Alma Mazlumun Ahınıçıkar Aheste Aheste
…Akşamüzeriydi, güneşli bir günün sonunda güneş batmak
üzereyken birkaç arkadaş bir yerde oturduk beraberce çay kahve içiyor ve bir
taraftan’ da aramızda sohbet ediyorduk. Biz orada oturmuş sohbet ederken Mustafa
isminde tanıdık bir dost geldi o da katıldı, aramızdaki sohbete.
…..Mustafa dayı
bizce yaşlı biriydi. Gerçi bizler’ de yaşlıydık ama o bizden daha yaşlıydı. Saygıyla
kalktık kendisine yer verdik. Bu da dâhil, orada hastalıklardan yaşadığımız
hayattan ve yaşlılığımızdan falan bahsederken yanımıza bize yüzü pek tanıdık
olmayan bir yaklaştı.
…..Orada bulunan
bizlere ve Mustafa dayı’ ya selam verdikten sonra, Mustafa dayıya dönerek, sen buralarda
durma git evine hazırlan, üç ayımız kaldı gitmemize, yanımda benimle beraber sen
de geleceksin dedi. Ben ne demek istediğini anlamamıştım. Çünkü bu gelen adamı
tanımıyordum. Laflarına da, karışmadım.
….Mustafa dayı ise
bu tanımadığımız yüzü yabancı adamla, alay edercesine konuşarak, benim senin
gideceğin yerde işim yok, sen hele önceden bir git bana’ da gittiğin yerde
kalacak bir yerler ayarla ben de daha sonra senin arkandan gelirim dedi.
….Ben onların bu
konuşmalarından yine bir şey anlamamıştım. Onların kendi aralarında daha
önceden konuşup kararlaştıkları ve beraberce gidecekleri bir yerler olduğunu
düşündüğümden üzerinde fazla durmadım. Oysa durum hiç de öyle değilmiş. Bunları
söyleyen bu şahıs yanımızdan ayrılınca, başladı Mustafa dayı bu adamın arkasından
konuşmaya atıp tutmaya.
….İlk sözü “Alma
mazlumun ahını, çıkar aheste, aheste dedi .” Yanımızdan ayrılan giden bu adamın
arkasından. Neden böyle söylediğine biz bir anlam veremeyip nedenini ona sorunca
başladı bunun geçmişinden bizlere bir öykü anlatmaya.
….Önce buradan şunu
söyleyeyim, “Alma mazlumun ahını, çıkar aheste, aheste.” dediği bu kişi ölümüne
çok az kalmış yaklaşmış biri bir kanser hastası olduğunu söyledi ve neden
ölmeye yakın olan buna öyle dediğini onun arkasından anlatmaya başladı.
…..Yıllar önce bulundukları
çevrede ayyaş, şarapçı, barbutçu olarak bilinen birinin, deniz kıyısındaki
Falezlerin birinin içindeki mağaralarda ölüsü bulunmuştu. Bu kişiyi çevrede
herkes alkolik şarapçı biri olan falezlerde yatıp kalkan bir gariban olarak
biliyordu.
…..Bu gariban bildiğimiz
ölen kişinin hayatını anlatmakla başladı sözlerine. Meğer bu falezlerde yatıp
kalkan sonra da bir gün falezlerin içinde, cansız ölü bedeni bulunan saçı
sakalı birbirine karışmış bu alkolik kişi, yine bu adam yüzünden o hale gelmiş
zamanında.
…..Bu ölen kişi
bulunduğu şehirde, Elektrik malzemeleri ve tesisatı üzerinde iyi bir esnaf
olarak çalışırken ve düzenli bir işi varken bir gün bunun eşini bu adam
kandırarak kendisi başka bir kadınla evli olduğu halde, kendi eşinin üzerine
kuma olarak kaçırmış meğer.
….Sebep olarak da, kuma
olarak kaçırdığı bu ölen adamın eşi, söylendiğine göre güya gençliğinde bu adamı
tanıyor ve seviyormuş. Fakat onu kendisine vermemişler ailesinin isteği üzerine
sevmediği bu ölen elektrikçi ile evlendirmişler. Fakat bu kadın ailelerin
isteği üzerine bu ölen şarapçı elektrikçiyle evlenince, mutlu olamamış, evli
olduğu zamanlarda elektrikçi olan eşinden, gizli, gizli bu adamla orada burada buluşup
bununla aşk hayatı yaşamaya başlamışlar.
….Evliyken eşinin
başkasına kaçtığına üzülen diğer kişi ise, hayata küsmüş kahretmiş ve o günden
sonra kendini içkiye kumara verince bir gün alkolik olmuş çıkmış. Elinde
avcunda neyi varsa kumara içkiye yatırmış yok olmuş. Sonunda evsiz barksız bir
kişi olarak orada burada gezen kâğıt toplayarak kendi geçimini sağlayan
falezlerde yatıp kalkan ayyaş içkici şarapçı biri olmuş çıkmış.
…..Sonunda yaşadığı
olaylara kahreden bu kişi bir kış günü ayazda kaldığı gecelediği bu falezlerde
yatarken ölmüş ve ölüsü bulunmuş.
….Şimdi bu adamı
orada yanımızda bulunan Mustafa dayı onun kanser hastalığından az bir ömrü
kalmış olduğunu öleceğini bildiği halde, ve onun orada konuşurken haline
üzüleceğine onun arkasından konuşarak neden orada “Alma mazlumun ahını, çıkar
aheste, aheste” dediğini bizlere anlattığı bu öyküden öğrenmiştim.
Garibin adına
şarapçı derler.Gelen vurur giden
vurur tekmeyi.Bu neden içerdir hiç
demezler,Ve bilirler tekme
tokat dövmeyi. Otur da bir dinle, nedir öyküsü.Bir hanımı vardır,
ömrün törpüsü,Oysa şu kendisi,
dünya dürüstü,Elleri uysaldır
bilmez dövmeyi. İhaneti görmüş sevgi yolunda,Yılan bulmuş gibi olmuş koynunda.Şeytana uymadan kovmuş sonunda,İçkiyle kumara, verir
kendini. Falezler sokaklar,
olmuş hep evi,Yine de üzmezmiş , bu hiç kimseyi,Şaraptan kumardan,
bulur çareyi,Zamanla unutur, aşkı sevgiyi Akşam olur gitse girse inine,Ekmek soğan yermiş yemek yerine,Şükreder dururmuş,
doyduğu güne,Yanında yatarmış kedi köpeği. Ölüm bu yakalar
garibi kışın,Derler bu ayyaştır, götürün atın,Kılınmaz namazı,
garip yatanın,Öldüğü yer olmuş garibin yeri.
Ahmet Yüksel Şanlı er26 Şubat 2013
Alma Mazlumun Ahınıçıkar Aheste Aheste başlıklı yazı Ahmet Yüksel tarafından
26.02.2013 tarihinde sitemize eklenmiştir.
Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu, kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.
İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yükleniyor...
Yorum yazmak için giriş yapın.