İçimdeki Sessiz Gemi
İçimdeki Sessiz gemi ⛴️
09.09.2026
00.33
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهٖ نَفْسُهُۚ وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرٖيدِ
"Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne fısıldadığını da iyi biliriz. Çünkü biz ona şah damarından daha yakınız."
Kaf Suresi, 16. Ayet
İçimde, rotasını tam olarak nereye varacağını bilemeyen hüzün saklı bir gemi var bugünlerde. Henüz hangi kıyıya sığınacağını, hangi rüzgâra kapılacağını kendisi de kestirebilmiş değil.
Bir tarafım gitmenin, orada beni bekleyen güzelliklerin ve yepyeni bir serüvenin heyecanıyla çırpınırken; diğer tarafım arkamda bıraktıklarımın ağır hüznünü taşıyor. Bir yanımda ailem, evim, tanıdık sıcaklıklar dururken; diğer yanımda Afyon’daki dostlarım, arkadaş ortamım ve beni bekleyen sevdiklerim gerçeği var.
Umutluyum, hatta içten içe mutluyum da. Çünkü son senem... Afyon’la aramdaki o bağın yavaş yavaş çözüleceğini, üniversite yıllarının nihayet biteceğini bilmek içimi ferahlatıyor. Ama yine de sormadan edemiyorum: Neden Afyon bana bu kadar ağır gelmişti?
Oysa ki orada mutluluğu da sevinci de acıyı da yaşamıştım. Belki de beni en çok yıpratan, en zor zamanlarımı yaşatan ve her şeyden öte yüreğimin , latifelerimin ritmini bozup altüst eden o insanla orada tanışmış olmamdı Üşümeyeyim diye ceketini veren adam ne kadar da yabancılaşmıştı işte Ayşegül için bu olay dönüm noktasıydı .Baharın ilk açan tohumlarında o da yeniden açılmış gibiydi .. Ne yazık ki Ayşegülü Afyon’dan bu kadar soğutan da yine o Adam Muratı, ne kadar da canını yakmıştı ....
İnsan en çok da canını yakanı, ruhunu ince ince hırpalayanı unutmakta zorlanıyormuş. Murat’ın bana sürekli kötü davranışı, kalbimde tamiri imkânsız çatlaklar açmıştı. Zaten bu yüzden unutmak benim için hiç kolay olmadı; hâlâ da kolay değil...
Bugün bile ruhumda onun bıraktığı o ağır yüklerin gölgesi dolaşıyor. İçimde ona karşı hem tarif edemediğim bir kırgınlık, hem de derinlerden gelen, ne yapsam susturamadığım bir acı var. Bazen kendime kızıyorum, "Neden hâlâ canın yanıyor?" diye.
Kötü muamele görmek insana sadece karşıdakini değil, en çok da o muameleye maruz kalan kendi masumiyetini özletiyor. Afyon’a doğru yola çıkarken, işte o yarım kalmışlığın, o haksızlığa uğramışlığın acısı da benimle birlikte geliyordu. İçimdeki bu sızı, geçmişin değil; hâlâ sızlamaya devam eden bir yaranın sesiydi.
Diye anımsadı içinden.
Bir yanda ailemin yanında yaşadığım karmaşalar, burukluklar ve hüzünler varken; diğer yanda beni hem anlayan hem de ruhumu yoran insanların varlığı içimi incitiyordu.
Cuma günü yola çıkacaktım. Afyon’a varınca beni nelerin beklediğini henüz bilmiyordum. Annemin gözlerindeki o saklı hüzün, benim gözlerimi ıslatıyordu; onun içime düşen hüzünlü yağmuru sanki benim bakışlarımda dökülüyordu.
İçimdeki o ilk heyecan sönmüş gibiydi ama bir yanım hâlâ gitmenin, sona yaklaşmanın mutluluğunu taşıyordu. Artık okulum bitecekti, Afyon’a temelli veda edeceğim günler yakındı.Bu son seneyle birlikte, geleceğimin eşiği sayılan o zorlu atanma sınavı da kapıma dayanmıştı. İçimin bir köşesinde tarif edemediğim bir korku büyüyordu. Bir devir kapanırken, arkasından yepyeni, bilinmezliklerle dolu başka bir dünya serüveni başlıyordu benim için. Kafam karma karışıktı. Acaba beni neler bekliyordu? Yine canımı yakacak şeyler yaşayacak mıydım? Hâlâ çekecek çilem var mıydı? Bütün bu soruların cevabı meçhuldü ve ben ne olacağını gerçekten bilmiyordum.
Geleceğin belirsizliği zihnimi yoruyordu. Hayat bana daha neleri öğretecekti, hangi sınavlardan geçirecekti? Artık kendi duygularımın bile izini süremiyordum. İçimde o kadar karmaşık, o kadar üst üste binmiş hisler vardı ki; ne tarafa dönüp baksam gözlerimi dolduran anılar, yaşanmışlıklar dikiliyordu karşıma. Oysa sadece bir hafta öncesine kadar Afyon’a döneceğim için heyecanlı ve mutluydum. Şimdi ise o mutluluğun yerini, çözülmesi zor bir buhran almıştı. Belki de yine her şeyi çok derinden hisseden, fazla duygusal yanım ağır bastığı için böyle düşünüyordum; gerçekten bilmiyordum...
Şu an tek tutunacak dalım, tek hedefim atanmaktı. Sırtımdaki ve zihnimdeki en büyük yük, o sınavı geçip kendi yolumu çizebilmekti.
Sonucun ne olacağını kestiremesem de, bildiğim ve sığındığım tek bir hakikat vardı: En zor, en çaresiz anlarımda elimden tutan sadece Allah’tı. Bütün kapılar yüzüme kapandığında, en dar vakitlerimde içimde yankılanan ve bana yol gösteren o ilahi ses...
Kaf Suresi’nin 16. ayetinde vaat edilen o muazzam muştu, ruhumu bir sarmaşık gibi sarıp kalbimi serinletiyordu: “Biz ona şah damarından daha yakınız.”
İşte bu yakınlık duygusu, karşılaştığım bütün zorlukları aşmamı sağlayan tek güçtü. Biliyordum ki Allah bana eninde sonunda en güzel kapılarını açacaktı. Çünkü annem hep yüzüme bakar ve o şefkatli sesiyle şöyle derdi:
“Kızım, senin saf, tertemiz bir kalbin var. Sen hiç kimse için kötülük düşünmezsin, insanların art niyetini taşımazsın. Hiç korkma; sen her zaman o temiz kalbinin ekmeğini yiyeceksin. Er ya da geç o beklediğin mutluluğu mutlaka yaşayacaksın.Allah sabredenlerle beraberdir ."
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu