KAHIR MEKTUPLARI
3
Bu sabah eğreti düşlerden,
Yine küskün
uyandım.
Kalkanını düşürmüş
bir savaşçı gibi savunmasızım.
Kırılgan ışıklar
saçıyor fırtınalarım.
İçim Bhola
Siklonundan çıkmış adeta,
İrkilen
benliğimin derinliğinde,
Can evimde eksik
bir dokunuşa gebe,
Ağlamaya meyilli
gözlerim…
Ey hala dilimden düşüremediğim yar,
Toprağa düşen
bağrım kan revan.
İçimdeki cehenneme
yetişmiyor Nil.
Can alıcı bakışlarına
kurban ettik her şeyi.
Sabır yüklü
maşukların kısık sesinde uyuyorum.
Suretine
bürünürken sabahın güneşi,
Yaralı ceylan
hüznünde yasına duruyorum…
Adın dökülüyor boşluklardan,
Duyguların
geçtiği yollarda irkiliyor kâinat.
Suretimi görünce
utanıyor kendinden rüzgâr.
Kendimi dalgalı
saçlarında buluyorum,
Oysa ben dünyayı
ateşe vermeye,
Yemin etmiş gibi
bekliyorum.
Sanma ki yazmazsam
yaşıyor şiirler,
Sanma ki yaşıyorum
sensiz…
Haram sabahların
terennümüne,
Arsızca düştü
yüreğim.
Gözlerim ağlayan
bulutlarla sevişirken,
Bir şemsiye tutuyor
yan taraftan sensizlik.
Ah o yine bildik
sızı,
Ah o yine bildik
acı,
Ah o yine bildik
sızlanmaların mirası,
Ölüyorum be kadın,
ölüyorum…
Sokak boyu
taşlara yazılmış,
İsimler takıldı
gözlerime,
İlanı aşk eden
sözcüklerle,
Temaşa ettik aşkı,
İçimdeki senle
kavgalar ettim sessizce.
Ben sustum sen
konuştun,
Sen sustun, ben
sustum…
Bak yine
kahrolası özleminin cemreleri düştü,
Gönlümde dinmeyen
ağrılarına.
Zamanı sarkacında
esir ettin,
Adına aşk denilen,
karanlığın ışığında.
Oysa el sallarken
gidişine,
Rızasız
kavuşmalara kılıflar giydiriyor sözlerin.
Ben her defasında
yıkılan virane,
Ben her defasında
unutulan divane…
Sorup duruyorum
kendime,
Ölmez bir aşkın
sözcüsü ilan edip kendimi,
Vuslat ne yana
düşer sevgili…
Sonra, köşeyi
döndüğümde,
Köşedeki dilenci,
“Allah rızası
için ” dedi,
Allah deyince,
Katletti içimdeki
seni…
Âdem Efiloğlu