Toprakta duman tütüyor, dert tütüyor.
Alnımın siperi gül dalına uzanan eller,
Kaderimi tutuyor, ecelimi tutuyor.
Gökyüzünde hicran yumağı hayaller,
Toprakta duman tütüyor, dert tütüyor.

Kenan kuyularına düşmeseydim,
Ellerini tutardım... Ah ellerini!
Yıkıp içimde karanlık bir çağın heykellerini,
Yüzümü aydınlığa tutardım.
Kavmim böyle taşlamasaydı beni:
Seni söyleyecektim.
Bir şarkı gibi, bir türkü gibi,
Her yılbaşı sözlerinde ihtiyarladığım,
Bir ilahi gibi:
Seni söyleyecektim,
Kenan kuyularına düşmeseydim.

Bir yüzü ölümdür ayrılığın,
Unutmakla hatırlamak arasında.

Benim sevdam sanki deniz yansımasıdır.
Saçların uzar gider senin, ölüme kadar...
Ben ölümlere sevdalı bir ırmağımdır,
Sen ölesiye sevdalansan ne çıkar.
(Saçların ölümle sevdayı birbirine bağlar,
Söyleme kimseye, bu bizim sırrımızdır.)
Benim sevdam zaten deniz yansımasıdır.

Daha en acı sözlerimi görmedin sen,
En acı sözümü söylemedim daha.
Bileklerini bir kurdeleyle bağlayan annenden,
İsyan sesleri duyuluyor Allaha.
Daha en acı sözlerimi işitmedin sen.

Buruk bir tadı vardır karanlığın,
Bunu sessizce aşk deyince anlarsın.

Kitaplarda geçerdi Kızıldeniz’in öfkesi,
Bir asanın ruhunu okurdu asırlar.
Ayaklarıma dolanır inkârların gölgesi:
Beni çağırıyor, hep beni... Yüreği boş mezarlar!
Mezarlar ki apansız bir ölümün habercisi,
Ah... Benim boyum kadar günahım var!
Kitaplardan okuduğum Kızıldeniz’in öfkesi...

Hiç terimin şehrinde rengi yalnızlığın,
Ufkum boyanıyor dört duvar arasında.

Sinemde sabır kaldırmayan bir bıçak yarası,
Eyüp’ten mirastır tahammülüm benim.
Ve Babilin hükmü, yangın macerası.
İçimde heykeller yükseliyor ey İbrahim,
Sinemde sabır kaldırmayan bir bıçak yarası.

Dertlerimin yazgısı, ızdırab duvarı...
Yıldızlardan ateş çalıyor günahkârlar.
Annemin sırtında bir ocak külleniyor,
Bu yüzden uzaklara savurur beni rüzgârlar.
Kollarımda her gece bir ölü dinleniyor.
Azabı ateşten büyük acımsı dudaklarımın,
Dertlerimin yazgısı, ızdırap duvarı...

Yüzümü aynalarda parçalayabilseydim,
Kalabalıklar hasretle yüzüme bakardı.
Şehir şehir kaçırırdım seni herkesten.
Benim bir yüzüğüm vardı, benim bir duam vardı,
Sularda kaybeder, sularda bulurdum yeniden...
Benim bir duam vardı, benim...
Yağmur getirirdi, kader getirirdi göklerden,
Yüzümü aynalarda parçalayabilseydim.

Sorma ne bekliyorum böyle göklerden!
Ben samanyolunda kendini arayan bir çocuğum.
Utanırım ölülere sırdaş böceklerden,
Bu yüzden anlaşılmıyor varlığım ve yokluğum..
Sorma ne bekliyorum böyle göklerden.

Geceler bana Kerbela´yı andırır.
Parçalanmış bir gemiyim çölün ortasında...
Vurgunum damla damla maziyi canlandırır,
Ağıtlar yükselir bir Bağdatlının duasında:
Geceler bana Kerbela´yı andırır.

Şimdi ben çekip gitsem ansızın,
Çıktığım Kerbela kalır aklında.

( Ağıt Gecesi başlıklı yazı Mümin Munis tarafından 15.07.2009 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu