Bin Dokuz Yüz Seksene Doğru Yetmiş Birinci Bölüm
Yılmaz hocayı ziyaretim kötü bir tesadüfle başladı. Hocam o dakikalarda makamında Pr.Dr.Ergül HAN
ile toplantı halindeydi. Bekleme salonunda ise benim okuldan atıldığım dersin hocası onları
beklemekteydi. Bu nasıl bir şeydi, başımla sessizce selam verdim ve sekreterin gösterdiği bir
koltuğa oturdum, hoca göz ucuyla bana doğru bakıyordu. Acaba beni tanır mı diye düşündüm, ancak
hiç öyle bir hali yoktu.
"Bir yıl önce olanları hatırladım, hoca Genel Matematik dersinden herkesi sınıfta bırakan listesini
asmıştı. Tüm öğrenciler tepkiliydi. Bir grup şehrin içinde Porsuk çayının yakınında kendisini
yakalamış. Neden böyle yaptığını sormuşlar. Hoca ters cevaplar verince grup tutup çaya atmış ve
"Söyle bakalım hoca, o liste değişir mi, değişmez mi") Diye sormuşlar. Hoca önce biraz direnmiş ama
sonra çıkarın beni buradan çocuklar söz veriyorum değiştireceğim listeyi demiş. Neticede gerçekten
hoca listeyi değiştirdi. Kim bilir belkide ihtilal sayesinde intikam alıyordu."
Hocaya yapılan hareket elbette çok yanlıştı. Ancak koskoca bir profesörün intikam duygusu taşımasıda
hiç hoş bir şey değil. Umarım böyle bir kin gütmemiştir. Ayrıca anlattığım olayın doğru olup olmadığını
da bilmiyorum. Sadece o yıl böyle bir söylenti dolaşıp durmuştu.
Her neyse sonunda hoca dayanamayıp bana laf attı.
-Öğrencimisin sen
-Evet
-Burada mı?
Evet demek ki beni tanımamıştı.
-Burada hocam, İşletme Muhasebe öğrencisiyim
-Hayırdır hocayla ne işin var?
-Okuldan atıldım da, galiba tek dersten ilişkisi kesilenler için Akademik hak diye bir şey varmış.
-Allah, Allah yok ya!
-Öyle duydum bilmiyorum.
-Hangi dersten atıldın sen.
-Sizin dersinizden hocam.
-Hadi ya, ha ha ha ha...
-Gülmeyi gerektiren bir şey mi bu hocam?
-Yok öğle değilde, adın neydi senin çocuk.
-Ne önemi var, Mehmet Fikret ÜNALAN
-Vay sen ha!
-Neden şaşırdını ki?
-Niye şaşırmayayım evladım, bir de soruyorsun, sıfırlık kağıdı utanmadan Danıştay'a vermişsin.
-Sizin "0" verdiğiniz kağıda mahkemede bilir kişi "45" vermiş hocam, 5.-6 puan daha olsaydı
kurtulacaktım.
-Onlara ne var bol keseden verirler. Bilmiyor musun ben aritmetik hata oldumu affetmem, kağıdında
mutlaka aritmetik hata vardı.
-Hocam yapılan aritmetik hata, herkesin yapabileceği bir şey, adı üstünde hata. Bir aritmetik hata
bir insanın istikbali ile oynamamalı.
-Çok bilirsiniz işte böyle hep. Bu kadar çok biliyorsan yapmayacaktın o hatayı.
Belki bu konuşma alevlenip daha da uzayacaktı. Allah'dan tam o sırada Yılmaz hoca ve Ergül hoca
salona çıktılar, ama onların çıkmasıylada hoca durmadı.
-Günaydın Yılmaz başkan.
-Günaydın hocam.
Ardından Yılmaz hoca bana döndü ve
-Günaydın evladım sen neden bekliyorsun?
Benim ağzımı açmama fırsat kalmadan, bizimki yine atıldı.
-Bu çocuğu okuldan tecrit etmişizde sizden af dilemeye gelmiş.
'Lâilâheillallah' Ah be hocam ah! Zaten birisi senden olmak üzere türlü darbe yemişim, yıkılmışlığıma
rağmen ser de gençlik de var halen...
Bir anda fırlayıp yakasına sarıldım. Ergül hoca hemen beni tutup kenara çekti. Yılmaz hocada "ne
yapıyorsunuz, neden çocuğu tahrik ediyorsunuz" Diyerek muhteremin koluna girip kenara çekti.
Ama iş bununla bitmedi, adam tutuklatacağım bunu diyerek askerler, askerler diye çığlığı bastı.
Bir anda başlarında Astsubayları ile birlikte bir kaç er merdivenleri tırmanarak yanımıza geldiler.
Yılmaz hoca bu defa beni yanına çekti ve Astsubaya "Tamam sorun yok, bir yanlış anlaşılma oldu"
Dedi. Ancak bizimki durmuyor bir türlü "Hayır ben şikayetçiyim, alın bu çocuğu" Demez mi?
Yılmaz hoca artık dayanamadı ve "Hocam ne yapıyorsunuz, hata sizde işte, ne günahı var bu çocuğun,
ben boşu boşuna teslim etmem öğrencimi" Dedi. Ergül hoca da beni destekliyerek, hocaya sitem edince
askerler çekip gittiler.
Sinirlenen profesör orayı terk etti. Yılmaz hocam beni yanına oturttu ve bir de çay söyledi.
-Yavrum ne yapıyorsun, evet hatalı olan o ama ne de olsa hocan senin, hem de bu dönemde ve başına
gelmiş bunca iş varken.
-Haklısınız hocam, ama biliyorsunuz zaten yaşadıklarımı.
-İşte onu diyorum ya, bir yenisine gerek var mı? Söyle bakalım neden geldin?
-Hocam arkadaşlarımdan bir şey duydum. Tek dersten atılanlar için Akademik hak diye bir şey varmış
galiba.
-Yok oğlum öğle bir şey, bunu da nereden çıkardınız. Yapacak bir şey yok maalesef artık.
-Hocam...
-Yavrum yapılacak tek şey var, artık şimdilik umudu keseceksin ileride belki bir af yasası falan
çıkarsa işte o zaman...
-Anladım hocam, anladım bittim yani ben.
-Hayır oğlum öyle düşünme, vardır bir hayır.
Ardından ne olur ne olmaz düşüncesi ile makam şoförünü çağırdı ve beni gideceğim yere kadar götürmesini
söyledi.
İşte okulla ilgili her şey bitmişti.
Yetmiş birinci bölümün sonu
Mehmet Fikret ÜNALAN
Bin Dokuz Yüz Seksene Doğru Yetmiş Birinci Bölüm başlıklı yazı Mehmet Fikret ÜNALAN (Kul Fikret) tarafından
04.02.2017 tarihinde sitemize eklenmiştir.
Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu, kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.
İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
- Yorumlar 2
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yükleniyor...
Yorum yazmak için giriş yapın.