Kırık Aynalar Galerisi
Kırık Aynalar
Galerisi
Aras, şehrin en yüksek binasının yirmi ikinci katındaki ofisinde, önündeki devasa camdan dışarıya bakıyordu. Dışarıdan bakıldığında; altındaki lüks arabası, yönettiği devasa bütçeler ve herkesin gıptayla baktığı o "başarılı adam" imajıyla kusursuz bir hayatı vardı. Ama içeride, göğüs kafesinin tam altında, kimselerin görmediği bir yerde amansız bir fırtına kopuyordu.
Yıllar önce babası iflas ettiğinde ailesini kurtarmak için bir söz vermişti: “Her şeyi ben düzelteceğim.” O günden sonra hiç durmadı. Kardeşini okuttu, annesine ev aldı, ortaklarının batırdığı şirketi tek başına ayağa kaldırdı. Herkesin derdine can suyu oldu, herkesin sırtındaki yükü kendi omuzlarına aldı. Fakat bunu yaparken, etrafına öyle yüksek ve görünmez duvarlar ördü ki, kimsenin içeri girmesine izin vermedi. O gece, herkes ofisten çıktıktan sonra masasının başından kalkamadı. İçinde bir yerlerde, saniyelerdir tuttuğu o nefesi artık veremediğini hissetti. Aynalı lavaboya doğru yürüdü. Işığı açtı ve aynadaki aksine baktı.
O an, içini korkunç bir yabancılaşma kapladı. Aynadaki adamın gözlerindeki yorgunluk, yüzündeki o donuk ifade ona o kadar yabancı geldi ki, içindeki hırs bir anda yerini derin bir iğrenmeye bıraktı. “Kimsin sen?” diye fısıldadı kendi kendine. Kendinden, takındığı bu güçlü adam maskesinden, başkaları mutlu olsun diye kendi gençliğini harcayışından nefret etti. Hayat ona karşı çok acımasızdı. Ne kadar çabalarsa çabalasın, içindeki o derin boşluk kapanmıyordu. Dizleri titredi, lavabonun kenarına tutundu. İçinde biriken o dilsiz şikayet girdabı boğazına düğümlendi. Hıçkıramadı bile, sadece titredi. Tam o sırada, odanın loş köşesindeki koltukta oturan ve çocukluğundan beri ne zaman kırılsa ortaya çıkan o "iç ses", o bilge gölge ayağa kalktı. Aras’ın omzuna dokunmadı ama sesindeki şefkat duvarları yırtacak kadar güçlüydü. Aras’ın gözlerinin içine bakarak konuşmaya başladı:
“Seninle aynı fırtınanın koynunda,
aynı kader gemisinde yol alıyoruz Aras; bu yüzden o zifiri yalnızlık hissine
sakın teslim olma...” diye başladı o uzun tirada. Ses, Aras’ın
kendi zihninde yankılanan ama aylardır duymayı reddettiği o asıl bendeydi.
“...Bazen sevmeyeceksin kendini, hatta nefret bile edecek, kendinden iğrendiğini düşüneceksin. Hayatın sana acımasız davrandığı duygusu seni esir alacak. Kıvranacaksın, yakınacaksın, sızlanacaksın, hep şikâyet edeceksin, için içine sığmayacak. Sen sevmedikçe ne kadar sevilmen gerektiğini fısıldayacağım cümlelerimle. Yoksa şu içinde mücadele ettiğimiz koca hayatın sensiz ne anlamı var, hatırla; hayat seninle başlar.” Ses sustuğunda, ofiste ölümcül bir sessizlik oldu.
Aras
gözlerini kapattı. Yıllardır ilk kez, başkalarının yükünü değil, kendi kalbinin
atışını dinledi. O görünmez duvarların arkasından ilk gerçek nefesini aldı.
Aynadaki aksine tekrar baktı. Bu kez nefretle değil, canı yanan bir çocuğa
bakar gibi merhametle baktı. Elini kalbine koydu.
Ertesi
sabah, Aras yıllardır ilk kez telefonunu kapatıp şirkete gitmedi. Uzun zamandır
ertelediği o deniz kenarındaki kasabaya doğru tek başına yola çıktı. Çünkü
artık biliyordu; kurtarması gereken ilk ve tek kişi kendisiydi.
Aras, sabahın
ilk ışıklarıyla birlikte o deniz kasabasındaki köhne iskelenin ucuna kadar
yürüdü. Yanında ne yıllardır elinden düşürmediği o çalan telefonları vardı ne
de sırtında başkalarının yüklediği sorumlulukların ağırlığı. Sadece rüzgar,
denizin tuzlu kokusu ve göğüs kafesinde uzun zamandır ilk kez genişleyen o
hafiflik hissi vardı.
Cebinden, o
lüks plazadaki ofisinden çıkarken yanına aldığı tek şeyi çıkardı: Aynalı
lavaboda yumruğunu sıkarken elinde kalan, üzerinde şirketin amblemi olan gümüş
kaplama o pahalı kalemi. Yıllarca başkalarının hayatını imzaladığı,
başkalarının başarı hikayelerini yazdığı o kalemi parmaklarının arasında
evirdi.
Sonra denizin
derin maviliğine baktı. İçindeki o gölge son kez fısıldadı: "Bitti. Artık
kendi hikayeni yazma vakti."
Aras kalemi
havaya kaldırdı ve tüm gücüyle dalgaların arasına fırlattı. Kalem, suyun
yüzeyinde küçük bir halka bırakarak derinliklerde kayboldu. O halka genişledi,
genişledi ve yok oldu. Tıpkı Aras'ın eski hayatı gibi.
Aras arkasını
döndü, kasabanın küçük kahvesine doğru yürümeye başladı. İlk kez nereye
gittiğini bilmeden, ilk kez bir plan yapmadan, sadece kendi adımlarının sesini
dinleyerek yürüdü. Çünkü artık çok iyi biliyordu: Gemi batabilir, fırtına her
şeyi yıkabilirdi. Ama dümende o olduğu sürece, evren yeniden kurulurdu.
Gözlerini
gökyüzüne kaldırdı, derin bir nefes aldı ve gülümsedi.
Hayat, tam o
anda, onunla yeniden başlıyordu.
Adem Efiloğlu
30 Mayıs 2026
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 16
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.