Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler

Etkili Yorumlar

Bir gün Atatürk ve yakın arkadaşı -yaveri Nuri Conker Ankara'da birlikte ama sadece ikisi dolaşmaya başlamışlar. Derken yaşlı bir adam görmüşler ve onunla az muhabbet etmişler. Bu muhabbet esnasında yaşlı adam devamlı Atatürk'ün kahramanlıklarından bahsedince Atatürk sormuş. ''Sen Atatürk'ü tanıyor musun'' Yaşlı adam cevap vermiş. '' Nasıl tanımam ki. Bembeyaz sakalları göbeğinde olan nur yüzlü bir yaşlıdır o. Her hafta Hacıbayram Camiine gelir Cuma namazına.'' Nuri Conker tam '' Karşındaki adam Atatürk'tür. Ne sakalı ne yaşlılığı '' Diyecekken Atatürk işaret eder ''Sus'' diye. Adamın yanından ayrılırlar; Nuri Conker sorar: '' Paşam niye ona gerçeği söylememe izin vermediniz?'' Atatürk cevap verir '' onun hayallerindeki Atatürk'ü yıkmanın anlamı var mı? Evet, ben de senin hayallerindeki Sami Hoca'yı yıkmamak adına bu yazı ile ilgili yoru...
Nazlı bir tayın ayaklarına pek güvenmem zira Ziya Paşa'nın da dediği gibi '' Allah'a sığın hal-i selimin gazabından zira / Yumuşak huylu atın çiftesi pektir.'' Ama sizin şiirlerinizdeki zarafeti, inceliği, nezaketi her zaman beğenmişimdir. Selam ve saygılar.
Baba özlemini dile getiren oldukça acıklı ve duygusal bir şiir okudum.Hiç bir şey Anne ve babanın yerini tutamaz,Annesız babasız çocuklar daima boynu bükük kalır Sanırım yokluğunda hırçınlaşıyorum, Dağılıyorum, .Baba evin direğidir. Baba olmadımı çocuklar daima sorunlu yetişiyor. Selam ve saygılarımla....
Mizah derken işte tam da benim belirttiğim bu mizahtı bir şiirimde şaire kardeşim.Fakat rağbet görmedi.Yorum yazmaya bile layık olmadı. Edebiyatımızda mizah türü vardır. O tarzda nice eserler verilmiştir. Ama dini, milli değerlerimizi, ahlak ve edebimizi yıkan sözüm ona mizah kılıfına uydurulan şeyleri asla tasvip etmeyiz. Maalesef sosyal medya altında her şeyimizi yıktılar. Ne kadar güzel tarif etmişsiniz günümüzdeki her ahlaki değerden soyutlanan yaşam tarzını. Kaleminiz daim olsun. Selamlarımla.
Beni ağlatan hüzünlü şiirinizi aynen kendi düşüncelerim yerine koyup dertlendim, düşündüm, her an onunla konuştuklarımız, çocuklarımızın dedelerine olan derin hasretleri aklıma gelince O'nu yanımdaymış gibi hissederek O'nu bana söyletir, ben O'na söyler dururum. Hele marketlerden aldığım ağırlıkları eve taşırken, sanki benimle yürür gibi altmış yetmiş yıl önceki O'nun yirmi kiloluk sepetle pazar yerinden eve gelişimiz hiç aklımdan çıkmaz. Şimdilerde; "Bak baba, biz de düştük mü senin durumuna..." diyerek, "Eh oğlum, her eşek ölünceye kadar evinin yükünü taşımaktan bıkmaz, çünkü orası onun ailesi, kutsalıdır..." demesini söylene söylene rahmet niyazlarıyla, biraz da rahatlayarak, ben de evimin yüklerini taşırım. Zira artık yaşlı iki karı- koca olarak kaldık. Hayat böyle işte diyerek satırlarıma son verirken, sizin de babanıza, tüm geçmişlerimize rahmetler göndererek selamlarımı iletiyor, gözlerinizden öpüyorum. Allah'a emanet kalın. (Aksakal)
HOCAM, yaşanan bu kırgınlıkları, ihanetleri ve kalpte biriken acıyı dile getiriyor. Biz de okurken, insanın sınırlarını koruması, geçmişin yüklerinden sıyrılması ve huzura yönelmesi gerektiğini anlıyoruz; inşallah herkes kalbinde barışı ve huzuru bulur. Selam ve sevgiler.
