Yazıp, yeniden silmelerle buluşturuyorum seni. Sek kaderin, namuslu rakısı oluyor güya; gidişin… Yatıp kalkmalarda devinim, ölüp sevmelerde hevesi oluyorsun aşkın. Namus, hangi namusu şimdi bu pergelli satırların? Seni, düze tamah eden kaygan yolların keş günlerine davet ettim. Beynin sürekli aktif olarak unutmaya, kalbin ise aktif olarak sevmemeye şartlı; vicdanında beni. Sahi, kaçıncı vicdanın kaçıncı kanununda yazar bir özür bile dilemeden kahpe gidişin?

Ayrılıkları azalttım mısralarımda; çocukları yuvalarına terk, parklarına zerk ettim hayalimde. Hepsi, avuçiçi kaderleriyle nefret büyüttü sensizliğin teninde. Baba gibi babaları olacaktın bu düzlemde. Kahkaha cennetinin kınayan saltanatına derviş suretler asmışsın yaşamaktan yana; sesini ve gözlerini unuttuğum paralelde bir çiğdem çitlemelik seyir olmuşsun damağımın unutuş tadıyla. Seni, gözden sükunet dalgaları fışkırırken; özden bir gitmenin karambolüne teslim ettim. Sen, benim canımı acıtamazsın; Sen, hikayemde son söz olamazsın, ön söz, vicdanına aidiyet döşer ama; Sen, bu hayatta hiç kimsenin hiçbir şeyi olamazsın.

Allah rızasından, gönül rızasına toslayıp tozunu aldım sensizliğin. Kir pas içinde sevilmez sandım; kır saçların, meğer, kiriymiş olmayan vicdanının. Şimdi seni, elli bir kez doğuran hayata; yirmi iki bin kez yok ediş bağışlıyorum; yokluğundan yana mirasyedisi oldum bugünlerde çok sevmemin. İstemiyorum, alıp götürsünler vicdan bankasına satsınlar bir unutuşta seni. Çünkü sen, sevilmenin sonsuz yerinden bıçaklanarak bana yara olduğu soysuzlukta elleri kelepçelenmeyip yüreği yanmayan gönül arsızlığının sembolik hatırasısın. Felsefe’nin Platon sevdasından döşer alın yazım; platonik aşk yanlışımı, doğruya parmak basar kaşelerde seni unutuşumu mühür yaparım. Platon, yitik kabri başında Fatiha’dan buyurup idea Cennetinin kollarına aldırma onu; Tanrı, yin yang ile imtihan buyurmuş aklınca onda; karasını bana paye, aydınlığını ona biçare seçmiş, sen girme boşuna aramıza.

Artık onu sevmezden geliyorum. Bütün bir yokluğunu bağışladım, ilk kez bu fakirlikle gurur duyuyorum. Kahkahası hezimet derinliklerinde dönemeci dönemeyip gözyaşı patentine uğrayan bir zavallıymış şimdilerde. Boş ver, Platon; sevmesin de onu kimse zaten. Hak, haktan gelir gönül izninde; talan buyurursa sevilen; hakkı ihlal olur, gönülce; ihlal ettiği dil, yaradan talebedir. Açık ara farkla adına dil-ara denir, bu yüzden. Boş geç; Platon, cahilin teşhisi gönül terhisimden olsun.

Tevekkül, teşekkürlerimle gidişine zor, yokluğuna bin gidiş koysun…

Dilara AKSOY

( Anlatılmaz Mısın başlıklı yazı dilara aksoy tarafından 5.03.2023 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu