Niçin Hain Dedi Asıl Amacı Neydi
NİÇİN HAİN DEDİ? ASIL AMACI NEYDİ?
Sevr Antlaşmasına rağmen Padişah Vahdettin aleyhine tek kelime sarf etmeyen Mustafa Kemal Paşa, 25 Eylülde açık açık ona ‘’Hain ‘’ demişti. Çünkü bazı mebuslar Yunan belası yurttan sökülüp atıldıktan ve Misak-ı Milli sınırları içinde bağımsız yeni bir devlet kurulunca padişahı yine tahtında eskisi gibi hem sultan hem de halife olarak oturtmayı düşünüyorlardı. Onlara göre bu, padişahın doğal hakkıydı.
Ancak, Mustafa Kemal hiç bir zaman böyle düşünmüyordu.
Evet, 25 Eylül 1920’de her ne kadar Padişah Vahdettin’e hain demeden önceki satırlarda ‘’Hilâfet ve saltanat mahfuziyeti( korunması) zaten birinci esasımızdır.’’ Diyerek kurbağayı ürkütmemeye çalışsa da mebusların saltanat ve hilafete bu denli bağlılığı tehlikeliydi. İşte o bakımdan söylem değiştirdi.
O güne kadar hem padişah hem halife olan Vahdettin aleyhine tek kelime etmezken şimdi ‘’ Halifelik makamına da saltanat makamına sözümüz yok ama Vahdettin haindir. Benim tepkim makamın varlığına değil o makamı işgal eden kişiyedir’’ mealinde konuşuyordu. Yani Saltanat ve Hilafetin gücünü yine arkasında görmek istiyordu ama Sultan Vahdettin’e şirinlikler yaparak, ona adeta yağ çekerek Cumhuriyeti kuramazdı ki.
Evet, ‘’Cumhuriyeti Kurmak ‘’ dedim.
Mustafa Kemal Paşa Samsun’a ayak basmadan çoooook önce kafasındaki düşünce:Sınırlarını kendisinin çizdiği yeni bir Türk devleti kurup bu devleti, devletin cumhurbaşkanı olarak yönetmekti. Bu devlet, içinde sadece Türklerin bulunduğu bir devlet olacaktı ( Nitekim ileride Sakarya Savaşı günlerinde Ağustos 1921’de ''Türkiye, Türklerindir... İşte milliyetperverlerin umdesi (ilkesi) budur" Demişti.
Ancak bunu gerçekleştirmek için de önce Yunan gavurunu yurttan söküp atmak gerekiyordu.
Neden sadece Yunan gavuru dedim? Biz yedi düvele karşı savaşmıyor muyduk?
Efendim benim ve aşağı yukarı her tarihçinin bu millete bir türlü anlatamadığı şeylerin başında I. Dünya Savaşı- Kurtuluş Savaşı konusu gelir.
1914-1918 Yılları arasında gerçek manada yedi düvele karşı savaştığımız ve yedi düvelin canımıza okuyarak sonunda Mondros Ateşkes Antlaşmasıyla bize ait topraklara çöktükleri savaşlara I. Dünya Savaşı denir.( Çanakkale, Kut el Amare, Allahuekber Dağlarında donduğumuz, Yemen Çöllerinde yandığımız, taaa Ukrayna bataklıklarında ( Galiçya ) 12.000 şehit verdiğimiz, Nablus’ta perişan olduğumuz savaşlar işte bu savaşlardır.
Mondros Ateşkes Antlaşmasından sonra hiç olmazsa Misak-ı Milli sınırları içindeki topraklarımızı düşmandan( doğuda Ermenilerden, Güneyde Fransızlardan, batıda Yunan’dan ) kurtarmak için 1918-1922 Yılları arasında yürüttüğümüz silahlı ve diplomatik savaşa ise…
Hay Allah, şimdi ne desem bilemedim ki ‘’Kurtuluş Savaşı ‘’ desem Milli Eğitim Bakanım kızacak. ‘’Milli Mücadele’’ desem Atatürkçü kardeşler kızacak.
Yahu hiç mi düşünmez bu insanlar?
Bizim Milli Marşımızın adı ne? İstiklal Marşı.
Bizim şeref madalyamızın(Dedemin gururla göğsünde taşıdığı madalya ) adı ne? İstiklal Madalyası
O halde bizim 1918-1922 Yılları arasındaki savaşımızın adı ne olur? Elbette İstiklal Savaşı… Bunun ötesi, berisi var mı? Neyi tartışıyoruz anlamıyorum ki. Bu ülkenin dört bir yanındaki okullarda Milli Mücadele de dedim, Kurtuluş Savaşı da, İstiklal Savaşı da.. Tüm öğrencilerim ne demek istediğimi, neyi kastettiğimi anladı.
Ha işte o İstiklal Savaşı yedi düvele karşı verilmedi.
Doğuda Kazım Karabekir Paşa Ermenilerle savaştı ve onları yendi
Güneyde yerel milisler Fransızlara karşı savaştı ve önemli başarılar elde ettiler. Maraşlı Rıdvan Hoca, Sütçü İmam, Şahin Bey, Şehit Kamil, Kara Yılan, Kara Mehmet Çavuş işte bu savaşların kahramanlarıydı.
