Kayıp Yazar Devam/3
Ergenekonun Osmaniye ayağında yapılan operasyon malum medya tarafından öyle bir anlatılmıştı ki,duyan hükümeti yıkmak için iki baldırı çıplak siyasetçi ve iki öğretmenin baş sorumlu olduğunu sanırdı.Gözetim altındaki sanıklar aynı araca bindirilmişti,ilk kez birbirini görüyordu arabanın içindeki kişiler.Hiçbir tanışıklığı yoktu Lutfi ve Celal hocanın bu siyasetçi ergenekoncularla.Orda tanışıyorlardı gidişatın karanlık yüzünden korkan sanıklar.
Araç boyalı camla dış dünyadan soyutlanmış,her türlü saldırıya karşı muhafazalı çelik kaplamalarla zırhlanmış hapishane arcıydı,henüz sanık iken sanki bu iklimi yaşatmak istercesine başlarına iki mehmetçik verilerek tıkış tıkış doldurulmuştu.Pencereleri küçücüktü,dışarısını görmek mümkün değilse de görüyormuş gibi yaptı lutfi elleri ve ayakları prangalı oturduğu yerde.
gÜLÜMSÜYORDU DİĞERLERİNİN SOMURTTUĞU VE NE OLACAĞIZ KAYGILARIYLA HÜZÜNLENDİĞİ İLK ANDAN İTİBAREN.
Bir hikaye okumuştu yakın zamanda.Aklına o gelmişti.Hikayede geçen olay hayli düşündürücü ve ders vericiydi.Aynı odada kalan iki hastanın dramı ve hayata bakışı vardı.Yatalak olan hastaya hergün durumu biraz daha iyi olan hasta.Pencereden bakıp çevredeki güzellikleri anlatırmış.Günlerce ağaçları ,kuşları,kelebekleri anlatmış durmuş.Yatalak olan hasta hergeçen gün iyileşirken içinde bir kıskançlık oluşmuş.Onun yerinde olmak için.Bir gün anlatımı yapan hasta fenalaşır da ona yardımcı olmaz kıskanan diğeri.Adam ölür.Ondan boşalan yere geçer bizim kıskanç hasta.Pencereye bakar ki...Kapalıdır ve tahtalarla çivilidir ,hiçbir şey görünmüyordur.
Meğer ölen hasta hayattan küsmüş bu yatalak hastanın yaşama sevinci kazanması için sadece hissettiği güzellikleri anlatırmış....``
Polyanacılık oynarmış kısaca,nerden aklına geldiyse Lutfinin ...belki de pencerenin küçüklüğü ve boyalı olması çağrıştırdı bu hikayeyi de anlatmaya başladı içerdeki kişilere gittikleri yolun güzelliklerini.``Şu an nerdeyiz biliyor musunuz,Kadirli Kozan yolundayız ve Işıklı köyünün içinden geçiyoruz,sağımız ,solumuz portakal bahçesi....Bakın bakın işte bir Arap bülbülü,aha,yanıbaşında da eşi,yanıbaşında alamençik ,çok sever hayvan pisliğini eşelemeyi...Eyvah bir çocuk saklanarak yaklaşıyor vurmasa bari,uç be kuş çabuk ol oynaşmanın zamanı değil uç ,uççç artık, n`olursun uç...O anda bir pat sesi duyuldu arabanın içinden...Eyvah vurdu yaramaz kuşcağızı...derken araç önce sağa savruldu ,sonra sola...şimdi taklalar atarak kuru derenin içine savrulmuştu.
Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyordu Lutfi de gözlerini açtığında etrafı karanlıktı ve hiçbir hareket yoktu.Doğrulmaya çalıştı ters dönmüş aracın içinde ,mümkün değildi.Çok sevdiği öğretmeni ve dostu Celal`in cansız bedeni hapsetmişti adeta...çıkamıyordu.Birkaç hamle yaptı olmuyordu.Çaresizce birinin ,birilerinin gelmesini beklemek geçti de içinden son anda filimlerde seyrettiği sahneler canlandı gözünde.Arabanın alev alması,cayır cayır yanması...Birden canlanan sahneyle ürktü,bu ürküntü ona güç vermişti sanki.Son bir gayretle sıkıştığı yerden kurtuldu da aracın açılan arka kapısından çıkmak da hayli zordu.Tekmeledi ,iteledi zor da olsa çıkabileceği kadar bir boşluk oluşturabildi.
Dışardaydı artık ve o anlattığı hayali görüntülerin gerçekten ortasındaydı şimdi.Biliyordu ki kaza yaptıkları yer Işıklı köyünün dışındaki Deli çay denilen bir kurumuş dereydi, sağı solu portakal bahçeleriyle çevriliydi.Sanki merhaba demek istercesine az önce anlattığı Arap bülbülü karşısındaki limon ağacının dalında eşiyle şakıyordu.Alamençikler yerde gezeliyor,Midillikler toplu şarkılar söylüyordu...Hiçbirşey olmamış gibi...
Aracın etrafında dolandı önce birileri var mı,kurtulmuş mu diye.Aracı süren askerin burnundan kan gelmiş kafası camdan dışarı sarkmış,yanındaki askerin silahı iki metre geriye düşmüş ama kendisi yok,dikkatlice baktığında aracın ilk savrulduğu yerde hareketsiz yatıyor.Bu bir fırsat diye düşündü önce...Kaçmak için.Kaçmalı mıydı ,bütün belgelerde ismi geçiyordu,kaçarak kurtulabilir miydi.Dahası kaçarak bir de bu kazanın sorumluluğu kendisine yüklenmez miydi.O kısa anda bunları düşünürken,köylülerin haberi olmuştu kazadan da ürkek olsalarda birer ikişer kaza mahalline gelmişlerdi.Lutfiyi ayakta görünce koştular yanına,nice sonra akıllarına araçtaki insanlara yardım etmek geldi.Aracın içinde sıkışmış,ölmüş herkesi dışarı çıkarıp yanyana yatırdılar.Lutfi ilerde cansız yatan askeri de getirmelerini istedi,köylülerden.
Köylülerden biri tanımıştı lutfi`yi...
-Sen,sen Zekiye halamın oğlu değil misin.Ne arıyorsun burda.
-Evet dedi Lutfi .Utanmıştı ,akrabadan birinin kendisini tanımasına ve bu durumda görünmesi nedeniyle.
-Uzun hikaye dayımoğlu,uzun hikaye...Jandarmaya haber verdiniz mi.
-Evet ,muhtar gitti haber vermeye,birazdan gelirler.
-Sigaran var mı,dedi Lutfi.Belki de can sıkıntısını ,yaşadıklarını bir sigarayla unutmak istercesine.Dayısının oğlu sigarasını da yakıp vermişti.Köylüler işini bitirip etrafında toplanırken uzaktan bir mavi araç yaklaşıyordu son sürat...
(
Kayıp Yazar Devam/3 başlıklı yazı
Lütuf VELİ tarafından
4.07.2011 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.