun bir sessizlik döneminden sonra Rüyadan bir mesaj geldi.
"Kızgın mısın bana?
gereksiz alınganlık yapıyorsun "
Burak sustu bir müddet.
Uzun bir aradan sonra beklediği mesaj bu değildi.
" Sende işgal ettiğim yer, yazıştıklarımızdan çok küçükmüş"
" Benden esirgediklerin, başkalarına sebil musluğu sanki" dedi.
Karşılıklı suçlamalar, savunmalar, kırgınlıklar ve rest.
Rüya kendini anlatamadığını düşünerek yazmayı kesti.
Her ikisinde de derin bir sessizlik, içlerindeki çığlığı bastırıyor gibiydi.
Burak son mesajları umut verici kırıntı bulabilme amacıyla tekrar okumaya başladı
Yukarılarda 4 karakterli bir mesaja mıhlandı gözleri.
Tek başınaydı, parlıyordu.
Yerinden doğruldu, tekrar oturdu, ellerini nereye koysundu, yakasını çekiştirdi, bir aşağı, bir yukarı kaydırdı mesajları.
Evet oradaydı.
Kırgınlıkları yarıştırırken haklı çıkma şehvetine kapılıp gözünden kaçırmıştı.
Rüya doğum tarihini yazmıştı.
Birden eli ayağı boşaldı Burağın.
Süngüsü düşmüş, dizlerinin bağı çözülmüş de ayakkabılarının içine doğru eriyip kaybolmuş
hissetti kendisini. Demek ki kalbini titreten korkuları yersizdi. Onun karakteri , biriktirdiklerinden
oluşturduğu ruh dünyası böyleydi. Kızsa, kırılsa, incinse bile mesaj vermek istemişti.
Kırıcı sitemlerinden domuz gibi pişman oldu.
"Rüya senden bütün kalbimle özür diliyorum"
"Bir an ilginden şüphe ettiğim için kendimi affedemiyorum"
"Ya sen, beni affedebilecek misin,"
"Bağışla beni"
diye peş peşe mesajlar attı.
Son 6 mesajının tiklerinin maviye dönmesini bekledi.
Okumasını bekleyene kadar sanki yıllar geçmiş gibiydi.
Soluk alıp verişinin hızlandığını, ellerinin titrediğini hissediyor ama kendisini durduramıyordu
Mesajlar hala okunmamıştı.
Son bir umutla bir mesaj daha yazdı
"şfoj şfyjzösün"
Gönder tuşuna bastı.
Ekranda beliren mesaj öldürücüydü.
Engellendiğiniz için Bu Kullanıcıya Mesaj Gönderemezsiniz.
____ S O N ____
1- Bu bölümlerde kıymetli kalemdaşım Sönmez Korkmaz beyin hikayeye paralel interaktif
yazdığı Dört Rüya ve Dört Rüya II hikayelerinden esinlenilmiştir. Kendisine
şükranlarımla.
https://edebiyatevi.com/yazi/324797/dort-ruya
https://edebiyatevi.com/yazi/324847/dort-ruya-ii
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.