Batıda da Mustafa Kemal’e kala kala Yunan gavuru kaldı. İşte onun için Mustafa Kemal Samsun’a çıktığında kafasında iki düşünce vardı 1- Yunan gavurunu yurttan sürmek 2- Bu gerçekleşirse ( Ki gerçekleşti malum. ) kendi elleriyle çizdiği Misak-ı Milli sınırları içinde yeni bir devlet kurarak bu devleti cumhurbaşkanı sıfatıyla yönetmek… Bir yerde de kendisine bir türlü verilmeyen Harbiye Nazırlığının öcünü, devletin reisi olarak almak.
Özetleyelim: Mustafa Kemal’in evet saltanatın ve hilafetin gücüne hâlâ ihtiyacı vardı ama Padişah Vahdettin’e ihtiyacı kalmamıştı. Saltanatın ve hilafetin devamını asla düşünmediği için ama öte taraftan da saltanat ve hilafete son derece bağlı olan milleti yavaş yavaş cumhuriyet fikrine alıştırmak için işe ‘’ Vahdettin gitsin ‘’ ile başlaması hayli mantıklıydı.
Neticede Osmanlıda tahta geçecek insan mı yoktu? Millet şimdilik ‘’ Evet yaaa sofu padişah Vahdettin gitsin de nü ( çırılçıplak kadın ) resimler yapan Abdülmecit ( En son halife ) gelsin, Vahdettin’i istemezük ‘’ desin yeterdi. ‘’ Vahdettin gitse de tahta ben otursam artık.’’ Diye sabırsızlanan veliaht Abdülmecit bir şekilde halledilirdi nasılsa. ( Halledildi de netekim.)
Öte yandan Mustafa Kemal bir şeyin daha farkına vardı: Her ne derse desin alkışlanıyordu.
‘’Padişaha kulluk ‘’ diyordu [ki padişah, Vahdettin olduğuna göre ona kulluktan bahsediyordu. ] alkışlanıyordu; ‘’ Padişah Vahdettin hain bir adamdır.’’ Diyordu, yine alkışlanıyordu.
‘’ Padişah, Sevr’i imzalamakla kendini tahttan indirmiş oldu ‘’ Diyen Tunalı Hilmi’ye sıra kapaklarını vurarak gürültü çıkararak tepki gösteren mebuslar, Mustafa Kemal Paşa, padişaha daha ağır bir ifade olan ‘’hain ‘’ dediğinde alkışlıyorlardı.
Öyle görülüyordu ki Mustafa Kemal Paşa bir gün ‘’ Padişah Vahdettin’i, Şeytan taşlar gibi taşlayarak recmedelim ‘’ dese yine alkışlanacaktı. Nitekim bizzat kendisi değil ama 30 Ekim 1922’de saltanatın kaldırılması görüşmeleri esnasında TBMM’de Diyarbakır Mebusu Hacı Şükrü Efendi ‘’ Besmele ile şeytan gibi taşlayalım’’ demişti de herkes tarafından alkışlanmıştı.[ KAYNAK: TBMM Zabıt Ceridesi C.24 Sa.291]
Peki saltanatı ve hilafeti devirip cumhuriyeti kurma fikri Mustafa Kemal’in kafasında 19 Mayıs 1919’da birdenbire mi belirmişti?
Yahu aslında benim ana konum ‘’Vahdettin Hain değildi’’ konusuydu ama yazıma yapılan yorumlar yazıyı öyle noktalara çekiyor ki hiç sormayın.
Mesela ‘’ Olaylar kurgulanmış planlara göre vuku buluyor.’’ Yorumu mu dersiniz, Atatürk ateist miydi, vatansever miydi, İngiliz ajanı mıydı? Diye soranlar mı dersiniz. Bunca bölüm yazmış olmama rağmen hâlâ ‘’Savaş zamanı Vahdettin’e hiç bir muhalefet yok, sonra gelişiyor olaylar’’ Diyen mi dersiniz?
Bu dizi yazısında konum Atatürk’ün ne olduğu değil, Sultan Vahdettin’in ne olduğudur ama konu zaman zaman başka mecralara çekiliyor.
Özellikle Sosyal medyada Mustafa Kemal lehine uydurulan ve bugün halen neredeyse hepimizin okuduğumuzda ağladığımız Elmadağı kahramanlık hikayesi mi dersiniz yoksa tam tersine Mustafa Kemal aleyhine uydurulan ‘’ Ben Yahudiyim itirafı (!) ‘’ mı dersiniz? Öylesine bir bilgi kirliliği var ki en berbat kanalizasyonlar bile bu bilgi kirliliği ve dezenformasyon karşısında tertemiz kalır.
Neyse…
Gelecek bölümde -konumuzla ilgisi olmasa da- biraz bu meselelere gireceğim.
Sonra?
Sonrası ‘’Zurnada peşrev olmaz. Ne çıkarsa bahtınıza’’ değerli okurlarım ama sonrası da olacak elbette.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 3
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.