Tema
Üye Ol Giriş Yap
Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Sesli Şiirler Yazarlar Forum Sohbet 2 Online Üyeler
(0 oy)

Akretpler Ve Yılanlar

Akrepler ve yılanlar.

 

Küçükken ben ya çok korkusuzdum, ya da ben korkunun ne olduğunu tam olarak bilmiyordum.

Bağlarımız bahçelerimiz vardı, yaz aylarında bu yerlere göç eder, bahçelerde ekip diktiğimiz sebzelere bakar yetiştirir hem de, ağaçların serin gölgelerinde çağlayan suların içinde sonbaharı getirirdik.

Bizim bahçelerde ağaç çok olurdu. Özellikle ceviz ağaçları oldukça çok olurdu.

Bir de bahçelerin kenarlarında su arıklarının geçtiği yerlerde bol miktarda sıra, sıra Selvi kavaklarımız olurdu.

Bahçelerimiz arazinin engebeli olması yüzünden, mandal, mandaldı ve bu mandalların toprakları da, çok taşlı olduğundan yaz aylarında hangi taşı kaldırsan altından pabuç gibi sapsarı akrepler çıkardı. Özellikle de ören yerlerindeki yıkıntı taşların altında her yerden çok daha fazla olurdu.

Ben bu herkesin yakınına yaklaşmaktan bile çok korktuğu zehirli hayvanları kızdırmayı çok severdim.

Onu bulduğum zaman kavak ağacının kabuğunu soyar elimde bir maşa ya da maşaya benzer bir şeyle bu hayvanı tutar kavak kabuğunun üstüne koyar sonra da hayvana üstünden bastırarak eziyet etmeye başlardım.

Canı yanan bu hayvan bana bir şey yapamayınca hıncını üstüne bastırdığım maşaya ya da ona benzer şeye doğru kuyruğunu kıvırır onun üzerine sap sarı zehrini boşaltmaya başlardı.

Zehirler, ağaç kabuğunun üzerinde toplanırdı.

Şimdi bunları hatırlıyorum da, ben nasıl korkmuyordum anlayamıyorum. Oysa o zehrin tek bir damlası bile bir insanı birkaç saniye içinde öldürmeye yeter de artardı bile.

Bu ürkütücü korkunç miktarda zehre sahip hayvanı, daha sonra bıraktığımda o kadar hızlı kaçardı ki, kaşla göz arasında en yakın taş duvarların içinde kaybolur giderdi.

Ya da hiç eziyet etmediğimde, ona dokunmadığımda kimseye zararı olmayan taşların altında duvarların içinde kendi kendine yaşayan bir hayvan olurdu.

Bir de yılanlar vardı, onlar da çoktu bizim oralarda.

Onlar da bizim oralarda kendi alemlerinde yaşadıkları doğal ortamlarında gezer yaşar dururlardı. Onların sıcak yaz günlerinde oynayışlarını ve sonra birbirlerine sarılarak kimseden korkmadan kaçmadan ayakta sevişmelerini az seyretmedim.

Ama onlara hiç dokunmaz ve öldürmeye kalkmazdım.Çünkü babam derdi ki “Oğlum yılana dokunmayan bin yaşasın” diye bir söz var.Sen ona dokunma ki sen de yaşayasın derdi.

Çünkü bana anlattıklarına göre bir yılanı çiftleşme zamanında öldürürsen mutlaka yılanın eşi bir gün gelir seni sokarmış derlerdi.

Sanırım bu sözün bende etkisi oluyordu ki, yılanlarla pek fazla uğraşmazdım. Onları bir yerlerde gördüğümde, onları sadece uzaktan izlerdim. Zaten yılanlar da kendisi için tehlikeyi sezdiğinde, ya da yakınında bir canlının olduğunu fark ettiğinde süzülerek kaybolur giderlerdi. Hiç kimseye zararları da olmazdı kimseye de zarar vermezlerdi.

Ama sanırım ben ona da akrebe yaptığım eziyeti yapsam, yani yuvasına çomak soksaydım mutlaka ve mutlaka o da sensin falan demez en yakınında kim varsa ona zarar verirdir.

Bilmem ben bunları neden yazıyorum ama, içimden geldi  ve bir şeylerden aklıma geldi ve ben kaleme alıverdim.

Biliyorum siz okuyucular diyeceksiniz ki şimdi, yahu sen yazacak bir şey bulamadın da çocukluk günlerinde yaşadığın o pis korkunç akrep ile Yılan hikayesini mi yazdın.

Evet yazdım;

Bana göre konunun iyisini de kötüsünü de yazmak ve yazılan bazı konulardan ders çıkarmak da lazım insanoğluna.    

 

19.Kasım 2012

A.Yüksel Şanlı er

 

 

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)
  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Akretpler Ve Yılanlar

Ahmet Yüksel Ahmet Yüksel