(16-12-1964) Tokat'ın Zile İlçesinde doğdum. Babamın memuriyeti nedeniyle çocukluğum çeşitli taşra kasabalarında geçti.Onun içindir ki hep bir tarafım kentlere eğreti kalmıştır. Hayatı algılarken veya anlatırken olması gereken yani doğal olanla,modern diye sunulan plastik yaşantıların arasındaki çelişki çalışmalarımdaki temaların omurgasını oluşturdu. Kavgamın bittiği yerde bende bitiyorum.
Yazdıklarımı yayınlama fırsatını Üniversite tahsili (G.Ü.M.E.F) için Ankara'ya gelmemden sonra buldum. Türkiye yazarlar Birliğinde geçirdiğim süreçlerin gelişimimde ciddi katkıları oldu. Şiir ve yazılarım Mavera, (eski) Zaman gazetesi, ikindi yazıları, kelime, üç nokta, hatay, dolunay, düşün, itiraz, ülke, gerçek hayat, Yenigün, Egelife gibi gazete ve dergilerde yayınladı. Şimdilik tek kitabım olan ve 1985-1995 arası yazdıklarımı toparladığım kitabım "Sarı Ceketli Yalnızlık" 2005 yılında Ankara Vadi yayınlarından çıktı.
Şiirde uzunca bir süre ikinci yeni kuşağının ve özellikle de İsmet Özel'in etkisinde kaldığım söylenebilir..
Bu arada zaman zaman özellikle resim ve tiyatro çalışmalarımda sürrealist anlatımımdan dolayı tepkilerde aldım.Anadolu kültürünün de sürrealist bir çok ögeyi barındırdığını, bir çeşit modern halk ozanı olduğumu iddia ediyorum.Yalnızlığı anlatırken "Karpuz kestim yiyen yok" diyen, Mandayı söğüt dalına yuva yaptıran bir kültürden bahsediyorum..
"Yazılan her şiir Dünya'nın anlamlandırılmasına önemli bir katkıdır" demiş Thomas Dylan. ancak ülkemizdeki sanat sevicileri sağırlar diyaloğu içerisindedir. Kıpır kıpır ve canlı binlerce üretimi ve bu üretimin yeşerdiği alanları ısrarla görmemezlikten gelmelerinin arkasında, kendi payidar olma düzlemlerini ellerinden kaçırmak istememeleri yatmaktadır.
Bunların dışında bir miras olarak gördüğüm Türk Kızılay'ında şube yönetim kurulunda çalışmaktayım..Türkiye Yazarlar Birliği üyesiyim.Uzunca bir süre öğretmenlik yaptıktan sonra, eğitim alanında çeşitli yöneticilik görevlerinde bulundum. şu an İzmir'de bir ilçede milli eğitim müdürü olarak görev yapmaktayım.
Sanatçı kimliğim ile bürokrat kimliğimin zaman zaman karşı karşıya gelmesi içsel travmalara ve apsürt algılama sorunlarıma neden olsa da entellektüel çaba içinde olan insanların da mutlaka köşelerinden kalkıp ellerini taşın altına koymaları gerektiğini düşünüyorum. Sanatın muhalif bir duruşu mutlaka ki vardır ve olmalıdır.Bu muhaliflik sırf söz söylemekle ve hiç bir sorumluluk almamakla birleşirse sahiciliğini yitirip paranoyaya neden olabiliyor..olanla olması gereken arasındaki dengeyi toplum adına sözü olanların mutlaka gözetmesi gerektiğini düşünüyorum.
ŞİİRİM ÜZERİNE;
Biraz şiirimden bahsetmek istiyorum.Şiiri seven şiiri yaşayan kendini şiiriyle tanımlayan ve Türkiye'de bütün olumsuzluklara rağmen şiir yazan ve söyleyenlere karınca kararınca destek olmaya çalışan bir şairim.İyi şairim ve iyi şiirler yazıyorum gibi şahsi iddialarım yok..
Geçirdiğim 25 yıllık şiir serüvenimde sürekli olarak kendi sesimi aradım..Heceden, aruza klasik şiirle haşır neşir oldum..Daha sonra modern şiiri denemeye başladım.O süreçlerde şiirin bir üst dil olduğuna entellektüel bir gizeminin bulunmasına ve söylenenin akademik karşılığına inanıyordum..öyle de yaptım uzunca bir süre..
Sonradan ise kullanılan bu üst dilin kendi kısır döngüsü içinde aydın veya sanatçıyla, halk arasında ciddi bir uçuruma,sağırlar diyaloğuna neden olduğunu düşündüm. Birbirimizden ne kadar habersiziz dedim.Çünkü; artık şiir bu ülkede gündem oluşturmuyor,geçmişteki işlevselliğini hızla kaybediyordu.Yani Nazım'la Peyami'nin tartışmalarının ortalama okuyan insanda, hiç olmazsa üniversite gençliğinde bir karşılığı verdı,Özdemir Asaf'la, Necip Fazıl'ın da..
Ve bir Donkişot'luğa soyunarak, kendimce bir yol aramaya başladım..Şiiri herkese açmak için dilini anlaşılır kılmak ve okunur ya da dinlenilir duruma getirmek istiyordum.Bu nedenle sokaktaki insanın kullandığı dile yaklaşmaya çalıştım..Gerekirse argosuna..Onun algılarına göre betimlemelere gidiyordum.Bildiği hikayelere atıfda bulunuyorum,onlar süleyman'ın kuş dilini bildiğini, Mansur'un derisinin yüzüldüğünü, Musanın kızıl denizi ikiye böldüğünü anlatıyordu birbirine.. yani herkesin sokaktaki boyacının da bildiği hikayeler,ve aşk..hayatın olmazsa olması..herkesin bir kere olsun yaşadığı sancı, birazda toplumun ve dünyanın nasıl olması gerektiği mühendisliğinden çıkıp onların yüreğindeki olması gerekenlere dokunmaya başladım…Sonuçta kendi adıma modern bir halk ozanıydım, şiir artık bir üst dil olmamalıydı..
Modern şiirle klasik şiirin iki önemli çözülmesi gereken handikabı vardır..Klasik şiir kurallarıyla sınırlama getirdiği için şiirin yeşermesi gereken özgürlük alanını daraltır, şairin sesini bağlar..Buna karşılık çok değerli ve estetik ürünler sunar.Klasik şiirde harika bir ses vardır emek vardır bunlar da inkar edilemez...ama yeterince samimi değildir...Modern şiirin en büyük handikabı da ses ve estetik açıdan kaygısızlığı,vurdum duymazlığıdır...Anlatma ve gösterme arzusu bir üst dil olan imge ile birleşince artık ses kalmamıştır..Şimdi sürekli şiirde ses üzerine çalışıyorum..Klasik sanatlardaki lugaz,irsad gibi yapıları modern şiire taşımaya çalışıyorum..Bunlar bir çeşit denemeler. Bu tür platformlarda da insanlarla en azından şiirle bir şekilde buluşmuş insanlarla tanışarak, okutarak yaptıklarıma karşı tepkilerini anlamaya çalışıyorum..
Sonuçta bütün bunlar bir çeşit şiir emekçiliği.cidden çok çalışıyorum..başardığım tartışılır..
saygılarımla
sahan-coker, EdebiyatEvi'nde 7 eser paylaşmış yazardır. 4 şiir, 3 hikaye, kaleme almıştır.