Kendini Bilmenin İnanç Değeri
İnsan kendini bilmişlik evresinde Tanrı'ya duacı çaresiz kulluktan ileri geçer; ilahi kader içinden kendi kaderini yapma dönemini başlatır. Bu dönem, eylemsiz biçimde kaderine teslim duran salt duacı kulluktan daha zordur; fakat her zamankinden daha onurlu bir Tanrı’ya yaklaşım kültürü oluşmaya başlar. Bu yaklaşım kültürü gereğince, Tanrı’ya korkuyla bağlanmak da ayrıcalıklı bir kutsanma özelliği olmaktan çıkar. Görünen odur ki Tanrı insanın kendini bilmişlik evresine çoktan güvenmiş ve artık elçi göndermez olmuştur. İlahi kader içinden edindiğimiz bilgiyle kendi kaderimizi tasarlama ve somutlaştırma yetimiz, Tanrı'nın yaratım öngörüsünce yeteri kadar olgunlaşmıştır. Bu yetki ve yeteneğiyle iyilikten ve güzellikten yana irade koyması, insanı Tanrı’ya yaklaştırır. Kötülük yoluna irade koyansa ilahi kaderin ölüm davetine kadar insanlığa eziyet olacaktır. Eziyet elbette Tanrı'dan değil, insanın kendine yaptığı kaderin tasarım kusurundandır. Aynı eziyet insanın dünya sınavından çetrefil geçişlerini oluşturur. Görüldüğü üzere sınav ortamı ve bilgisi Tanrı'dan olsa da yanıtlar insanın kendine seçtiği ve yaptığı kadere göreli doğruluk yapar. İlahi kader elbette ölüm ve ötesidir. Ölümden ötesi de ancak kendimize yaptığımız kaderin şahitliğinde anlam bulur.
Biz sadece ölümden öncesinden sorumluyuz. Tanrı’nın sevecen rahmetine sığınıp, gücü yettiğince tüm canlı ve cansızların varoluş hakkına saygıyla üretip tüketmeye gayret eden herkes, ölüm ötesine geçende ilahi yargıdan aynı adalet ölçüsüyle payını alacaktır. Bunun aksini iddia eden biri, inandığı tanrının adaletini inkârla imandan çıkar. Bir tanrısı olmayanın ise ahretlik adalete inanmadığını söylemesi zaten komik kaçacak kadar yersiz kalır.
*
Muharrem Soyek
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 3
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.