İçi boşaltılan kavramlarımızdan birisi de bu aşk kelimesi oldu maalesef değerli üstadem. Gerçek manası sizin şiirinizde belirttiğinizdir. Yoksa şimdikilerin anladığı gibi iki cinsin birbirine duyduğu cazibe değildir. Aşk çile ister, vefa ister, fedakarlık ister, sadakat ister , sabır ister. İster de ister… Mecnun olup çöllere düşmeyi, Ferhat olup dağları delmeyi, Kendini maşukun uğruna feda etmeyi gerektirir. Gerektirir de gerektirir. Saymakla bitmez. “O aşkından yandım bittim “diyenler yalan söylüyorlar. Öyle olmasa altı ay sonra mahkeme kapılarına yığılmazlardı. Aşk, Hz. Ebubekir’in Hıra’da ayağını yılanın ısıracağım bile bile yılan deliğine kapatabilmektir. Aşk O’nun uğruna maldan mülkten anadan babadan vazgeçebilmektir. Selamlarımla değerli şairem.
Sayın Kızıltan, Yine kaleminizden farklı bir şiir tarzı dökülmüş sayfaya. Metafizik ile gotik-epik tarzın muhteşem bir bileşimi olmuş. Eski aşklara vedalardan yeniden doğuş ritüelini yazmışsınız. İçinizde ki ‘’keşke’’lerden kurtulmak adına ruhunuzdaki siyah dahil yeryüzünün bütün renklerindeki eski aşklarınıza veda ederek ‘’yaşasın ruhumun özgürlüğü’’ demişsiniz demiş olmasına da…….acaba……. Her veda sözcüğü unutmamanın sonucudur. Spinoza, Freud ve ciovan karışımı hayat felsefesi ile psikolojik betimlemeleriniz ‘’benim satır aralarımı iyi oku’’ diyor…… Kısaca özetlersem…… ****************** Aşklarım gölgelerdi Ben artık ışığın kendisiyim Her veda, zincirlerimin kırılışıdır Her hayalet, ruhumdan düşen bir deri Ben, geçmişin kafeslerini yaktım Küllerinden değil külleri geride bırakışımda doğacağım ******************* demişsiniz. Harika bir felsefi olgunluk içinde… Ve güne muhteşem yakışmış di...
Nurettin hocam harika şiirinizi can-ı gönülden kutlarım selamlar hayırlı cumalar.
Sevgi ne güzel ifade edilmiş şiirde...Çokça tebrik ediyorum sevgi dolu dizelerin şairini...Sevgilerimle...
Hayat bazen gerçekten de ağırımıza gidiyor ama bu diyardan gidene kadar bu deveyi güdeceğiz. Öyle ya da böyle. Selam ve saygılar.
Hangi zalimin zulmü yanına kar kalmıştır ki bunun ki kalsın? Eninde sonunda hakettiği yeri bulacaktır. Rabbım Filistin'deki, Gazze'deki mazlum din kardeşlerimizin yardımcısı olsun. Zalimleri kahr u perişan eylesin. Selamlarımla Nurettin Bey kardeşim.
