
Mahrem-i Kalbim: Vuslatın Fısıltısı
Bir geceydi, en karanlık ânı,
Sessiz yıldızlar örterdi göğü.
Kalbimde yankılanan bir fısıltı,
“Vuslat hayal midir hâlâ?”
Zindandı göğsümde taşıdığım,
Ne gam, ne figân dinler bu aşk.
Ruhum ışığa hasret bir kuyu,
Bir umut bekler, ilâhî bir sada.
Ay ışığı sızdı zindanın taşına,
İncecik bir ip gibi sardı beni.
Kapatıp gözlerimi dinledim sesi,
“Kalk ve yürü! Yol seni bekler.”
Adımlarım ürkek, yankılar ağır,
Taşlar geçmişimi fısıldardı bana.
Karanlık kapıya varınca bir anda,
Belirdi bahar, vuslat mıydı acaba?
Çiçekler, kuşlar, fışkıran sular,
Ama ses dedi: “Hayal bu yalnız.
Arayışın diyarıdır burası hâlâ,
Devam et, yol uzun, sınır aşılmaz.”
Bir ayna çıktı yolumun ucunda,
Yüzeyinde yıldızlar söz ediyordu.
Kendi yüzümü aradım titreyerek,
Ama geçmişim fısıldadı:
"Sen bizim dualarımız, hatıralarımızsın,
Hakikate ermek için yola çık şimdi."
Ellerim aynaya dokundu ürkek,
Bir rüzgar gibi sıcak, bir fısıltı gibi sessiz.
O an kırıldı zindanın soğuk duvarı,
Anladım ki vuslat, kalbimde saklıydı.
Zindan çözüldü, karanlık dağıldı,
Ben yıldızların arasına karıştım.
Artık vuslat, her nefeste yankı,
Her bakışta bir sır, her adımda hakikattı.
Mahrem-i kalbim, vuslat yürekteydi,
Bir hayal değil, her ânın gerçeği.
Ve yıldızlar fısıldadı bu hikâyeyi,
Her gece, her yürekte bir sır gibi...
AHMET NEJAT