Hey On Beşli Hasbinallah Ve Nimel Vekil Hüzne Göbek Atmak 2 Bölüm
HEY ON BEŞLİ – HASBİNALLAH VE Nİ’MEL VEKİL-HÜZNE GÖBEK ATMAK-2.BÖLÜM
Yazdıkça hızımı alamadım o sebeple de bayağı uzadı. Hakkınızı helal edin. Kaldığımız yerden devam ediyoruz.
*********
6- YANDIM ŞEKER OĞLAN:
Bu bir ağıt değildir ama yine de hüzünlüdür hikayesi. ( Ya da bana hüzünlü geldi )
Ankara’da yaşayan Ali adında bir genç evlendirilir ama evliliğinin üzerinden bir hafta geçmeden de askere çağırırlar.
Ali askere gider. Askerden dönüşünde annesi onu tren garında beklerken karısı evde en güzel yemekleri yapmış vaziyette bekler. Ama annesi o kadar beklemesine rağmen oğlunu göremez. Gara gelecek diğer trenleri de bekler ama oğlunu göremez.
Üzgün üzgün eve gelen anne evde bir bakar oğlu gelmiş, gelinin ve kendisinin yaptığı yemekleri yemiş ve hiç beklememiş karısının koyununa girmiş. O öfkeyle oğluna ceza verir. Gayrı karısının yanına uğramayacaktır.
Ali anasına darılır, damda yatmaya başlar. Ama gelin ister ki Ali geceleri kaçamak da olsa yanına gelsin. Lakin anasının bir döğüş horozu vardır. Ali ne zaman damdan inse Ali’ye saldırır köpek gibi. Ali çok korkmaktadır horozdan.
Derken zavallı gelin dayanamaz bu işkenceye ve bir türkü yakar.
Kayadan bakan oğlan
Kakülü sarkan oğlan
Gece gelme gündüz gel
Horozdan korkan oğlan
Amman şeker oğlan
Yandım şeker oğlan
Anasına darılmış
Damda yatar oğlan
7- KOLBASTI
Efendim, bizim gençlik yıllarımızda Ümit Tokcan’ın seslendirdiği, daha sonra da Barış Manço tarafından taaa Japonya’da okunan ve Japonları bile şakır şakır göbek attıran bir türkü vardı: DERE BOYU KAVAKLAR ya da YAYLANIN ÇİMENİNE KUZU YAYILIR KUZU.
Türkünün sözlerine baktığınızda hüzünlü bir hikayesi olduğu besbelliydi
Asmadan gel asmadan
Fistan giyer basmadan
Kalk gidelim sevdiğim
Devriyeler basmadan
Belli ki gencin biri, sevdiğini kaçırmıştı ve bunların peşine de devriyeler düşmüştü. Dinlenmek için bir yerlere oturduklarında ise delikanlı sevgilisine seslenmişti ‘’ Kalk gidelim devriyeler basmadan ‘’ Diye.
Ama ne yazık ki devriyeler basmıştı ve delikanlı onlarla çatışmaya girmişti. Fakat bu çatışma esnasında sevdiği kız ölmüştü ve delikanlı da acı içinde inlemişti:
Dere boyu kavaklar
Açtı yeşil yapraklar
Ben yare doyamadım
Doysun kara topraklar
Şimdi…
Gerek Rahmetli Barış Manço, gerek Türk Milleti ve hatta gerek Japon Milleti, yârine doyamadan onu kara topraklara veren bir gencin arkasından neden tempo tutup göbek attılar anlamak zor tabii ki ama sonraki yıllarda daha da garip bir şey oldu.
Evet, bu Bulancak ( Giresun ilçesi ) Türküsü yıllar sonra karşımıza tamamen başka sözlerle, başka bir yöreye ait ve çok daha hızlı bir oyun havası olarak çıktı. Adı artık KOLBASTI idi ve sözleri şöyleydi:
Arafilli Farozli [*]
Mahallenun mastisi[**]
Oynayalum uşaklar
Trabzon kolbastisi
Üçtür beştir, kızlar hoştur
Dünya boştur, coştur, coştur
Coştur, coştur
[*] Arafil ve Faroz, Trabzon’da iki mahalle imiş.
[**] Mahallenun mastisi : Mahallenin maskotu demekmiş.
