Sabahın seherinde, bozkırın ortasında ateşi tütsüleyen ihtiyar şaman, alevlerin etrafında döndükçe, renkler ateşin rengine benzedi. Hasta anneye şifa duası okur gibi okuyordu dansını. Dervişin kalbi ezik, beyaz ellerin acımasızlığıyla yontulmuş putların altında kalmaktan; dudakları yaralı kanamaya hazır her an, bilmem kaç gündür sayıkladığı dualardan. Anne ki yarı ölü, anne ki baygın, anne ki kalbi huzur dolu, anne ki kalbi acılar içinde; anne ki dervişin bir türlü ayrılıp gelemediği diyara kadem basan bir seyr-ü seferin eşiğinde. Derviş ki nefes almak istiyor, dualı dudaklarını sabah rüzgârına uzatıp. İhtiyar şaman döndü durdu öylece; bayıldı sonunda. Sayıkladı; dervişin sayıkladığı duaları. Kadın ne dervişi tanırdı, ne ihtiyar şamanı; kadın bir annesini bilirdi hepsi o. Ateşi, duaları, kalpleri, rüzgârı bilmezdi kadın. Kadının elleri beyazdı çünkü. Kadın ne bildiğini sanıyormuş ki, bu sahnede adı bile yok…

‘Azizim, olacak iş değil bu sizinki… Yüreğinizi parça parça dağıtmaktan vazgeçin!’ İnce ve zayıf yüzünden ilahi bir keder akarken dervişin ve ihtiyar şaman ayılıp da kendi yoluna yürüyüp gidince ağlaya ağlaya; bir hasta anne için insanlığa dağıtılmış iki yürek kaldı geride. Fısıldanan dualar kalplere indi böylece. ‘Bir siz misiniz insanlığın delisi? Bu ne telaş böyle!’ Bir biz miydik insanlığın delisi? Ebu Cehil’in karanlığa kan sağdığı saatler yaklaşıyordu usul usul bozkırın kuru toprağı üzerine. Benim içimden dualar yazmak geçiyordu toprağın üzerine, toprağın altındakilerle beraber. Kim görmüş ki, ben göreceğim toprağın altında akan ırmakları. Bana ölmeyen ölülerden başka kim inanır, ey gönül! Kadın ne sanıyormuş bildiklerini ki, görmeden inanmak çok da zor değil!

Elleri kararmaktadır duasının yalazından, güneşe uzanan bir Ninovalı rahibin. Derviş gecenin kara gözlerinde sükûnla dizlerini bükmüş aba bir seccade üzerinde, dergâh avlusunun turkuaz renkli duvarının önünde; yorgun, bitkin, halsiz, durgun, kırgın, küskün, şaşkın, suskun, dingin, çaresiz ama göründüğünden çok daha ümitli, boynunu bükmüş bekliyordu. Esmalar sayıyordu nefes nefes gecenin siyahla nurlandırılan soluğuna. Annenin ruhu nefeslendi, kalbi genişledi. Elem neşrah leke sadrak! Anne sadrında yıldızlar barındıran bir gecede gördü göreceğini. Hiçbir rasathaneden gözlenemeyen yıldızlar doğdu o gece, hastanenin üzerine… Anne uyandı o sabaha karşı, günlerce süren uykusundan. ‘O’nu ne bir uyku tutar, ne de bir uyuklama…’ böyle buyrulmuştu Kuran’da. Derviş ki O’nun yolunda, O’na doğru, O’ndan karşılık beklemeksizin sayarken, O’nun en güzel isimlerini; uyuyakaldı rüyasında O’nu bulmak ümidiyle… Kadın ne haldeydi kim bilir? Kadın bildiklerini ne sanıyormuş ki, öğrenecek bir şeyi kalmamış gibi gururlu…

Sabahla beraber, hastane koridorunda çıplak ayaklı hastaların sessiz yürüyüşleri duyulmaz da, her kalbi kırık, koşar adım gelir yüksek topuk sesleriyle. Galoş mu temiz tutacakmış taş zemini, bu gürültü kirliliği ne olacak? Kadın gözleri yaşlarla dolu; sevinç mi şimdi bu, hüzün mü, yoksa nedir? Neden ağladığı belirsiz; yer yer çöküntü zihninde… Rahmet ağlatır bazen insanı, hep gülmek olmaz. Bunu bilir miydi kadın; neden ağladığını? Ağlarken kara dervişin gözlerini getirdi mi aklına; adını hatırlayabildi mi dervişin; meçhul! Ve derviş çoktan hazırlanmıştır, yola düşmek için… Bir heybe, bir asa… Önü sıra vuslat, ardı sıra vuslat; ayrılık yoktur yürüdüğü hiçbir yolda… Yine de kapanmaz yaralar vardır dervişin içinde, dermanı yaratılmamış dertleri vardır ki Lokman Hekim görseydi, ağlardı rahmetten… Derviş tam da kadının aksi yönünde bir meçhule adımladı yolunu. Sanıyormuş ki kadın, bildikleri bir yolda yürümeye yeter.

İhtiyar şaman, çul çadırının önünde küllenen ateşin yanı başında; uyuyakaldığı yerde uyanır, açar gözlerini. Güneşin kavurucu ateşi vurur yüzüne doğru, rahip ürkek bir çocuk gibi açar gözlerini. Hasta anne açar gözlerini ve kadın açar gözlerini ağlayarak…

Derviş düşer yola; Hasbi allahu ve nimel vekil!
( Yol Şifasının Duaları başlıklı yazı Mümin Munis tarafından 11.02.2010 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu