Hiç Konuşmayacak Mısınız?
”Büyük yazarlar, ülkelerinde ikinci hükümet gibidirler. Bu nedenle,
hangi rejim olursa olsun önemsiz yazarları sever, asla büyük yazarları
değil” demiş Aleksandr PUŞKİN yayınlanan bir röportajında.
Yazar
muhaliftir. Yazar aykırıdır, yazıları kadar yazgıları da aykırı
olmalıdır. Yıkık kentler gibi ne tarafından baksanız hayatın izlerini
taşır.
“Muhalefet” işte bu yüzden gerekli. Muhalefet, ‘yapısal
bütünlüğü’ kırar, toplumdaki ‘değişmezliği’ sarsar. Muhalefet sayesinde,
yapısal bütünlükte açılan çatlaklarla toplumlar değişir.
Kentler
ne kadar aykırı fikri barındırır bir arada, anılarımızın izini süpüren,
yeryüzüne kazınmış insan tırnaklarını yok eden soyut, modern kentlerin
yazgısıdır. İnsanolunun da yazgısı…
Yeryüzünün ve kentlerin
anılara ihtiyacı vardır. Bir arada yaşamanın, birbirine tutunmanın yolu
geçmişini gören, bilen gözlerden geçer. Kolektif geçmişin izlerini
koklayarak, kokusunu duyarak birikir yeni görüntüler… Ebedi kozmosta var
etmeyi, anılarla düş kurmayı, belleğin bilgisiyle yeryüzünü
şekillendirmeyi beceren insanlar, kentler verir dünyaya rengini,
renklerin en ahenklisini. Oysa görülmeyen bütün düşler, unutulan tüm
görüntüler karanlığın ta kendisi değil midir?
Şimdi ne
yazılabilir bütün bu olan bitenlerle ilgili. Söze nereden başlanır?
Sözün kıymeti harbiyesi hala var mı? Seni kim takar, sen kimsin? Sesini
nereye ulaştırabilirsin? Ulaştırsan bile kim dinler seni? Sonra sen
kimsin?
En iyisi hiç düşünmemek. Varsın bir tek konuda bile olsa
senin fikrin olmasın. Zaten düünmek dediğimiz eylem çok yorucu bir
eylemdir. Baş ağrıtır, uykusuz bıraktırır, aç bırakır, hapis yatırır,
yalnızlaştırır. Durup dururken düşünmenin anlamı var mı Allah aşkına?
Düşünüp de ne yapacaksın?
Küresel dünya, savaş ekonomisi,
serbest pazar ekonomisi, işsizlik, eğitim sağlık, modern kentler, sosyal
yaşam alanları, ülkenin geleceği iç ve dış politikalar bir su gibi akıp
geçerken müdahale edemediğimiz yaşam alanları…
11 Eylül
saldırısı bir psikoza dönüştü ve birilerinin acı ve gözyaşı üzerinden
politikalar üretmesine neden oldu. Böyle olunca da herkesin üzerinde
ehemmiyetle düşünmesi gereken bir konu oldu.
Bir yerde bombalar
atılıyor. İnsanlar yoktan sebeplerle ölüyor ve biz buna dur diyemiyoruz.
Yüzyılın savunulan değeri, yönetim şekli demokrasi bu günlerde güçlünün
kapitalin yanında yer alıyor Bunun yanı sıra dış işleri bakanımız bütün
bu kargaşaya, ölüme neden olan “Büyük Ortadoğu Projesi’nin” sıkı
destekçisiyiz demekten çekinmiyor bile. Muhafazakar, demokrat, İslamcı,
gelenekçi bir partinin yöneticisi olduğunu hiçe sayarak ve hem de
vicdanının sesini yok sayarak bu projeye destek verdiğini söylüyor.
Bütün
bu curcuna içinde gözümüzün önünde canlanan net bir görüntü var. Bütün
bu coğrafya birilerinin oyun alanı olmuş ve biz buna seyirci kalıyoruz.
Bütün bu hengame sırada hangi ülke, hangi şehir var oyununa dönüştü.
“Ateş düştüğü yeri yakar” diye bir söz var. Umarım bu ateş bir gün bizi
de yakmaz.
Bir fikrin kumandasında düşen bombalar Irak’ın bütün
siluetini değiştirdi. “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak derken.” Artık
kent bundan sonra, düşen bu bombaların eseri olarak yıllarca ölen
çocukların, gözyaşı döken anaları çığlıklarını taşıyacak sokaklarında.
Kaç
aşığa, kaç medeniyete beşiklik eden bu topraklar, belki de tarihinde
hiç bu kadar mesnetsiz, uydurma bir sebeple, alçakça bir işgale
uğramamıştı. Hem de halkın kendini yönetim biçimi olarak adlandırılan bu
adaletsiz demokrasi nedeniyle…
Ne Mars’ın kılıcı, ne Cengiz
Han’ın topuzu, ne Fatih’in güllesi ne de tabancalar. Artık yüzyılın en
acımasız silahı “Demokrasi” hem de kimi ne zaman, nasıl vuracağı belli
değil.
Ya geride kalanlar? Kurbanların havada asılı kalan aşk
sözcüklerinin telafisi imkansız acısı, bu acıyı kim öder? Hiroşima gibi,
tıpkı Bağdat gibi, tıpkı Kosova’da ya da Bosna’da ve Türkiye’de yaşanan
gibi bir acı… Ama bu acı yalnızca “uygar” dünyanın ruhunu ürpertti,
şimdi gazap zamanı. Yoksul arbarlar, uygar dünyanın hediyesi yeni
bombalar geliyor başımıza…
Dünyayı acılar gezegenine çeviren
devletler! Savaş çığlıkları atanlar, bundan nemalar umanlar. Bu
topraklarda her türlü insanlık dışı eylemler içinde olanlar, beri
tarafta insan hakları raporu yayınlayarak dünyaya insanlık dersi
vermektedirler. Ebu gureyb’te yaşananlar, Guantalamo üssünde
yaşananlar... Demokrasi uygulayıcılarının Irak’a ne kadar demokrasi
getireceğini gösterir niteliktedir. Güç istencinin abartılı körlüğünü de
gördük, ruhsal körlüğün kendi gerçeğinden başka gerçek tanımayanların
zavallılığını da...
Nereden bakılırsa bu savaş bir kepazeliktir.
Bugünkü
Batılı politikacılarla, yarattıkları politikalar ne Batı’daki hümanizm
birikimini, ne uygarlığı temsil ediyor. Parayı-spekülasyon aracı olarak
ve onun kornma aracı savaş sanayini ve bizzat savaşı temsil ediyorlar.
Albright’a
sormuşlardı: “Yarım milyon ıraklı çocuk öldü, bu savaşa değer miydi?”
Kadının cevabı şu olmuştu: “Zor bir seçim bu, ama evet, zahmete
değerdi.” Burada insani değerler ve uygarlık aramayınız.
Felaket
seyircisinin bir gün gelip felaket mağduru olmasının dramını da gördük.
Kimi insanların sıcak yuvalarında, sofralarına zengin mönüler düşerken
ve büyük bir keyifle yudumlarken içkilerini, Irak’taki kardeşlerimiz
günlerini sofralarına bir bomba düşme ihtimaliyle geçiriyorlar.
Sevdiklerimizle her an vedalaşmaya hazır olmalı… Sonsuz bir gece
başlayabilir her an bize…
Birikmiş öfkenin, bastırılmış kinin,
aşağılanmış gururun silahları, teknik değil, yalnızca insandır, adanmış
insan. Bedeniyle ve zihnyle tekniği kıran, o tekniği de silaha
dönüştürendir insan. Savaşma emri veren, Silahı tutan, tetiği çeken ve
namlunun çevrildiği hedefte yer alan da insandır. Hepsinin ortak
noktasında insan var, ama dünyaya, insana ve insanlığa bakışı farklı.
21. yy. insanın yüceliş yılı olacak mı?
Her
şeyi naylondandırılmış meğer bu uygarlığın, insan insan kaldıkça
korkulacak yanı yokmuş. Biliyoruz ve beliyoruz. Amerikan uygarlığı
savaşla, kanla gösteri yapacaklar, güç gösterisinin histeriye dönüşmüş
biçimlerini medyalarıyla gözümüze batıra batıra sahneye koyacaklar.
Para
baronları, Amerikan yaşam biçimini dünyanın tek yaşam biçimi yapmaya
çalışarak, öteki dünya efendilerine satacaklar. Peki bu düzen böyle
sürdükçe terör duracak mı? Gururu incinmiş, yıkılan dünyalar bunca kayıp
susacak mı? Terör, devam edecektir, Şiddet,şiddete ebelik edecektir,
her katil, öbür katilin sebebi.
Terör denen şey içerisinde
yaşadığımız çarpık dengelerin bir yan ürünü ve zamanla kendi kendini
yiyip bitirecek bir olgu. Asıl savaş şimdi başlıyor ve bu savaş kıtalar
arasında değil kafalar, gönüller arasında gerçekleşecek.
“Eden
bulur” diyor, yeryüzünde protestoya çıkan milyonlarca ses… Ve bu sesi
vicdan söyletiyor onlara. Bizim hükümetimizde bulamadığımız bu vicdani
ses.
İmparatorlukların sembolleri gibi duran bunca yapılar
yıkıldılar, yeniden yapıldılar ve yeniden yıkıldılar. Kentler yaşayan
insanların ve geçmişin izlerini taşır.
Peki böyle bir ortamda bizler, yani Türkiye’nin insanları için gelecek ne olabilir?
Türkiye’nin
derdi şu: Kolektif aklı, kendi aklını dışlayıp, “ecnebi akıllara” biat
etmek. Birde bunca derdin arasında ABD ile bir türlü anlayamadığımız
müttefik olmanın faturasının ağırlığı. Ve buna destek olan egemen
medyaya karşı geliştiremediğimiz yurttaş gazeteciliği.
Türkiye’nin,
uluslar arası ilişkilerini, bölgesel dengelerini yeniden gözden
geçirmesine yol açacak. Bu sürece göre stratejisini önceden belirlemesi
gereken Türkiye’nin ulusal bir politika geliştirdiği kuşkulu.
Para,
güç ve iktidar, dünyayı nasıl ki bir ilişki biçimiyle kendine bağımlı
kılıyorsa, buna isyan edenlerin de paranın, gücün, iktidarın karşısına
dikebileceği farklı bir ilişkiler toplamı olmak zorunda.
Öldürmeyen
yara güçlendirir. Ve bizde bu toplumun bir ferdi olarak bu yaraladan
çok var… Yeter ki yaranıza bakmaktan utanmayın, bırakın kanasınlar...
Eğer, hiçbir şey gelmiyorsa elinizden, bari vicdanınızın sesini dinlemeyi unutmayın...
Doğan ORMANKIRAN
(
Hiç Konuşmayacak Mısınız? başlıklı yazı
ScarletFALCON tarafından
4.01.2011 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.