Şehir Ve Ben Kendi Cümlemin Noktası
Şehir ve Ben - Kendi Cümlemin Nokta.sı
Sabah mahmurluğu ile camdan dışarı baktım.
Yüzlerce arabanın harıl gürül çalıştığı, birbirini solladığı yada sağladığı,
insanların telaşla koştura koştura bir yerlere yetişmeye çalıştığı,
tamamen betonarme, sentetik, sevimsiz, zavallı küçük bir kareden başka bir şey kalmamış dışarıda!
Üç dakika önce yürüyerek geçtiğim yolda bıraktığım koku bile henüz ortadan kaybolmamıştı üstelik.
Niye anlatıyorum ki tüm bunları?
Yolda giderken, bir kasım sabahında zavallı kuşlar gördüm. Boz mu, gri mi bir gök tarlasında uçarken onlar, insanları gördüm sonra. Renklerini çözemediğim bir sürü insan. Yürüyorlardı, duruyorlardı, koşuyorlardı, oturuyorlardı. Kimileri itiş tıkış bindikleri otobüslerde bir o yana bir bu yana sallanıyor, kimileri sabah mahmurluğunda uyudu uyuyacak duraklarda.
Ben neredeyim, nasılım?
Ekranda bir aşağı bir yukarı zikzaklar çizen açık yeşil bir çizgi yığını ve sürekli bir “dııt, dııt” sesi. Bunun bir sonraki adımının düz bir çizgi ve hiç sonu gelmeyen bir elektronik ses olduğunu söylüyorlar. Makine kapatılana kadar…
Yaşamak isterdim. Yaşamayı bilmek, yaşayabilmek, bir adım öncesinden, bir adım sonrasına atlamadan, sadece bu anın farkında olarak yaşamayı bilmek isterdim. İçerisinde nice "BEN" dolu anılar bırakmak isterdim beynimin içerilerinde. Sorusu sorulmayacak, cevabı istenmeyecek anılar, hesabı peşin kesilmiş. Mümkün müdür acaba, suali olmayan cevaplar biriktirerek ceplerime, cevaplarıma aradığım sualleri bulabilmek? Öyle bir anda düşünmüştüm işte!
Zavallı kuşlar, beni gördüler sonra. Biri baktı yüreğimin en içine.
Dedi:
-Sen bir zavallısın!
Başımı önüme eğdim ve gittim…
Gitmeyi istediğim zamanlar çok olmuştur, bir bilet bir pantolon bir tişört, yabancı bir ülke yabancı bir şehir, ama eski bir şehir, aklımda hemen oraya git diyor, bir bilet bir pantolon bir tişört ve eski bir şehir, tamamen yabancıların yaşadığı, git ve bir süre kal diyor aklım. Döndüğümde bıraktığım şehir beni bekliyor olacak ve ben onda görmediğim çok şeyi bulacağım.
Yabancı bir ülke, yabancı bir şehir
Sen aynı sen olduktan sonra
geri dönüşünde aynı olur
Bazen başımızı önümüze eğip, az öteye gitmeyi de bilmeliyiz
Çok uzaklara bakmaya gerek yok gibi
Diyor, Sema’da dönen bir Kuş’un nidası...
Beni koyup koyup gitme, n'olursun
Durduğun yerde dur
Kendini martılarla bir tutma
Senin kanatların yok
Düşersin yorulursun
Beni koyup gitme, n'olursun
Diye bir ses geliyor sonra, şehrimin kaldırımlarından...
Sonrası mı? Yine kendimce...!
Akşam'ın mahmurluğu ile camdan dışarı baktım.
Yüzlerce arabanın harıl gürül çalıştığı, birbirini solladığı yada sağladığı,
insanların telaşla koştura koştura bir yerlere yetişmeye çalıştığı,
tamamen betonarme, sentetik, sevimsiz, zavallı küçük bir kareden başka bir şey kalmamış dışarıda..!
Sabah yürüyerek geçtiğim yolda bıraktığım koku bile henüz ortadan kaybolmamıştı üstelik.
Niye mi anlattım tüm bunları?
Başka bir sesin cümlesinde virgül olmak yerine,
kendi cümlemin noktası olduğum için...
demir-ci
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu