
KİTAP YÜKLÜ EŞEKLER
Günlük yaşantımızda
sıklıkla “kitap yüklü eşekler” sözünü duyarız ancak bu söz üzerine ne
kadar düşünür, ne kadar yorum yaparız acaba? Bu konuya ben dört boyutta bakıyorum
ve kendimce çıkarımlarda bulunmak istiyorum. Makalemin gelişme bölümünde ne
anlama geldiğini Yüce Kitabımız Kuran ayetiyle daha anlaşılır hale getirmek
istiyorum.
Ben konuya dört
açıdan bakacağım:
a-) Eşek, bir binek
ve yük taşıyıcı hayvandır. Belki de insanoğlunun en ağır işlerine koşulan
güçlü, güçlü olduğu kadarda inatçı bir hayvandır. Özellikle köy ve kırsal
bölgelerimizde insanlar, eşeklerden faydalanırlar. Yüce Allah, eşeği, atı,
deveyi, katırı, filleri ve mandaları insanların ağır işlerde kullanması;
bazılarını da etinden, sütünden faydalanması için yaratmıştır. Özellikle
çiftçiler bu hayvanları kullanarak zor işlerini kolaylıkla yapmaktadır.
b-) İnsanların
çoğunluğu, iyiliği ve yardımseverliği yüreğinde taşıyan ve bu uğurda bazı
bedeller ödeyen insanları da “eşek” olarak nitelemektedir. Halk
deyimiyle “enayi” yerine koymaktadır. Bu tutum ve davranışlar, insan
fıtratıyla uyuşmayan ve Allah’ın rızasından sapmaya sebep olacak kötü bir
duygu, iğrenç bir benzetmedir. Yüreklerinde iyilik taşıyanlara “enayi”
ya da “eşek” benzetmesi yapanların vicdanlarında insanlara sevgi,
saygı ve yardım gibi ulvi amaçlar olmadığı için hep aşağılama amacı güderler.
Bu duruma ters bir perspektiften bakacak olursak eğer; bana göre de bu tür
insanlar eşeğin önde gidenleridir. Zira onlar, vicdanlarında kötülüğü taşıdıkları
için “kötülük
taşıyan eşeklerdir”
c-)İnsanlar arasında
bencil, çıkarcı ve fırsatçı çok sayıda insan vardır. Nokta kadar menfaat
karşısında virgül gibi eğilmeyi büyük bir meziyet sanırlar. Bu tür insanlar
için nasıl elde edilirse edilsin kazanç kazançtır. İşte bu tür karakteri
arızalı insanlar, kolaylıkla kullanılabilir ve yönlendirilebilirler.
Kendisinden yapılması istenilen işlerin kirliliğine, kanunlara uygunluğu ya da
etik değerlere uygunluğu hiç önemli değildir. Bu tür iki ayaklı eşeklerin
sırtına ne kadar yük vurursanız vurun, “bu kadarı da ağır olur” demez; beli
kırılana kadar o yükü taşır ve alacağını alır; tüm yorgunluğunu da unutur.
d-) Yine insanlar arasında okumaya, araştırmaya kendini adayan insanlar vardır. Bu tür insanlar, bilgisini daima kendine saklar. Edindiği bilgilerden hiç kimseye öğretmez. Onlara göre herkese öğretirse kendi bilgeliğinin bir kıymetinin kalmayacağı vehmine kapılırlar. Bu işin bir yönü. Diğer yönü ise bilgi birikimlerini daima kazanç elde etmek için kullanır. Bu tip insanlar genellikle hacı-hoca takımından çıkmaktadır. Yanlış anlaşılmasın; her hacı-hoca takımından bahsetmiyo-rum. Benim kastettiğim muskacı müptezellerdir. Bazı hacı-hoca takımı da bir cenaze söz konusu olduğunda para karşılı-ğında cenaze evinde ya hatim indirir ya da Yasin suresini okur. İşte bu tür çakma din adamları Kuran’da yeri olmayan fal, büyü ve kehanet gibi günümüzde yaygın olan ve Allah’ın “şeytan işi pislikler” olarak belirttiği işleri rahatlıkla yapabil-mektedirler. Kuran’ın hakikatlerinden kopuktur ve Kuran gerçeği ile etrafındaki insanları aydınlatmazlar. Kim bilir, belki de bu tür insanların vicdanlarını şeytani işler kapladığından Kuran’ın aydınlık yüzünü görememişlerdir. İşte ben, bu sebepten dolayı bu tür sakallı-cübbeli, Kuran’dan nasipsizleri “kitap yüklü eşekler” olarak görüyorum.
Çıkarcı-dinci
müptezeller dışında, insanların günlük hayatlarında kullanabilecekleri ve
insanlara kolaylıklar sağlayacak bilgiler de insanlardan saklanır. Çünkü
kendisi o işin “piri” olarak bilinmek ister. Herkesin o işi bildiği bir yerde
ne pirliği kalır, ne de ustalığı Bu konuyu mesleklerden ayrı tutarak belirtiyorum.
Zira meslekler eğitimle elde edilir ve geçimlik bir rızık kapısıdır ve hemen
her insanın kolaylıkla öğrenebileceği pratik bir iş değildir…
Sözlük anlamına bir bakalım: “Bilgiyi kendi adına ve insanlık adına faydalı hale getirme becerisi hatta isteği bulunma-yan, anlaşılması zor bireyler için kullanılan deyim.” İşte bu tür insanlar, kitap ya da bilgi yüklü eşeklerdir.
Bir de Kuran ayetleriyle konuyu anlamaya çalışalım: “Kendilerine Tevrat yükletilip de sonra onu taşımayanların duru-mu, kitaplar taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah'ın ayetlerini yalanlayanların durumu ne kötüdür. Allah, zalim toplumu doğru yola iletmez.” Cuma suresi 5. Ayet.
Sahih olduğu ileri
sürülen bir hadiste Hz. Muhammed (sav) şöyle söylemiştir: "Boynuzsuz koyunun, boynuzlu koyundan hakkını alacağı gün gelecektir."
Ayet ve hadisin bize verdiği mesajları kendimize saklamadan, nerede bir zulüm hüküm sürüyorsa, zalimleri uyarmak gibi sorumluluğumuz vardır, çünkü insanlar eşref-i mahlûkattır. İnsan denilen mahlûk, emrindeki çalışanları, emrinde çalıştırdığı yük hayvanlarını, hatta kedi ve köpek gibi ev ve sürü bekçiliği yapan ve insanların da dostu olarak gördüğüm hayvanların hakları verilmelidir. Bu hayvanlara şefkatle muamele edilmelidir. Taşıyamayacağı yükler altında ezilmeme-lidir. Bu hayvanların da Mahkem-i Kübra’da kendisine eziyet/işkence yapanlardan mutlaka hesap soracaktır.