“Üç Şuta” metniniz, hem nostaljik bir panayır atmosferini hem de çocukluk hırslarını ve oyun heyecanını çok canlı aktarıyor. Okuyucu, anlatımdaki diyaloglarla adeta o kalabalığın içinde hissediyor kendini; eski zamanın samimi ve bazen de hileli oyunlarıyla hem gülüyor hem de hatırlıyor. Özellikle köyden gelen yaşlı amcalarla diyaloglar ve üç şutun ardındaki psikolojik baskıyı anlatmanız metni sıcak ve samimi kılıyor. Sonundaki mıknatıs hilesi ise öyküye zekice bir sürpriz katıyor; oyun sadece beceri değil, aynı zamanda sistemin bilinmeyen oyunlarıyla da şekilleniyor. Akıcı, eğlenceli ve hafif öğretici bir anlatım olmuş. Tebrik ederim selam sevgiler
“Bu yazınız, Sara’ya ve onun taşıdığı cennete dair öylesine zarif, şiirsel ve derin bir anlatım sunuyor ki, okurken hem hüzün hem de hayranlık hissi doğuyor. Savaşın ve hayatın acı gerçeklerinin Sara’nın dünyasındaki etkilerini öyle dokunaklı bir şekilde aktarmışsınız ki, okuyucu adeta onun yanında, çiçeklerle konuşurken hissediyor. Duyguların yoğunluğu, içsel yolculuğun detayları ve imgelerin güçlü kullanımı metni unutulmaz kılıyor. Tebrik ederim, çok etkileyici bir eser.”
“Hocam, yüreğinizdeki merhameti ve kutsal mesleğinizi ne kadar içten bir dille aktarmışsınız. Bir bebeğin dünyaya gelişine şahit olmanın heyecanını ve annenin gözyaşındaki mutluluğu dizelerinizde derinden hissettirdiniz. Tebrik ederim, selam ve sevgiler.”
Ne güzel ne mübarek bir meslek ebelik Allah yar ve yardımcıları olsun ... Kutlarım...
Ağlamak merhametli yüreklerin işidir. Beton yürekliler bunu beceremezler. Asla bir zayıflık göstergesi de değildir ağlamak. Öyle olsaydı o mübarek nebiler ve veliler ağlamazlardı. Çünkü onlar iradeleri en güçlü insanlardır. Dünyayı kahkahaya boğanlar insanları mutlu edeceklerini zannediyorlar. Onlar kendi nefisleri ve keyfleri için kahkaha atıyorlar. Ama ağlayan bir kişi ya ana babası, ya evladı, ya bir mazlum ya bir öksüz ya bir yetim ya da elden çıkan bir vatan tarumar olan izzeti nefis için ağlıyordur. Kahkaha atan bu duygulardan çok çok uzaktır. İki göz vardır ki ona cehennem ateşi dokunmayacaktır buyurulmuştur hadis-işerifte. Biri sınırlarda nöbet tutan askerin gözü diğeri de Allah rızası için ağlayan göz. Rabbım bizleri hak yolunda kendi rızasını düşünerek ağlayan kullarından eylesin. Tebrik ve selamlarımla değerli şairem.
Muaazzam bir yürek sesi yanki birakti foruma Kutlarim
Yar da kalmadıysa artık hiç bir şeye lüzum kalmamış demektir. Candan tebrikler. Çok güzel bir şiirdi. Selam ve saygılar.
( A Hey Beni Bilmez Sami başlıklı yazı Mehmet Fikret ÜNALAN (Kul Fikret) tarafından... A Hey Beni Bilmez Sami A hey beni bilmez Sami! Ben ördeksem, sen kaz'mısın? Be Allah'ın sazan kulu, hangi kozu sundum sana. Kaşınıp da duruyorsun, egzama mı, uyuz musun? Pehlivanım dedin hoca, ne bileyim kandım sana. Ey ihtiyar bunak adam! Asıl unutkanlık sende, Buruş buruş olmuşsun bak, kısalmışsın, boy'da, ende. Cihat senin neyine ki, çişin durmaz olmuş don'da, Tüfengimi doldurarak, siper alıp döndüm sana. Hatunlarla muhabbeti, sobelenme sanıyorsun, Özendiğin zamanlarda, sakkalımı anıyorsun, Hangimiz ayvayı yedik, yav gerçekten bunuyorsun, Ne kadar diş bilesem de, için için yandım sana Benle aşık atamazsın, boş boşuna hallenmişsin, Hatunlarla oluşuma, belli ki çok kıllanmışsın, WhatsApp'da ki görüntü de fotomontaj kullanmışsın, Hani saf saf bakıyordum, görüntü de bön'düm sana. Sen say desem çişleri...