
Bu ada yeşilimsi
çevrelemiş denizi
yakamozlar
yanar loş, kendiliğinden
ve o hoyrat martılar ikna olmaz
tutturmuşlar balık, balık..
Mehtap ve mavi sevişmeler,
ressamın fırçasında beyaz düşler..
Çölleşmiş ovalar suya hasret
nehirler durmak bilmez,
hırçın vurur taşa, kayaları
öğütücü değirmen gibi..
Ve okyanus yutar nehirleri
tuz ve şeker karışımı gibi
gel de, vazgeç mavi düşlerden
gel de, vazgeçsin ressamı
alacakaranlık seferlerden..
Ressamın
her nefes alışında
deniz mavimsi gök
balina kusmuğu okyanus..
Köpek balıkları siyah kaplan
yunus balıkları kaptan
deniz yılanı kızıl diliyle iblis..
Ve nehir
yine gelir, dolanır
deniz etrafında
taşları öğütür
kumsallara bayram..
Ve o tuzlu gözyaşları
kayaları okşar
ıslatır kurak toprakları..
Ve ressam,
fırça vura, vura paletine
ve tuvali döve, döve
der ki: “Ben” karanlık Adam..
Alacakaranlık sevişmeler
fırçasında
hep kızıllığa bürünmüş mavilik..
Ve sen
o çöldeki mavi yansıma
sana deniz derler
suyun bazen yeşilimsi
bazen gök
bazen zifiri karanlık..
Çağlardır nefes verirsin
asırlardır mezar olursun
nice yolunu şaşırmış denizcilere…