Piyangocu Hikmet ağabeyimizi yaklaşık kırk yıldır tanırım. Yıllardır Ankara'da o tanınmış lokantanın önünde bilet satar, kazı kazan satar geçimini sağlar. Emeklidir aynı zamanda SSK dan. Çalışırken de akşamları çıkar satardı ek gelir elde ederdi, emekli olunca daha da rahatladı...

Bizim Denizciler Caddesi,  İtfaiye Meydanı, Çerkez Sokak, Hacı Bayram, Anafartalar Caddesi ve  civarları hep bizim ve benim gibilerin çocukluğumuzun gençliğimizin geçtiği yerler. Esnafların büyük çoğunluğunu tanırım, bir çoklarıyla dükkan önlerindeyse selamlaşır kısa kısa hal hatır sorarız... Dile kolay çıraklıktan beri geçen kırk elli yıl neredeyse... Bir ömür biriktirilen dostlar dostluklar...

Çok ilginçtir, tabi ben bu ilginçliği yıllar yılar sonra fark ettim. Hikmet Ağabeyin elinde hiç bir zaman bilet ya da kazı kazan kalmaz, kalmıyor yani gözlemlediğim kadar. Nasıl oluyor nasıl? Bir sürü seyyar piyangocuyu az çok görürüm, bazılarını tanırım, bakarım zaman zaman ellerinde biletler kalmış, hayır geride verilmiyor Milli Piyango İdaresine eskisi gibi, ama Hükmet Ağabeyin elinde, adı gibi ne hikmetse ne kazı kazan ne de piyango biletinden eser yok.

Bir gün çektim kenara ''Ağabey sen nasıl bunların hepsini gününden önce bitiriyorsun de bakalım bana hele'' baştan biraz mırın kırın etti, biraz sıkıştırınca ''Bak sana bir sır vereceğim ama önce yemin et kimselere söylemeyeceğine yoksa hiç bir şey anlatmam.'' Allah Allah çok şaşırmıştım! Tamam tamam söz sana kimseye anlatmam bana vereceğin sırrı... Tekrar döndü bana ''Söz olmaz yemin et yemin kimselere anlatmayacağına sırrı mı'' zorla şerle yemin ettirdi bana her ne kadar yemin etmeyi sevmesem de...

Tekrar döndü bana ''Bak evlat dedi ben hep bu lüks lokantanın kapısında dururum, neden? Evet neden? Burada hep zenginler yemek yer, benden fakirlerde bilet alır zenginlerde ama fakirler bir bilet alırsa zenginler daha da zengin olmak için üç beş tane bazen de onluk, yirmilik seri halinde bilet alırlar.'' anladım anladım da sır nerede? Tekrar bana bakarak ''Bak şu çatıyı görüyor musun, orada benim eğittiğim güvercinler var.'' Hala anlayamamıştım olayı. ''Eeeeee varsa var.'' devam etti ''İşte o güvercinler benim güvercinlerim sabah erkenden gelir daha lokanta açılmadan ben onları kuş yemleri ile beslerim.'' Onu da anladık. Devam etti konuşmaya ''Benim ufak bir çaktırmadan, elimi ağzıma götürmeden çaldığım ıslıkla harekete geçer ve lokantadan çıkan adamların üstüne şaaparlar.'' şaşırmıştım hem de ne şaşırma! Sonra ''O şaaptıkları da benden bilet alır.'' Aman Allah'ım adamda ki zekaya bak yahu!

Böyle bir şey nasıl bir çalışma, nasıl ve ne zaman eğittin bunları, kimin aklına gelir ki... Bana döndü tekrar ''Bak yemin ettirdim sana ben hayattayken bu sırrı mı kimseler verirsen ahirette iki elim yakanda olur unutma.'' diye de tembihledi... Ben de onun bu sırrını senelerce sakladım. Yine yazmayacaktım ama, bir kaç sene önce rahmetli olduğu için Hikmet ağabeyimiz affına sığınarak eskide bir anı olarak sizinle paylaştım...
( Milliyse Milli Piyango Bir De Kuşlar başlıklı yazı AhmetZeytinci tarafından 4.07.2025 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu