HECE YOLCULUĞU
Çıktım hecenin yoluna yazdım aklım
erdiğince,
Kuralları ezberledim kıt aklıma
girdiğince.
En başından biliyordum emek gerek
hece için,
Kolayına kaçanlara içerledim için
için.
Heveslendim şairliğe bilmiyorken bu
âlemi,
Çok sevdi ki, yorulmadı, durdurmak
zordu kalemi.
Mürekkebi yüreğimden doluyordu
tükendikçe,
Gaza gelip yazıyordum ‘’muhteşem şiir’’
dendikçe.
Yaz dörtlüğü demlemeden paylaş hemen paşa paşa,
Yorumların sıralansın ‘varol üstat,
sen çok yaşa.’
Konusunu aşka bağla, sitemle vur
açık açık,
Taşlamalar hazır dursun, ok dizilsin
küçük küçük.
Kafiyenin örgüsünü, çeşidini anladım
da,
Güçlüsünü zayıfını(!) çözemedim ilk
adımda.
Türkçe yazmak marifetti anlaşılır
olmalıydık,
Sözlere sanat giydirip hazineyi
bulmalıydık.
Alfabenin tüm harfleri görmedi böyle eziyet,
Doksan dokuz şekle girdi kafiye
bulmaktı niyet.
Kafiyesi redifiyle konu güzel
olmalıydı,
Zemzem gibi aka aka gönüllere
dolmalıydı.
Güzel ayak bulduğunda başkasına
kaptırmadan,
Satırları bağlanmalı konusundan
saptırmadan.
Bunlarla da iş bitmiyor bir de güzel
final gerek,
Mest etmeli okuyanı keşke bitmese
diyerek.
Böyle çıktım yolculuğa koş dediler
emekledim,
Zaten tonla işim vardı üstüne hece
ekledim.
Yürümeyi öğrenmeden mümkün müdür
hızla koşmak?
En güzeli yavaş yavaş ilerleyip yolu
aşmak.
Saçlarını bu yollarda beyazlatan
ustalara,
Saygısızca davranmaktan kıvanç duyan
hastalara,
Denk geldikçe sinirlendim cehaletten
doğan güce,
Çalışmayı sevmeyene çözülmez
bilmece hece.
Yıldız Toksöz