Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

Tarikat Siyaset Ticaret İlişkisi

Tarikat Siyaset Ticaret İlişkisi

TARİKAT–SİYASET–TİCARET

Geçmişten Günümüze Neydi, Ne Oldu?

Tarikatlar, başlangıçta insanın manevi terbiyesini, ahlaki olgunlaşmasını ve Allah’a yakınlaşmasını amaçlayan tasavvufi yapılar olarak ortaya çıktılar. Osmanlı döneminde ise tekke, vakıf ve tarikatlar toplum hayatının önemli unsurları hâline geldi; zaman zaman devletle yakın ilişkiler kurarak sosyal ve ekonomik bir güç kazandılar. Dolayısıyla tarikat–devlet ilişkisi tarih boyunca yalnızca dini değil, aynı zamanda sosyal, siyasal ve ekonomik bir nitelik taşıdı.


Cumhuriyet döneminde tekke ve zaviyelerin kapatılmasıyla tarikatların hukuki kurumsal yapısı sona erdirildi. Ancak dini-sosyal ağlar bütünüyle ortadan kalkmadı. Çok partili hayata geçişten sonra cemaat ve tarikatlar yeniden toplumsal görünürlük kazandı; özellikle 1950’lerden itibaren siyasetle ilişkileri giderek belirginleşti. Akademik araştırmalar, bazı cemaatlerin siyasi partileri desteklediğini, mensuplarının siyasi tercihlerini yönlendirdiğini ve zaman zaman doğrudan siyasi oluşumlar meydana getirdiğini göstermektedir.


Asıl kırılma ise dini otoritenin siyasal güç ve ekonomik çıkarla birleşmesiyle ortaya çıktı. Dini yapıların siyasal iktidarlara yakınlaşması; bürokrasiye, kamu kaynaklarına ve ekonomik imkânlara erişim tartışmalarını beraberinde getirdi. Özellikle son dönemlerde bazı dini yapıların vakıf, dernek, eğitim kurumu ve ticari işletmeler üzerinden ekonomik güç oluşturduğu; dinî aidiyetin ise bu ekonomik ilişkiler için bir güven ve meşruiyet zemini sağlayabildiği görülmektedir. Bu nedenle mesele, bir dini grubun ticaret yapması değil; dini nüfuzun siyasi ve ekonomik ayrıcalık elde etmenin aracına dönüşmesidir. Literatürde bu dönüşüm, tarikat ve cemaatlerin siyasi ve ekonomik alanlarda giderek daha görünür hâle gelmesi üzerinden tartışılmaktadır.


Yozlaşmanın bir diğer boyutu ise dinin içerik bakımından araçsallaştırılmasıdır. Herhangi bir tarikat veya cemaat, kendi liderinin yorumunu sorgulanamaz dinî hakikat hâline getirdiğinde, Kur’an’ın temel ilkeleri ile tarihsel rivayetler, gelenekler ve sonradan üretilmiş uygulamalar birbirine karıştırılabilir. Bunun sonucunda farklı gruplar, kendi otoritelerini güçlendiren farklı inanç ve ritüeller üretebilir. Çocuk yaşta evlilik gibi bugün ağır biçimde tartışılan uygulamaların meşrulaştırılmasında Hz. Muhammed ile Hz. Âişe arasındaki evlilik anlatısının kullanılması da bu sorunun çarpıcı örneklerinden biridir. Buradaki temel problem yalnızca bir rivayetin tarihsel doğruluğu değil, tarihsel bir anlatının günümüzde ahlaki ve hukuki bir uygulamayı meşrulaştırma aracı yapılmasıdır.


Sonuçta ortaya tehlikeli bir döngü çıkabilir:


Dini otorite → siyasi nüfuz → ekonomik güç → daha fazla siyasi nüfuz → daha güçlü dini otorite.


Bu döngü kırılmadığında, inanan insanların samimi biçimde yaptıkları bağışlar ve destekler de denetimsiz bir ekonomik gücün büyümesine katkıda bulunabilir. İnsan “dine hizmet ediyorum” düşüncesiyle yardım ederken, gerçekte siyasi ve ekonomik bir güç merkezini finanse ettiğinin farkında olmayabilir.


NE YAPILMALI?


Çözüm, dini inancı veya dini toplulukları ortadan kaldırmak değildir. Çözüm; dini, siyasetin ve ticari çıkarın aracı olmaktan çıkarmaktır. Bunun için dini vakıf ve derneklerin mali yapıları şeffaf ve bağımsız biçimde denetlenmeli; kamu kaynakları ve ihaleler hiçbir dini veya siyasi aidiyete göre dağıtılmamalıdır. Devlet bütün dini gruplara karşı eşit mesafede durmalı; hiçbir cemaat devlet içinde ayrıcalıklı bir güç odağı hâline gelmemelidir. Dini eğitim ise sorgulamayı yasaklayan kapalı otoritelerin değil, bilimsel ve özgür düşünce ortamının konusu olmalıdır. Çocukların temel hakları ve hukuk düzeninin üstünlüğü, hiçbir dini yorum gerekçe gösterilerek ihlal edilememelidir.


Din vicdanın alanıdır; siyaset kamu gücünün, ticaret ise ekonomik faaliyetin alanıdır. Bu üç alan birbirine bağımlı hâle geldiğinde ortaya yalnızca siyasi veya ekonomik yozlaşma değil, aynı zamanda dinin de yozlaşması çıkar. Asıl korunması gereken, tarikatların veya cemaatlerin gücü değil; insanın inancını özgürce yaşama hakkı ve dinin çıkar ilişkilerinin aracı hâline getirilmemesidir.


Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Tarikat Siyaset Ticaret İlişkisi

Tarikat Siyaset Ticaret İlişkisi

Halit Durucan Halit Durucan