Bir Zamanlar Türkiye
Bir Zamanlar Türkiye: Genç Kuşağa Geçmişten Bir Yaşam Haritası
Bizler, sokakların ruhu olduğu, insanların birbirinin gözünün içine güvenle baktığı bir Türkiye’den geliyoruz. 70’lerin, 80’lerin ve 90’ların dünyası, bugünün gençlerine belki bir masal gibi gelebilir; ama o masal, bizim gerçeğimizdi. İster köyde, ister küçük bir kasabada, ister büyük bir şehrin mahallesinde olsun; bizi bir arada tutan, adına "insanlık" dediğimiz ortak bir bağ vardı.
İşte o günlerden bugünün gençliğine rehber olacak, kulaktan kulağa, kalpten kalbe aktarılması gereken yaşam pusulamız:
1. Borç Sadakatle Ödenir, Güven Parayla Ölçülmezdi
O yıllarda hayatımıza ne kredi kartları girmişti ne de büyük süpermarketler. Şehirde mahalle bakkalı, kasabada esnaf, köyde ise köy odası ya da muhtar bilirdi halimizi. Veresiye defterlerine borçlar yazılır, kimsenin kapısına haciz dayanmazdı. Çünkü "söz" en büyük senetti ve güven, her şeyden önce gelirdi.
2. Öğretmen Baş Tacı, Eğitim Saygı Demekti
Okul duvarlarının ardında katı bir saygı vardı. Ne bir anne baba okula gelip öğretmene parmak sallayabilirdi ne de bir öğretmen öğrencisinin güvenini boşa çıkarırdı. Sınırlar net, saygı bakiydi. Okul önlerinde uyuşturucu satıcıları değil, köşe başlarında gizlice sigara içmeyi cesaret sanan haylaz çocuklar vardı. Suç bugünkü kadar organize ve karanlık değildi.
3. Sınıfsal Farklar Vardı Ama Ayırımcılık Ayıptı
Semtlere, köylere ya da gelire göre okul farkları her dönem vardı. Ancak hiçbir anne baba, "Benim çocuğum onunla aynı sırada oturamaz" deme hakkını kendinde görmezdi. İnsanlar birbirinden, en çok da Allah’tan utanırdı. Zenginle fakir aynı tebeşir kokusunu solur, okul bahçesinde eşitlenirdi.
4. Çocuklar Tüm Mahallenin Evladıydı
Köy meydanında, kasaba bağlarında ya da şehrin dar sokaklarında bir çocuk koşturuyorsa, o çocuk oradaki tüm büyüklerin evladıydı. Komşunun çocuğunu severken kafalarda hiçbir şüphe, hiçbir kirli düşünce olmazdı. Bir Ayşe Abla, "Hadi yavrum bana iki ekmek kapıver" dediğinde, arkaya bakmadan koşturulurdu. Başka mahalleden gelip kimse racon kesemez, mahallenin kızına, çocuğuna yan gözle bakamazdı; çünkü her genç, birbirine emanetti.
5. Sokaklar Yaşar, Evler Sadece Uyumaya Yarardı
Sokaklar bugünkü gibi boş, sessiz ve ruhsuz değildi.
Köylerde ve kasabalarda harman yerleri, kapı önleri dolup taşardı. Büyükler semaver başında sohbete dalarken; çocuklar çelik çomak, saklambaç, uzun eşek oynardı.
Şehirlerde ise gazoz kapakları toplanır, misketler yarıştırılır, mahalle maçlarının tozu dumana katılırdı.
Sabah evden çıkan çocuk, akşama kadar sokakta büyürdü. Acıkınca en yakın komşunun kapısını çalar, salçalı ekmeğini alır, suyunu içer, oyununa kaldığı yerden devam ederdi.
6. Yokluk Vardı Ama Paylaşmak Renkliydi
Televizyon her evde bulunmazdı; olanlar da siyah beyazdı. Ama o siyah beyaz ekranların arkasında rengarenk hayatlar vardı. Böreğimizi, çekirdeğimizi kapıp televizyonu olan komşuya adeta sinemaya gider gibi misafirliğe giderdik. Diziler, filmler kısıtlıydı ama bizim dünyamız zengindi; Teksas, Tommiks, Zagor ve Mandrake gibi çizgi romanların koleksiyonlarını yapar, elden ele değiştirerek okurduk.
7. Bayramlar Ortak, Acılar Tek Yürekti
O zamanlar bayram demek, Akdeniz’de ya da Ege’de tatil oteli aramak değil; büyüklerin elini öpmek, kapı kapı dolaşmaktı. Ötekileştirme nedir bilmezdik. Şehirdeki gayrimüslim komşularımızla bizim bayramımızı da onların bayramını da aynı neşeyle kutlardık. Bir evde cenaze olduğunda, o acı sadece bir aileye ait olmazdı; tüm sokak, tüm köy yas tutar, televizyonlar günlerce açılmazdı. Acı paylaşılarak hafifletilirdi.
8. Aşk Emek İsterdi, Yürek İsterdi
Sevdalar bugünkü gibi üç günlük, mesajlaşmalardan ibaret ya da tüketilebilir değildi. Sevmek yürek isterdi, emek isterdi. Birine aşık olduğunda bunu yıllarca içine gömer, söylemeye bile kıyamaz, korkardın. Sevdin mi tam sever, ömürlük bağlanırdın.
Sevgili Gençler;
Bizim zamanımızda gelecek korkusu, kin ve nefret kalbimizi bu kadar esir almamıştı. Belki teknoloji yoktu, belki imkanlar kısıtlıydı ama yaşamaktan zevk alırdık, mücadele etmekten de... İnsanlar insandı, komşular komşu, hüzünler ve sevinçler ortaktı
Sizlere tavsiyemiz; ekranların arkasından çıkın, güveni yeniden inşa edin, komşunuzun kapısını çalmaktan korkmayın ve hayatı sadece tüketerek değil, birbirinizin acısına ve sevincine ortak olarak yaşayın. Çünkü hayat, paylaştıkça güzeldir.
Ahmet Ali Canbaz
(Kul Ahmed-i) 15/09/2026
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.