Yaşatmıyorlar Ne Hür Ne de Kardeşçesine
"Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardeşçesine
Bu hasret bizim"
"Davet" şiirinin son bölümünde böyle diyor Nazım Hikmet. Bu güzel şiirin özellikle bu dizeleri dillerden düşmez. Yıllar önce şairinin adını bile anmak istemeyen siyasetçiler de okumuştu bu şiirden bazı dizeleri.
İnsan, gün gelip tükenen bu hayatta diğer insanlarla birlikte yaşar. Toplum içinde bir bireydir. Eğer yaşamanın tadını almak istiyorsa "kardeşçe" yaşamalıdır. Tek başına bir birey olarak da özgür olmalıdır. Bu özgürlük onun en doğal hakkıdır. Özgür olmak demek aklına her eseni yapmak anlamına gelmez. Yasalara, toplumun akla uygun kurallarına uymak koşuluyla yaşamalı bu özgürlüğü.
Sayfalarca roman yazılsa özgürlük ve kardeşliği bu dizeler kadar etkili anlatamazdı.
Böyle özgür ve kardeşçesine yaşamak ne güzel değil mi?
Oysa şu yeryüzünde kaç insan bu mutluluğu yaşıyor?
Şair, çok güzel bir benzetmeyle yaşamanın anlamını biz insanlara anlatmış.
Bu güzel vatanın ormanları yaz boyunca yanıyor ya da yakılıyor. Ne ağaçların hürlüğü ne de ormanı oluşturan ağaçların kardeşliği kalıyor.
Gök mavi yer yeşil iken gök de kararıyor, yer de kararıyor. Kızıl alevler, kara dumanlar göğe yükselirken bizim de yüreğimiz yanıyor.
Bu yıl temmuz ayı çok sıcak geçiyor. Kurumuş otlar içindeki bir cam kırığı da güneş ışınlarının etkisiyle yangın çıkarabilir. Bizleri şaşırtan ise bu yangınların ayrı ayrı birbirine uzak olan yörelerde, özellikle turizmin geliştiği ormanlık yerlerde aynı günde çıkması.
Cam kırıklarından, sigara izmaritlerinden, piknikçilerden çıkan yangınlar bir yana, acımasızca, şerefsizce yakılıyor ormanlar.
Geçtiğimiz yıl alçağın biri almış benzini petrol istasyonundan, yakmış kardeşçesine yaşayan ağaçları, ormanı ve demiş ki sonunda "Şeytana uydum." Bu söz de ona ceza indirimi getirir mi ki?😠Olur olur arkadaş. Şaşırmadığımız ne kaldı?
Bir başkası da ailesi ile sorunları olduğunu, hapishaneye girerse ömür boyu karnını doyurup rahat yaşayacağını söylemişti. Daha neler neler...
Ben Orta Anadolu'nun ortasında bir bozkır köyünde doğdum. Çocukluğum, ilk gençliğim köyümde ve yıllarca görev yaptığım bir ilçede geçti. O yıllarda köyümde üç beş söğüt ağacı vardı. İlçede ise daha çok bağlarda bahçelerde meyve ağaçları, söğüt ve kavak ağaçlarını görürdüm. Ne zaman ki ülkenin batısına, güneyine yolum düştü ormanları orada gördüm.
İlgimi çekiyor; yanan, yakılan ormanlar bu güzel yurdun genellikle turistik bölgelerinde. Bunun nedeni de belli. Kıyılarda açacaksın yeri, konduracaksın oteli. Tek neden de bu değil, orman yangının pek çok nedeni var.
Ormanlardaki ağaçların çoğunun adını bile bilmeyen, ormanı belli yaştan sonra gören bir adam, yani ben orman üzerine bilgiçlik taslayabilir mi? Yaptığım da o değil zaten. Duygularımı anlatıyorum.
O yangınları görünce yüreği yanan her insan gibi benim de içim yanıyor. Ağaçların, çaresiz hayvanların, o bölgede yaşayan insanların sesleri, bağırışları yüreğiniz taş olsa eritir.
Hür ve kardeşçe yaşamak mı dediniz
Ne ağaçta ne ormanda
Ne de insanlarda kaldı bu dedikleriniz
Ülkenin dumanı tepesinde
Ve canı burnunda insanların
Orman yangını mı sadece yürek yakan
Eğitim yangınlarda
Ekonomi yangınlarda
İşsizlik yangınlarda
Hak, hukuk, adalet yangınlarda
"Yangın vaaar!" diye bağırası geliyor insanın
Öyle at gözlüğü takanlar var ki
"Senin derdin ne kardeşim
Bak her şey güllük gülistanlık" diyorlar
Orman yanmış, insanlar geçim zorluğundaymış
Takım tutar gibi yandaşlar ya
Her yerde "Şak şak şak, yaşa, var ol, yaşa!"
.............................................................................
Numan Kurt
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.