8- BAHÇE DUVARINDAN AŞTIM
Bu türküyü bilmeyen yoktur. Türkü rahmetli Neşet Ertaş’a ait olup hikayesi şöyledir:
Neşet Ertaş, bir gazinoda tanıştığı Leyla adında bir kadına aşık olur ve onunla evlenmek ister ama kendisi gibi büyük bir sanatçı olan babası Muharrem Ertaş bu evliliğe karşı çıkar. Hatta söz ile laf anlatamadığı oğlunu saz ile uyarmaya çalışır:
Temiz ruhlu, saf kalplisin, şöhretlisin
Hakkın vardır evlenmeye evladım
Mevlam sebep olanları kahretsin
Aslı bozuk alma dedim evladım!..
Dokunsalar nazik tene kir gelir
Bizden önce ceddimize ar gelir
Köle olmak şanımıza zor gelir
Aslı bozuk alma dedim evladım!..
Ama Neşet Ertaş kararlıdır. O da babasına şöyle cevap verir:
Aşkı kimden aldın sevgiyi kimden
Aslı bozuk deme gel şu insana
Soracak olursan eğer ki benden
Aslı bozuk deme gel şu insana
Ulu arıyorsan analar ulu
Sevmişiz gönülden olmuşuz kulu
Analar insandır biz insan oğlu
Aslı bozuk deme gel şu insana
Velhasılıkelam aşkı galip gelir ve evlenirler Leyla’yla. Ama daha sonra geçinemezler. Ayrılmak zorunda kalırlar. Bunun üzerine Neşet Ertaş bir daha sazına sarılır ve dokunur tellerine.
Bahça duvarını aştım
Kırmızı güle dolaştım
Öptüm sevdim halelleştim
Yanıyorum yanıyorum yanıyorum hele
Mayil oldum gonca güle
Acem şalı ince bele
Evet, Neşet Ertaş, bahçe duvarını ( babası Muharrem Ertaş’ı ) aşmıştır. Kırmızı güle ( Leyla’sına ) dolaşmıştır. Öpmüştür, sevmiştir ama sonunda helalleşmiş ve ayrılmıştır. Sonra da yanıp durmuştur ve o yandıkça biz göbek attık. O öldü, biz göbek atmaya devam…
9- ERİK DALI GEVREKTİR
Efendim, bugün artık düğünlerimizin vazgeçilmez türküsü haline gelmiş olan ve hatta 17 Temmuz 2023’de ABD Teksas’ta Bayan Voleybol Milli Takımının Milletler Ligi Şampiyonu olduktan sonra sahada çaldırıp oynadıkları ( Artık her şampiyonluklarından sonra çaldırıyorlar) bir yerde adeta milli marş olan Erik Dalı türküsünün hikayesi de aslında öyle hiç de göbek atılacak bir hikaye değildir.
Evet, Ankara türküsü olarak bilinen bu türkü aslında bir Burdur Türküsüdür ve ilginç bir şekilde ülkemizde pek çok türkünün kaynağı olan Dirmil ( Altınyayla) İlçesine ait bir türküdür.
Bu türküyü yakan kişi Çıracı Kadir olarak bilinen bir cura ustasıdır
Çıracı Kadir bir gün bahçesindeki erik ağacına çıkar erik toplamak için. Ancak bastığı erik dalı kırılır ve ağaçtan düşer. Tıpkı bizim Nuri Baş Üstad gibi ))))))))))))))
Öyle anlaşılıyor ki o gün hanımıyla münakaşa edip onu da küstürmüştür. O sebeple de ağaçtan düşmesini hanımının ahı olarak yorumlar ve alır eline curasını başlar söylemeye
Erik dalı gevrektir amanın eğmeye değmez
Elin kızı naziktir amanın değmeye değmez
Eller oynasın derler, derler kaymasın derler
Şu gelene kim derler, bahçenin gülü derler
Ne derlerse desinler o dilleri yesinler
Çıracı da Kadir’in önünde kız oynamış desinler.
Sonra bu türkü de Ankara pavyonlarına düştü ve az daha farklı bir düzenlemeyle karşımıza çıktı. Türküde artık Çıracı Kadir yoktu. Ömer Faruk Bostan adlı bir Ankara Türkücüsü düzenlemişti ve genelde türkü onun biliniyordu.
Ömer Faruk Bostan ise türküyü şöyle söylüyordu:
Erik dalı gevrektir
Amanın basmaya gelmez
Elin gızı naziktir
Amanın küsmeye gelmez
Eller oynasın eller
Diller gaymasın diller
Eller ne derse desinler
O dilleri yesinler
10-HEY ON BEŞLİ ON BEŞLİ
1915 Yılında ülkemizin her köşesinden olduğu gibi Tokat ilimizden de pek çok genç Çanakkale cephesine koşmuştur savaşmak için. Ancak savaş ilerledikçe cepheye koşanların yaşları iyice küçülmüş ve nihayet Hicri takvime göre 1315 Doğumlular yani Miladi takvime göre 1900 Yılında doğmuş olan on beş yaşındaki çocuklar da cepheye koşmuşlardır ki bunlara halk On Beşliler demiştir.
İşte bu on beşlilerden biri de Halil adında bir delikanlıdır ve Halil, Hediye adında bir kıza aşıktır.
Halil Çanakkale Cephesine gider. Orada savaşır.
Yaygın hikayeye göre Halil’in annesini ve Hediye’yi Rum çeteciler dağa kaldırır.Halil’in annesini öldürürler Hediye ise bir süre sonra köye döner.
Hediye köye döner ama Halil dönemez cepheden.
İşte hem bu iki aşığın hem de Çanakkale Savaşlarının hikayesini destanlaştırmak için bir türkü yakılır:
Hey on beşli on beşli
Tokat yolları taşlı
On beşliler gidiyor
Kızların gözü yaşlı
Aslan yârim kız senin adın Hediye
Fistan aldım endazesi on yediye
Ben dolandım sen de dolan gel beriye.
*****
Evet, hani geçen bölümde demiştim ya ‘’ Çok daha vahimleri var ‘’ diye.
Kendimi bildim bileli Çanakkale Cephesine gönderdiğimiz on beşlilerin arkasından yakılan bir ağıt olduğunu bildiğim ve inandığım bu türkünün bir ağıt değil, Çanakkale Savaşıyla asla alakası olmayan bir oturak alemi türküsü olduğu iddiaları var.
Bu türkünün olduğu iddia edilen 1927 Yılına ait ve Feryadi Hafız Hakkı Bey’in seslendirdiği kayıtta orijinal olduğu söylenen sözler şöyle:
Damdan attım kendimi
Bulamadım dengimi
Hovardalık pek kolay
Öğrenmeli fendini
Aslan güzelim kız senin ismin Hediye
Fındık fıstık aldım güzel ye diye
Manto aldım güzel sana giymeye
Hey on beşli on beşli
Bağdat yolları taşlı ( İstanbul- Bağdat Caddesi yolları )
On beşliler giderse
Kızların gözü yaşlı
Aslan güzelim kız senin ismin Hediye
Kal efendim saat geldi yediye
Fındık fıstık aldım gülüm yemeye
Dahası, bu türkünün Ermeni Tehciri sırasında küçük yaşta olan ve yolda başlarına bir şey gelmesin diye samimi olunan komşu Türk Ailelere emanet edilen ve de çoğunda olduğu gibi Allah'ın bir hediyesi kabul edilerek "Hediye" ismi verilen birçok Ermeni kızından bir tanesinin, Müslüman bir genç erkek ile yaşadığı bir gönül ilişkisini anlattığı iddiaları da vardır.
Öyle ya da böyle. Biz, bizim bildiğimiz haliyle bu türkünün Çanakkale Cephesine giden ve orada şehit olan on beşlilerin ardından yakılan bir ağıt olduğuna inanıyor muyuz? Evet. Bir ağıt olduğuna inandığımız halde duyunca kalkıp göbek atıyor muyuz? Evet. Gerisi pek de önemli değil.
Biz maalesef sadece kapı gıcırtısına değil, şehitlerimizin ardından yakılan ağıtlara bile göbek atan acayip bir milletiz vesselam.
****
10- HASBİNALLAH VE Nİ'MEL VEKİL
Şimdi ne yapalım?
Ben en iyisi sizleri sekiz sene görev yaptığım Afyon/ Sandıklı’nın en renkli siması, bir kez bağımsız Afyon Milletvekili, altı kez Sandıklı bağımsız belediye başkanı, on iki kez kendi köyü olan Kızılca Köyü Muhtar adayı olan ve hiçbir seçimi kazanamasa da( En fazla aldığı oyun senesini hatırlamasam da 85 olduğunu hatırlıyorum. ) 17 Eylül 2026’da ölünceye kadar davasından asla vazgeçmeyen( 1994-2024---Yani 30 senede on dokuz seçim.. ) Menderes Koçak’ın 2001 yılı Eurovision Şarkı Yarışması için bestelediği ‘’Hasbinallah ve ni’mel vekil ‘’ adlı şarkı ile başbaşa bırakıyorum. Bence bu da hüznün bir başka çeşidi işte.
Bu arada şahsen tanıdığım Menderes Kocak’a Allah’tan rahmet diliyorum.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 13
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu