Zamanın Tebessümünde Aşka Yolculuk 1
Ufukta
beliren gözyaşlarıma doğru ilerlerken zamanın tebessümün de doymamışlığın atlasında,
atlas libasını giymeyen tebessümün,çıplaklığında uçsuz bucaksız hicranın
eşliğinde yürüyen ruhum, ıssız sokakların efkârı ile şefkat ırmağının kulübesinde
içeriye girdi. Beklenen yolcuyu bekleyen şefkat, büyük bir konuk sevecenliği
ile beni ve ruhumu içeriye davet etti. Tebessüm ile göz göze gelen gözlerim,
ıslak ıslak şafak vaktinde, uykuda uyanmanın mahmurluğu ile gözyaşlarımın denizinde,
utanarak baktım. Mahcup bir eda ile şefkat, yüzümde gülücükler açtırır iken,
hüzün elimden tutarak beni kulübeden dışarıya çıkardı. Az ilerde aşkı bana göstererek,
yardımcı olmam konusunda bana ısrarla yardımcı olmamı söyledi. Günlerdir aşkı
aradığını ama aşkın karşısında olmasına rağmen, kendisini hiç ilgi duymadığını hissetmediğini,
kendisinin aşkı damarlarında akan kan kadar hissetmesine rağmen varlığında
haberdar olmadığını, neşe ile yoluna devam ettiğini anlattı. Bense gülümseyerek
—Bunun
neresinde yanlışlık var, sen hüzünsün o mutluluk, aranızda tabi ki uçurumlar
olacak hatta seni görmemesi çok doğal.
Bana
hüzün kaşlarını çatarak.
—Sürekli
mutluluk hayatın anlamını yitirir, ben aşkın içinde olmazsam, aşkın anlamı
kalmaz. Onun ruhuna işlemeliyim, onu gören ilk önce beni görmeli, beni
yaşamalıdır ki aşkın gerçek değerini bulsun anlasın. Yoksa herkes sıradanlığı
yaşamış olur ki herkes buda hoş bir şey değildir aşk için, herkes bu aşkı
yaşarsa aşkın anlamı olmaz, ama ilk önce beni yaşasınlar istiyorum. Benim öyle bir
sevilmek gibi bir sıfatım yok, ama aşkın anlamı başka olduğu için, lütfen bana
yardım et onun ruhuna girmeliyim.
Ruhum
ile ben bir şey anlayamamanın şaşkınlığı ile kaçarcasına uzaklaştık. Arkamızda bize
bağıran hüznü duymamak için kulaklarımız kapattık, lakin sesi ta içimizde geliyordu.
Bir ara durduk uzaktan izlemeye başladık, hüzün açıkgözlülük ve oburluğun hırsı
ile etrafında dönerken aşkın ayağı kaydı tam düşmek üzere iken elini uzatarak
yakaladı. Aşk gözlerini kaldırarak hüzne baktı hafiften teşekkür edercesine baktı,
karşısında hüznü görünce irkildi bunu fırsat bilen hüzün ani bir hareketle
aşkın içine işledi ve orada taht kurarak kaldı. Aşkın gözlerinde pişmanlık
vardı lakin elden bir şeyin gelmemiş olmaması da hem beni ruhumu ve aşkı
derinden yaralamıştı. Şen şakrak gezen aşkı derin bir hüzün kapladı. Az ilerde
çirkinlik sinsice aşka doğru ilerleyerek kolundan yakaladı, aşk hüzünlü idi,
gözlerinde yaşlar akıyordu, aşkın hemen yanağında bir parça güzelliği alarak
bir parça kendi yanağına sürdü. Bir anda o çirkinlik adeta güzelliğe dönüşmüştü
fakat bu aşkın hiçte umurunda değildi, o sadece içindeki hüznün verdiği acının
yok olmasının düşüncesinde idi. Ben ve ruhum hayretle bakıyorduk olaylara, sessizlik
içinde. Bende bunun etkisi yok iken,ruhum çok etkilenmiş olacak ki onunda
gözlerinde yaşlar akıyordu, ama ben hiçbir şey hissetmiyordum. Aman boş ver
dedim kendi kendime. Az ilerde ruhuma hicran damlaları adında bir uykuya benzer
bir şey zerk edildi, zerk edildi ama feryadı gökleri sarstı. İçimden amma da
korkakmış şu ruhum derken içimde tarifi mümkün olmayan bir his vasıl oldu, amma
bedenim bu acılardan param parça olmak üzere, ruhumda ki o hicran damlaları
bedenime işlemişti acısı da beni kıvrım kıvrım kıvrandırıyordu. Biraz önceki
düşüncelerimden dolayı yüzüm kızarmadı değil. Az ilerde şafak sökerken hiç
kimseyi duymayan aşk, yüzünde gülücükler açarak dolaşan aşkın yüzünde buruk bir
acı vardı, aklını çelercesine hatta hiç çelmeden bir anlık bir anlık vaka ile olayla
sessizce içine giren taht kuran hüznün şaşkınlığı ile sessizliğe bürümüştü. Hüzün az ilerde şaşkınlık kahkahalarla gülerek
den aşka bakıyordu içinde geçen düşünceleri duyabiliyordum. ”Aylarca yüzüme
bakmadın da ne oldu bak şimdi benimle beraber sin artık içindeyim, hata yarının
ne olacağı korkusu ve düşüncesini de zerk ettim içine, haydi bundan sonra beni
görme bakayım, artık içindeyim artık benimlesin. Seni gören daha sonra beni
görecek hatta kankâm kıskançlıkla beraber beni görecek”
Ben
anlam veremedim aval aval bakıyorum ama ruhum çok etkilenmiş olacak ki hala
gözyaşı döküyordu. Aşkın o güzelliği sanki yavaş yavaş yok oluyordu, bende
üzülmeye başladım, lakin elimden bir şey gelmiyordu. Ama dur bakalım aklıma
geldi, aşkın yanında koşarak kaçmaya çalışan güzelliği yakalayarak
—Nereye
kaçıyorsun? Biraz önce sessizce beraberdin aşkın yanında, şimdi neden terk
ediyorsun arkadaşını?
—Bu
seni ilgilendirmez, bırak kolumu acıtıyorsun.
Güzelliğin
bu sözü üzerine elimi az gevşettim ama elimi gevşetmem ile güzellik elimden
kaçarcasına uzaklaştı. Elimde bir avuç kokusu ile altından izleri kalmıştı. Usulca
aşka yaklaştım beni fark etmedi, gözlerinde yaşlar süzülürken ben güzelliğin
kokusunu azda olsa kalan bir avuç güzelliği koynuna bırakarak uzaklaştım. Yanıma
yaklaşan sıkıntıya senin yanımda ne işin var dememe fırsat vermeden elimden
tutmaya başladı. O anda karşımda duran aşk bir anda kayboldu etrafıma telaşla
baktım yoktu, ufukta koşarak labirent dehlizlerine doğru hızla koştuğunu gördüm.
Arkasında koşmak istedim lakin sıkıntı elimi tutmuş gitmeme izin vermeyerek
beni peşinden sürüklüyordu. Önümde açan sevgi çiçekleri de benim gibi boynunu
bükmüştü, biraz önce pırıl pırıl parıldayan çiçeklerde kaygı ve endişenin
olayların yönünü yarının endişesi üzülmüş sararmaya başlıyordu.. Endişenin
kapkaranlık anlamsızlık yüklü bulutlarında yağan yağmurlarının etkisinde
kalmıştılar. Etrafta sessizlik belirsizlik hâkimdi adeta. Ruhumda benim gibi
aynı hisleri duyuyordu, fakat onun hala gözlerinde yaşlar inceden dökülüyordu.
Bir
an endişenin ellerinde kurtularak koşarcasına koşmaya başladım. Kurtulmak
istiyordum bana acı veriyordu içimde. İçimde aşk için bambaşka bir kıpırtı
hatta ikinci bir ruhum hayır hayır can atıyordu etkilenmiştim, onun o
güzelliğinde çok ama çok etkilenmiştim. Az ilerdeki labirent dehlizine doğru
ilerledim onlarca kapısı vardı. Hangi kapısından gireceğimi şaşırdım. Hangi
kapıdan içeriye girmişti. Görkem kapısı, ihtişam kapısı, zenginlik kapısı, gurur
kapısı, tevazu kapısı, sadelik kapısı, iffet kapısı.. Acaba hangi kapı, seçmek den
karasız kaldım. Görkemin kapısına doğru ilerlerken kapısında oturan bana
benzemeyen bir ruh hatta canlı ama şatafatlı giyimli bana öpücükler atarak bu
kapıdan girmemi işaret ediyordu, hatta beni öpmek için yanıp tutuştuğunu haykırırcasına
bağırırken adeta kulağım sağır oldu. Karasızdım böylesine bir kapıdan girdimi
acaba girmiş olabilir mi sorusunda zihnim adeta karışmıştı. Ruhumsa bana hiç
yardımcı olmuyordu içindeki sıkıntı ile meşguldü, içinden onu bir ana önce
göndermenin telaşında idi. Ne zormuş diye düşündüm kendi kendime..
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.